ABD-İRAN restleşmesi

Utku ŞENSOY

Ne zaman, nereden ve nasıl estireceği hiç belli olmayan bir ruh haline sahip… Kimine göre tam bir çılgın, kimilerine göre dünya devini tam da gerektiği biçimde yöneten müthiş bir demir yumruk!
Kanımızca kim ne derse desin adamın en belirgin özelliği “öngörülemez” oluşu!
Kimden söz ettiğimizi anlamışsınızdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Donald Trump’tan…
Sanki dünya yeterince tatsız bir 2019 yılı yaşamamışçasına, Washington ve Tahran 2020’nin ilk günlerinden elbirliğiyle ortalığı yine toz duman etmesini başardılar. Zaten SURİYE’ deki belirsizliğin devam ettiği, IRAK’ taki tansiyonun düşmediği, LİBYA’ daki çatışmaların tırmandığı, DOĞU AKDENİZ’ de suların ısındığı bir sırada, bölgedeki tek eksiğimiz ABD-İRAN restleşmesiydi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni yılın ilk günlerinde, “200-250 bin mülteci sınırımıza doğru hareket halinde. Tedbirlerle engellemeye çalışıyoruz ama iş zor, karşınızda insan var” açıklamasını yaparken, zaten milyonlarca mülteciyi vergileriyle ağırlamak zorunda kalan geçim derdindeki halkta, yeni mülteci dalgası ile sırtına bir kambur daha yüklenmesinin kaygısı başladı.
Irak’a gelince bir türlü istikrarın sağlanamadığı güney komşumuzda peş peşe patlayan bombalar, zaten sinir katsayısı yükselmiş olan yurttaşları daha da tedirgin ediyor.
Ulusal Mutabakat Hükümeti güçleri ile General Hafter komutasındaki askerlerin yoğun çarpışmalarına sahne olan Libya ise, Mehmetçiğin yeni görev alanı oldu. Rusya-Fransa ve diğer küresel aktörlerin desteğindeki muhalif güçlerin bölgedeki dengeleri her an değiştirecek boyutta manipülasyonlar yapması, Mehmetçiği sıcak çatışmaya çekecek diye yüreğimizi ağzımıza getiriyor.
Deniz altı zengin doğal kaynakları nedeniyle dünyanın paylaşamadığı savaş gemilerinin gölgesinde sondaj gemilerinin cirit attığı Doğu Akdeniz ise, güneyimizde adeta patlamaya hazır bir düdüklü tencere!
Özetle güney sınırlarımız ve kıyılarımız fokurdayıp duruyor. Buradaki gerilim yetmezmiş gibi, yeni kanal tartışmalarıyla yıllardır kendine has rüzgarı, dalgasıyla kendi halindeki Karadeniz’in de Doğu Akdeniz gibi sımsıcak bir denize çevrilmesinden kaygı duyanların itirazlarına, uzun kuyruklarına tanık olduk.
Sanki bu kadar dert yetmezmiş gibi, son olarak İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Süleymani ve Haşdi Şabi Komutan Yardımcısının Amerikan güçlerinin Bağdat Havalimanı’na düzenlediği saldırıda öldürülmesi, bölgeyi tam anlamıyla yangın yerine çevirdi. Olayın ardından Tahran “intikam” sözü verirken, ABD ise Irak’taki vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. ABD Başkanı Trump ise, General Kasım Süleymani suikastına misilleme olarak Amerikalılara saldırı düzenlenmesi halinde “hızlı ve net karşılık” verileceğini belirterek, “Eğer İran saldırırsa İran ve İran kültürü için 52 hedef belirledik. 52 rehineyi temsilen 52 hedefi vururuz” diyerek kararlılığını sergiledi.
3 günlük yasın ardından tansiyonun yükseleceğinden tedirgin olan Washington, Fas ile birlikte yapılan ortak tatbikatı iptal edip, Amerikan deniz kuvvetlerine bağlı amfibi saldırı gemisi ile bir tabur deniz piyadesini Ortadoğu’ya sevk etti. Son olarak gerginliği tırmandıracak bir hamle de İran’dan geldi. İran, nükleer anlaşmadaki tüm taahhütleri askıya alma kararı aldığı. Tahran’ın, Batılı ülkelerle 2015 yılında imzaladığı nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklaması, krizi bambaşka bir boyuta taşıdı.
Hemen yanı başımızda çok kısa bir dönemde yaşanan tüm bu gerginlikler nedeniyle zaten burnundan soluyan yurttaşlar, en son Washington-Tahran restleşmesiyle kendini bir anda cadı kazanının tam orta yerinde buluverdi.
Ulusça diken üstündeyiz. Sadece biz mi? Tüm dünya nefeslerini tuttu gelişmeleri izliyor!
Tüm bunlar 2020 yılında Ortadoğu’da adı konulmamış yeni bir savaşın ayak sesleri midir? Şii-Sünni çatışmasına mı gidiliyor? Bunu şu aşamada net biçimde ifade etmek pek de olası değil. Papatya falı açmak gibi de olsa, Beyaz Saray’daki öngörülemez in boş kabadayılıklardan tırsıp geri adım atması ne kadar olası değilse, Tahran’ın da arkasındaki Moskova-Pekin desteğiyle pek de mesnetsiz atmadığı söylenebilir.
Şimdilik bildiğimiz tek şey; “öngörülemezler ile, poker masasına oturmanın öngörülemeyecek sonuçlara gebe olduğudur.”
Tutarlı ve sağduyulu olup galeyana gelmemek, her topa girmemek, bin düşünüp bir konuşmak, atılacak her adımı enine boyuna tartmak Ankara’nın yapacağı en sağlıklı şey olur.