54 ülkede bi̇r mi̇lyardan fazla i̇nsanın yaşadığı, yanıbaşımızdaki̇ kıta

2050 yilinda 2 buçuk mi̇lyar i̇nsanin yaşayacaği, köyden kente göçün, kentleşmeni̇n en hizli olduğu kara kita

Utku ŞENSOY / ANKARA – Amerika Birlesik Devletleri ve Çin’in yillardir kıyasıya mücadele verdiği, alenen bilek güreşi yaptığı, yatirim savaslarına sahne olan, emeğin, hammaddenin sudan ucuz oldugu kıta…Peki Türkiye bu güç savaşının neresinde ? Uzun yıllar görmezden geldiğimiz, ihmal ettiğimiz bu ülkelerle ilişkilerimiz ne düzeyde ? Son dönemde neler yaptık ? Daha neler yapılabilir? Bir kısmı bize uzak ama çoğu ülkemize, insanımıza bir o kadar da yakın olan bu ülkeleri daha yakından tanıyıp anlayabilmek için bir bilene sorduk; Türkiye’nin Afrika konusunda özellikle de Sahraaltı ülkeleri, Batı Afrika konusunda deneyimli diplomatı, emekli Büyükelçi Sayın Yalçın ERENSOY ile, Sahraaltı Afrika’yı, Türkiye ile bölge ülkelerinin ilişkilerini konuştuk. Iki bölüm halindeki yazımızın ilk bölümü:

FİLDİŞİ SAHİLİ Cumhurbaşkanı Alassane OUATTARA (2011-…..). Ouattara 1990-1993 yılları arasında da Fildişi Sahili Başbakanı olarak görev yaptı.

U.Ş : Fildişi Sahili’nde hangi yıllarda görev yaptınız ?       Y.E: Fildişi Sahili’ nde Büyükelçi olarak bulunduğum yıllar, 2009 Kasım-2014 Haziran dönemini kapsıyor. Abidjan Büyükelçiliği’mizin açılışı da göreve başlama tarihimle eş zamanlı olup, Fildişi Sahili’ndeki ilk T.C. Büyükelçisiyim. Bu dönemi anlatmadan önce ülkenin yakın geçmişini kısaca anımsatmak yararlı olur: Zengin doğal kaynakları ve yabancı yatırımlarıyla Fildişi Sahili, Fransızca konuşan Batı Afrika ülkeleri arasında ekonomisi en gelişmiş ülkedir. Eski Fransız sömürgelerinden sekiz ülkenin oluşturduğu Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’nde üretilen toplam gayri safi hasılanın tek başına yüzde 40’ını sağlamaktadır. Abidjan limanı Afrika’nın ikinci en büyük limanıdır.
U.Ş : Fildişi Sahili’ndeki etnik yapı, dil ve halkın inancından söz edermisiniz ?
Y.E: Fildişi Sahili’nde 60’dan fazla etnik grup var. Bunlar Voltaik, Mande, Kru ve
Akan olmak üzere dört ana grup altında sınıflanıyor. Son verilerde, nüfusun yüzde 38’inin Müslüman, yüzde 26’sının Katolik, yüzde 6’sının Protestan ve yüzde 30’unun animist olduğu belirtiliyor. Fransızca konuşan Batı Afrika ülkelerinin ekonomik çekim merkezi olan Fildişi Sahili’nde, ayrıca, nüfusun dörtte birinden fazlası ülkeye tarım işçisi olarak gelen yabancılardan oluşuyor. Yabancılar içinde müslümanların oranı yüzde 70’i buluyor. Bunlar sınırların denetimsiz olmasının da etkisiyle 1960’lı yıllardan beri ülkeye kimliksiz olarak gelip yerleşmişler. Fildişi Sahili’nde birkaç kuşaktan beri yaşıyorlar, çalışıyorlar, çocukları da Fildişi Sahili’nde doğup büyümüş ve evlenmişler. Yabancı göçmenlere ve Fildişi Sahili’nde yetişen çocuklarına Fildişi Sahili vatandaşlığı verilmemiş. Burkina Faso, Mali ve Gine kökenli bu göçmenler ile Fildişi Sahili’nin Kuzeyindeki çoğunluğu Müslüman Voltaik ve Mande gruplar arasında etnik bağ bulunuyor. Burkina Faso, Mali ve Gineli göçmenlerle etnik yakınlıkları nedeniyle, Fildişi Sahili vatandaşı Kuzeyli halk, yıllar boyunca Güneyliler tarafından yabancılarla özdeşleştirilmiş ve ayırımcı muamele görmüş. Güneyli politikacılar da siyasi çıkarları uğruna ayırımcılığı kışkırtmışlar. Ayrıca, yüzde 60’ı 24 yaşın altında olan Fildişi Sahili vatandaşlarına ve komşu ülkelerden gelen göçmenlere yeterli istihdam sağlanamayınca, işsizliğin yarattığı ilave baskı mültietnik ve çok dinli nüfus yapısını patlamaya hazır hale getirdi. Fildişi Sahili’nin ilk Cumhurbaşkanı Félix Houphouët-Boigny’nin 1993 yılında ölümünden sonra ülkenin duyarlı etnik dengeleri korunamadı. Kuzeyli nüfus ile Güneyli Hristiyan nüfus arasındaki ayrışma, giderek daha da derinleşti. Kırsal kesimde tapu sicili bulunmaması nedeniyle, Güneyde yerel nüfusa ait zengin tarım arazilerini işleyen göçmenler ve Kuzeyliler ile Güneyli etnik gruplar arasında toprak anlaşmazlıkları da çıktı. Etnik ayrışma siyasi düzeyde üç lider yarattı. Çoğunluğu müslüman Kuzeyli etnik gruplar (Voltaik ve Mande grupları) Alassane Ouattara ve RDR’i (Rassemblement des républicains), Güney Batılı Kru’lar Laurent Gbagbo ve FPI’yi (Front populaire İvoirien), Güney ve Orta Batı’daki Akan grupların çoğunluğu da Henri Konan Bédié ve PDCI’yi (Parti démocratique de Côte d’Ivoire) destekliyorlar. Fildişi Sahili’ndeki siyasi partilerin siyasi görüş ve programlarının seçimlerde önemli bir etkisi olmuyor. Özellikle kırsal kesimde seçmenler büyük ölçüde Parti liderlerinin etnik kimliklerini dikkate alarak oy kullanıyorlar.

FİLDİŞİ SAHİLİ eski Devlet Başkanı Laurent GBAGBO (2000-2011). 2010 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ertesinde başlayan iç savaş sonunda Ouattara’ya bağlı kuvvetler tarafından tutuklandı. İnsanlığa karşı suç işlediği iddiasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmak üzere 2011 Kasım ayından beri La Haye’de tutuklu bulunuyor.

U.Ş : Fildişi Sahili’ndeki iç savaş sırasında Abidjan’daydınız. O dönemi anlatır mısınız ?
Y.E: İç savaşın tırmanan istikrarsızlık dönemi 1999’da başlar. Toplumsal gerginliğin arttığı 1999 Aralık ayında askerler yönetime el koydu. 2000 Ekim ayında Cumhurbaşkanlığı seçimi düzenlendi ve en güçlü liderler olan Henri Konan Bédié ile Alassane Dramane Ouattara’nın adaylıklarının reddedildiği bu seçimleri Laurent Gbagbo kazandı. Laurent Gbagbo’nun Cumhurbaşkanlığı döneminde de toplumsal ve siyasi gerginlik devam etti ve 19 Eylül 2002 tarihinde başlayan ayaklanma sonucunda asiler ülkenin Kuzey yarısının kontrolünü ele geçirdiler. Böylece ülke Güney’de Cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo’nun, Kuzeyde asilerin kontrolünde iki ayrı bölgeye bölündü. Fildişi Sahili›ne geldiğimde, ülkenin Kuzey bölgesi asilerin kontrolündeydi ve 1999 yılından beri devam eden istikrarsızlık ve iç çatışmalar döngüsünün etkisiyle Devlet yönetimi büyük ölçüde işlemez hale gelmişti. Uluslararası toplumun baskı ve yönlendirmesi sonucunda Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yıl gecikmeyle 2010 yılı sonunda gerçekleştirildi. Fildişi Sahili Bağımsız Seçim Kurulu›nun açıkladığı seçim sonuçlarına göre, muhalefet liderlerinden Alassane Ouattara seçimi kazandı. Ancak, eski Cumhurbaşkanı Gbagbo›ya yakın olarak bilinen Anayasa Konseyinin, muhalefetin güçlü olduğu bölgelerdeki seçim sonuçlarını iptal etmesiyle, geçerli oyların çoğunluğu eski Cumhurbaşkanı Gbagbo lehine değişmiş oldu. Fildişi Sahili›ndeki BM Misyonu ise, Anayasa Konseyi›nin kararını kabul etmeyerek, Bağımsız Seçim Kurulu›nun açıkladığı seçim sonuçlarına itibar etti ve Cumhurbaşkanlığı seçimini Ouattara›nın kazandığını ilan etti. BM Misyonu›nun onayladığı seçim sonuçlarını eski Cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo tanımadı ve iktidarı Alassane Ouattara’ya devretmeyi reddetti. Böylece, ülkede biri BM, Afrika Birliği, ECOWAS, AB gibi uluslararası kuruluşların tanıdığı, diğeri ise Anayasa Konseyi’nin değiştirdiği seçim sonuçlarına dayanarak kendini yeniden Cumhurbaşkanı ilan eden Laurent Gbagbo’nun görevlendirdiği iki farklı yönetim ortaya çıktı. Ülkedeki siyasi gerginlik hızla iç savaşa dönüştü. Laurent Gbagbo›ya bağlı kuvvetler Ouattara›nın bulunduğu Abidjan banliyösündeki Golf Hotel›i abluka altına aldılar. BM Barış Gücü tarafından korunan Golf Hotel›e giden yollar Gbagbo kuvvetleri tarafından kesildiğinden Otel›e karayolundan ulaşım mümkün olamıyordu. Bu dönemde Türkiye, BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğundan Fildişi Sahili krizi Bakanlığımızca yakınen izlenmekteydi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda ülkemiz meşru Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanı Ouattara›yı tanıyan ilk ülkelerden biri olmuştu. Hükümetimizin mesajını iletebilmek için , BM helikopterine binerek Golf Hotel›e gittim ve Ouattarayı ziyaret ettim. İMF›de uzun yıllar boyunca görev yapmış ve İMF Başkan Yardımcılığına kadar yükselmiş olan Ouattara, ülkemiz hakkında oldukça bilgi sahibiydi ve Cumhurbaşkanlığı döneminde ülkemizle ilişkileri geliştirme arzusunu içtenlikle dile getirdi. Cumhurbaşkanı Ouattara aylarca Golf Hotel›de yaşamak zorunda kaldı ve ülke yönetimini fiilen devralamadı. 2011 Mart ayı sonunda Kuzey’den Abidjan’a doğru genel bir saldırıya geçen Ouattara kuvvetleri Abidjan’a kadar ilerlediler. Ancak, Abidjan içindeki çarpışmalarda üstünlük sağlayamadılar. Bu aşamada Fildişi Sahili›nde görevli BM Barış Gücü ve Fransız Birliği devreye girerek, Gbagbo yönetiminin ağır silahlarını ve direnme noktalarını etkisiz hale getirdiler. Gbagbo kuvvetlerinin direnişinin kırılmasından sonra, Gbagbo ve eşi 2011 Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı konutunda ele geçirilerek tutuklandılar. Abidjan’ın tamamen kontrol altına alınması Mayıs ayına kadar sürdü. Gbagbo, 2011 Kasım ayında yargılanmak üzere Uluslararası Ceza Divanı’na teslim edildi. 2014 Mart ayında da, Gbagbo döneminin gençlik hareketi lideri Charles Blé Goudé, Uluslararası Ceza Divanı’na teslim edilen ikinci Fildişili oldu. Gbagbo döneminin diğer üst düzey sivil ve asker yöneticileri ya tutuklandılar ya da ülke dışına kaçtılar. İstikrarsızlık nedeniyle 11 yıldan beri yapılmayan Millet Meclisi ve yerel yönetim seçimleri 2011, 2012 ve 2013 yıllarında gerçekleştirildi. Gbagbo’nun partisi Front populaire İvoirien’in (FPİ) boykot ettiği bu seçimleri, Cumhurbaşkanı Ouattara’nın partisi Rassemblement des républicains (RDR) ve Cumhurbaşkanı Ouattara’yı destekleyen Rassemblement des houphouétistes pour la démocratie et la paix (RHDP) ittifakının üyesi diğer partilerin adayları kazandılar. İstikrarsızlık döneminin ülkede yol açtığı büyük siyasi, ekonomik ve sosyal hasarı onarma görevini üstlenen Ouattara Hükümeti, hem dışarıda, hem de içeride kazandığı güçlü destekle işe başladı.

GAMBİYA eski Devlet Başkanı Yahya JAMMEH. Jammeh 1994 yılında teğmen rütbesinde asker iken düzenlediği darbe sonucunda Devlet Başkanı oldu ve 1996 yılında Ordu’dan istifa ettikten sonra katıldığı 4 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak iktidarda kaldı. 2016 Kasım ayın daki son seçimleri kaybedince iktidarı devretmeyi reddetti, ancak uluslararası siyasi ve askeri baskı sonucu 21 Ocak 2017 tarihinde Gambiya’yı terketmek zorunda kaldı. Halen Ekvator Ginesi’nde yaşıyor.

U.Ş : Uzun yıllar devam eden kaotik ortamın ardından ülkede her şeyin yoluna girdiği söylenebilir mi?
Y.E: Hükümet, kısa sürede önemli bazı başarılar elde etti. Devlet yönetimi 9 yıl sonra tekrar ülkenin tamamına egemen oldu ve kamu görevlileri ülkenin her yerinde görev yapabilir hale geldi. Güvenlik koşullarında da zaman içinde düzelme sağlandı. İç savaş döneminde bölünen Ordu’nun ve bazı milis güçlerinin entegre edilmesiyle oluşturulan yeni Fildişi Sahili Ordusu’nu yapılandırma ve iç savaş döneminde silahlandırılan bir kısım milislerin “silahsızlanma, terhis ve sivil hayata katılım” süreci başlatıldı. Fildişi Sahili ekonomisi 2012 yılından itibaren yılda yüzde 9-10’u bulan kalkınma hızına ulaştı. Muhalefetin demokrasi dışı iktidar mücadelesine yöneleceği endişesiyle, tekrar siyasi sistemin içine çekilmesi hedeflendi. Bu çerçevede, temel konularda uzlaşma zemini bulunabilmesi için, Hükümet ve Muhalefet temsilcilerini peryodik olarak biraraya getiren toplantılar düzenlendi. Bu süreci teşvik etmek için, 2011 yılında tutuklanan Gbagbo yönetiminin üst düzey görevlilerinden ve destekçilerinden bir kısmı peyderpey serbest bırakıldı. İstikrarsızlık ve iç savaş döneminde iç sorunlarına odaklanan ve dış politikada etkili bir rol oynayamayan Fildişi Sahili, uluslararası ilişkilerdeki eski etkinliğini, özellikle bölgesel düzeyde yeniden kazanmaya başladı. Gbagbo döneminde bozulan Fransa-Fildişi Sahili ilişkileri yeniden ayrıcalıklı bir nitelik kazandı. Fransa, 2011 Haziran ayındaki açıklamasında, Fildişi Sahili’ndeki Fransız askerlerinin sayısını 200’e indireceğini ilan etmesine karşın, daha sonra eski Fransız sömürgelerindeki terör tehditlerini ve istikrarsızlıkları gerekçe göstererek, Fildişi Sahili’nde ileri operasyonel üs oluşturmayı ve daimi olarak 800 Fransız askeri konuşlandırmayı kararlaştırdı. Bu tutum değişikliğinde Cumhurbaşkanı Ouattara’nın, iç tehditler karşısında güvence olarak gördüğü Fildişi Sahili’ndeki Fransız askeri varlığının güçlendirilmesi konusundaki ısrarlı talepleri de etkili oldu. Ben Fildişi Sahili’nden ayrılırken, iç savaş sona ermiş ve ülkede ciddi bir ekonomik atılım başlamıştı. Bununla birlikte, ülkede herşeyin yoluna girdiği söylenemez. Kırsal kesimde tapu sicil kaydı bulunmaması nedeniyle, yerel halk ve göçmen nüfus arasında geçmişte katliamlara ve iç savaşa yol açan ihtilafları giderecek nihai bir çözüm geliştirilemedi. Öte yandan, nüfusun önemli bir kısmının hala kimlik belgesi bulunmuyor. Örneğin, Fildişi Sahili ve Gana’nın hemen hemen aynı nüfusa sahip olmalarına karşın, 2014 itibarıyla Gana’da seçmen listelerinde kayıtlı olanların sayısı 14 milyon iken, Fildişi Sahili’nin ise 5,7 milyon’du. Bu durum halkın iradesinin seçim sonuçlarına yansımasına da engel oluşturuyor. Ekonomik canlanmaya rağmen, 10 yıllık kriz döneminde kişi başına yaklaşık yüzde 17 oranında milli gelir kaybına uğrayan Fildişililer henüz ekonomik büyümenin nimetlerini hissedemiyorlar. Yoksulluk ve gelir dağılımındaki büyük uçurumdan kaynaklanan sorunlar aşılmadıkça, Fildişi Sahili’nin mültietnik ve çok dinli kültürel yapısının daha uzun yıllar ülke istikrarı için kırılganlık oluşturacağı anlaşılıyor.
U.Ş: Bu kriz döneminde Ankara-Abidjan ilişkilerinin de ciddi biçimde etkilendiğini söylemek yanlış olmaz sanırım.
Y.E: Fildişi Sahili’nde 1999 yılında başlayan ve 2011 yılına kadar devam eden istikrarsızlık ve iç savaş döneminde Türkiye-Fildişi Sahili ikili ilişkilerinde arzulanan gelişme sağlanamadı. 2011 yılı ortalarından itibaren dış ilişkilerini yeniden canlandırmaya başlayan Fildişi Sahili ile ülkemizin ilişkilerinin geliştirilmesi için artık uygun bir zemin bulunuyor. Abidjan Büyükelçiliğimizin 15 Kasım 2009 tarihinde faaliyete geçmesinin ardından, Fildişi Sahili de, 2012 Ağustos ayında Ankara’da Büyükelçilik açmayı kararlaştırdı. Fildişi Sahili Büyükelçisi, 2013 yılı Ocak ayında Ankara’ya gelerek görevine başladı. İki ülke arasında hava ulaştırması konusunda 2012 Mayıs ayında imzalanan anlaşma çerçevesinde İstanbul ve Abidjan arasında THY seferleri 2012 Temmuz ayında başladı. Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Ouattara 2015 yılında ülkemize geldi. Sayın Cumhurbaşkanımız da 2016 yılında Fildişi Sahili’ni ziyaret etti. Bu ziyaretler iki ülke tarihinde Devlet Başkanı düzeyindeki ilk ziyaretler oldu. Fildişi Sahili, 2013 yılı itibarıyla Fransızca konuşulan Sahra Güneyi Afrika ülkeleri arasında Türkiye’nin ikili ticaret hacminin en yüksek olduğu ülkeydi. Sahra Güneyindeki tüm Afrika ülkeleri ile karşılaştırıldığında Güney Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Etiyopya ve Sudan’ın ardından 5. sırada yer almaktaydı.