Ağkavak: Us Atölyesi’nin inancı ve ideolojisi yoktur

Yeni nesil bir platform: Ankara Us Atölyesi

Ankara’da 2016 yılında kurulan Us Atölyesi, aslında 2010 yılından beri bir grup insanın kafelerde kitap incelemeleri yaptığı ve giderek çoğaldığı bağımsız bir yapı olmuş. Bu düşünce platformu 2019 yılında, adını verdiği Konur 2 Sokak’taki mekânında felsefe, edebiyat, sanat, sosyoloji, psikoloji gibi düşünsel alanlarda yaz-kış demeden çalışmalarına devam ediyor. Kurucusu İbrahim Ağkavak, 24 Saat Gazetesi’nin sorularını yanıtladı

SULTAN YAVUZ – Uzun zamandır Ankara’nın düşünsel hayatında dikkat çeken bir topluluk mevcut: Ankara Us Atölyesi… Herhangi ideolojik ya da inanç hedefi gütmeyen, toplumun çok farklı kesimlerini kendisine dâhil eden bu yapı, 2019 yılında Konur 2 Sokak’taki mekânlarında faaliyetlerini yürütmeye devam ediyor. Felsefe, sosyoloji, psikoloji, sanat gibi ana başlıklar altında söyleşi ve okuma grupları yapan topluluk, kendine has özellikleriyle tam bir yeni nesil platform. Us Atölyesi’nin kurucusu İbrahim Ağkavak, bir kaç kişiyle başlayan ancak bugün Ankara’da en fazla ses getiren etkinliklere imza atan bu ilginç yapıyı gazetemize anlattı.
İbrahim Bey, Us Atölyesi’ni anlatmaya başlamadan önce bize kendinizi tanıtır mısınız? Us Atölyesi’nden bir yolculuk gibi bahsediyorsunuz. Sizin düşünsel yolculuğunuz ve atölyeye uzanan hikayeniz nasıl başladı?
İbrahim Ağkavak: Ben 2005 yılında, Ankara Gazi Üniversitesi’ne Matbaa Öğretmenliği bölümünde öğrenci olarak geldim. 33 yaşındayım ve okulumu 13 yılda bitirdim. Ankara Us Atölyesi’nin serüveni, aslında benim düşünsel serüvenimle çok alakalı. Özellikle Ankara’da siyasi ya da ideolojik akımların içinde mutlaka bulunuyorsunuz. Ben de üniversite yıllarımda radikal diyebileceğim düşüncelere meyilliydim. Ülkücüydüm. Fakat 2006 yılında bazı kitaplarla tanıştım. Mesela benim düşünce dünyamda çok önemli olan Ali Şeriati… Onun kitaplarıyla tanışınca, peşinden gittiğiniz ideolojik düşünceleri de sorgulamaya başlıyorsunuz ve bu sorgulamalar sizi bambaşka bir düşünsel dünyaya çekiyor. 2007 yılında bende de öyle oldu. Bu tarz yazarlar kıymetlidir, çünkü sizi başka yazarlara götürür. Sartre, Nietzsche gibi yazarlarla tanıştırır, felsefe tarihi okutturur, sosyolojiyi merak ettirir, psikanaliz varmış dedirtir, oluşa oluşa devam eder.
Ankara Us Atölyesi 2016 yılında kuruldu ama 2010 yılından bu tarihe kadar kitaplarla ilgilenen kişilerle kafelerde buluşuyorduk. Haftalık olarak bir kitabı belirliyor, bunun üzerinden tartışıyorduk. Kitaba ilgisi olanlar, birbirimizi sosyal medya üzerinden buluyorduk. Ankara Türkiye’nin başkenti, nitelikli üniversiteleri ve akademisyenleri var ama buna karşın sanatsal ve düşünsel yönden çok kısır. Etkinlikler de yok, platform da… Daha doğrusu öğrenciyken benim de gittiğim yerler vardı ama adı düşünce platformu olsa da, bir siyasi tercihin temsilcisiydiler. Bunun acısını çok çektim çünkü kapıdan girdiğiniz an kendinizi yabancı hissediyorsunuz. Orada birbirine benzeyen bir kitle var ve onları tanımıyorsunuz. Ben ise Türkiye’de karşılaşabileceğiniz her insan tipininin, düşünce ve inancın bir araya gelebileceği, tartıştığı ama kavga etmediği, birbirine tahammül edebildiği bir platform hayâli kuruyordum.
İşçi emeklisi bir babanın tek oğluyum, hiç yüksek maddi gelirim olmadı. 2016’ya kadar kitap okuma grupları sayıca artınca, kafelerde toplanmak zorlaştı. Sadece öğrenciler değil, doktorlar, polisler, öğretmenler de aramıza katılmaya başladı. Biz de bir kafe ile anlaşıp, çalışanların arasında para toplayıp, uygun fiyata yer arayışına girdik. Fikir oluşunca, platform olsun dedik. İsminin hiç bir ideolojiyi yansıtmamasına ve bir başka düşüncenin de kendini uzak hissetmemesine dikkat ettik. 2016 yılı Türkiye’de kutuplaşmanın çok arttığı, sert olduğu bir yıldı. Atölye olarak bunu hissettik. Servüvenimizde Dücane Cündioğlu çok etkili, onun Youtube derslerinde ‘us’ sözcüğü çok geçer. Biz de ondan ilhamla bu adı aldık. İstanbul’da da aynı isimli bir platform var, tanışmadık ama tanımlamaları bizimle bire bir aynı. Biz de Ankara Us Atölyesi koyalım dedik.
Kafelerde haftada kaç gün buluşuyordunuz? Birkaç öğrenciyle başlayan yolculuk, sonra akademsiyenleri nasıl bünyesine kattı?
Ağkavak: 2016’da önce Facebook sayfasıyla başladık, Demirtepe’de bir İngilizce kursunun kantini kullanmaya başladık. Pazartesi günleri yapıyorduk, herkes sırayla anlatıyordu. 10 kişiyle başladık, 40’a çıktık. Çocuğuyla gelen de oluyordu. Orası bizi sayıca kaldırmayınca, bir katılımcının Karanfil 2’deki kafesinde toplandık. Yedi ay boyunca kendi çapımızda program yaptık orada ama zamanla 120 kişiye ulaştık. Kafenin ısıtması yoktu, kışın şallarla oturuyorduk. Orası da kaldırmayınca, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden bir hoca Demirtepe’de bir vakıf olduğunu söyledi. Sekiz ay orada etkinlik yaptık ve bu süreçte akademisyen ve uzmanları da davet etmeye başladık. Mesela Prof. Nilgün Çelebi, sosyoloji alanında güzel seminerler verdi. Ankara İlahiyat Fakültesi’nden Hasan Onat ve yazar Özgür Taburoğlu da… Biz yaz tatillerinde de ara vermiyorduk ve kitlemiz çok kozmopolitti. İslamcı, Marksist, milliyetçi, LGBTİ, seküler ne ararsanız… Bu hem avantajdı hem de problem çıkma ihtimali yüzünden dezavantajdı ama biz bu zor kitleyle zorluk yaşamadık. Mesela ilk kez bir lezbiyenle sohbet ettiğini söyleyen arkadaşımızın en yakın arkadaşı bir LGBTİ birey oldu. Fakat burada da, katılımcılarımızın kılık ve kıyafetlerini sorun ettikleri için ayrıldık. Daha sonra kafelerde devam ettik. En sonunda da bu binaya yerleşebildik.
“Toplumu barıştıralım, eğitim seviyesini artıralım, ülkeyi kurtaralım derdimiz yok”
Us Atölyesi’nin amacı nedir?
Ağkavak: Bizim bir amacımız yok. Toplumu barıştıralım, eğitim seviyesini artıralım, ülkeyi kurtaralım derdimiz yok. Hiçbir kuralımız yok sadece ilkeleri var. ‘Biz’ olmaya karşıyız, örgütlü ya da hiyerarşik değiliz, kendimi de başkanı olarak görmüyorum. Bugün gelir tanışır, yarın gelip konuşma yaparsınız burada. İzin almaya gerek yok. İlkemiz sadece her hangi bir düşünceyi ya da yaşam tarzını ötekileştirmemek. Onun dışında ne inançsal ne de düşünsel bir kural yok.
Geri dönüşler olumludur sanırım?
Ağkavak: Bazen ‘Sizde başörtülü çok, dindar bir yapı mısınız?’ diye soruyorlar. Gelenlerin bir inancı ya da ideolojisi olabilir ama Us Atölyesi’nin yok. 2017’den sonra beni de aşan bir noktaya geldik. Buraya gelenler akademik bir kadro ile tanışacağını sanıyor. Beni görünce şaşırıyorlar. Temizlikten çaya kadar yapıyorum. Yetkili diye beni görünce afallıyorlar. Ben ise bu durumdan çok zevk alıyorum. Açıkçası, bizi de şaşırtan bir kalabalığa ulaştık. ‘Kimse gelmez, spesifik konular konuşuyoruz’ dediğimiz etkinliklere 80 kişi geliyordu. Demirtepe’deyken Tanıl Bora ve Cengiz Güleç geldi. O dönem hem akademik hem entelektüel konuşmacılarımız olmaya başladı. Bize bu kesimden insanları nereden tanıdığımızı soruyorlar. İnanın hiç birini tanımıyorduk, mesela Tanıl Hoca atölyemizi çok sevdiği için geldi. Bu etkinliklere 200 kişinin geldiği de oldu ve aramızda memur kitle de çok fazla.
Neden bu kadar insanın geldiğini ben de çok merak ettim. İnsanlar birçok STK’ya gitmeye korkuyor. Bize hep ‘Us Atölyesi’nin önünü de arkasını da görüyoruz, diğer yerlere gitmekten çekiniyoruz’ diyorlar. ‘Ülkede şu olurken, siz bunu mu konuşuyorsunuz?’ diye eleştiri de aldık ama önemsemedik. Çünkü güncele boğulmak, kendi gündemimizi oluşturma şansımızı elimizden alır. Bizim toplumsal bir amacımız yok, kendi hayatımızı anlamlı kılmaya çalışıyoruz.
Bu mekâna nasıl geçtiniz?
Ağkavak: Bütçemiz yoktu, çalışan ve memurlardan bütçelerine göre bir havuz oluşturup yer tutalım dedik ve burayı bulduk. Salonumuz geniş olduğu için başka programlar da yapılabiliyor. Üniversite topluluklarının tiyatro çalışmaları da, Greenpeace Ankara da etkinliklerini burada yapabiliyor, ücret de almıyoruz. Geniş sayılabilecek kütüphanemizden ödünç kitap alınabiliyor. Öğrenciler ders çalışabiliyor. Bu ilgiyi merak eden büyük STK’ların kurucuları da geldiler, ‘Biz katılımcı bulamıyoruz, gençler gelsin istiyoruz, siz nasıl başarıyorsunuz?’ diye sordular. Bizim hocamız yok, kimse kimseden bilgili değil, lise ya da üniversite öğrencisi eğitim almak için değil, katkı sunmak için geliyor. Özelikle 2000 sonrası kuşak çok enterasan…
“Yeni nesil de bir yere girmek istiyor ama ait olmak istemiyor”
Bu kuşağa dair neler söylersiniz?
Ağkavak: Aslında apolitik olmakla ya da sosyal medya ile eleştirilirler. Ama ben çok umutluyum. Biz 90 kuşağıyız ve tabularımız çok fazla, bu kuşak ise birbirine dokunma, kendinden olmayana dokunabilme cesaretine sahip. Mesela bir imam hatipli ile marjinal düşünceleri olan bir öğrencinin birbini beslediğine şahit oldum. Birbirinin yaşam tarzı hakkında olumsuz yaklaşmıyorlar.
Bizde üyelik yok, kişi sayısını da bir kalite ölçütü görmüyoruz. Genelde insanlar ya aynı görüşten oldukları için o gruba giderler ya arkadaş grupları vardır ya da kariyerlerine fayda sağlayacağını düşünürler. Bizde üç durum da mevcut değil. Buraya gelenleri tanımayız. Zaten kimse de kimseyle tanışmak zorunda değil, çayını kendisi alır, ait olmaz, bireysel kimliğiyle var olur. ‘Biz’in içinde erimeden, ne katarsa… Bizim dernek ya da vakıf olma hedefimiz yok, öyle olacaksa hiç olmayalım daha iyi. Yalnız, bizimle tanışan ve memleketinde benzer oluşumlar kuranlar oldu. Mesela Antakya’da bir öğretmen grubu Doğu Batı altında çalışma yapıyor ve çok kişiye ulaşıyor. Us Atölyesi planlanmadan oluşan yeni nesil bir platform. Yeni nesil de bir yere girmek istiyor ama ait olmak istemiyor. Bugün gelirim ama yarın gelmek zorunda değilim diye bakıyor. Biz bunu başardığımız için çok kişi geliyor bence. Keşke bizim gibi atölyelerin sayısı artsa…
“Felfefe ya da sanat sadece onları icra edene ait değildir diyoruz”
Bütçenizin olmadığını söylediniz, belediyelerden her hangi bir yardım söz konusu olabilir mi? Neticede faydalı bir iş yapıyorsunuz.
Ağkavak: Bence belediyeler bu tarz şeyleri dert etmeliler. Onlara Us Atölyesi’nin maliyeti aylık en fazla 3000 lira olur. İçine insan girmeyen STK’lara büyük paraların verildiğini biliyoruz. Yardımcı olmaları için belediyelere de ricada bulunuyoruz. Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi güzel ama yetersiz, Kızılay kültürel etkinlikler açısından merkez olmalı bence. Evet bizim Kültür Bakanlığımız da, Milli Eğitim Bakanlığımız da bu tarz işlerle uğraşmıyor. Ancak devlet yapmıyorsa, ben ne yapabilirim? Devlet kurmuyor diye felsefeden uzak mı kalacağım? Zevk aldığımız şeyler için, bu ülkede yaşamanın getirisine katlanmak zorunda değiliz. Kötü niyetli yapılar da var, ne yazık ki bizim adım atma azmimiz yok. Ya devlet yapsın ya da var olana dâhil olalım kafasındayız.
Burada TRT ses sanatçısı Eliz Avaloğlu ve yazar Özgür Taburoğlu’na maddi ve manevi destekleri için teşekkür etmeliyim. Yaz tatilinde çalışıp kazandığı parayı bize vermeye çalışan öğrenci arkadaşımıza da… Kabul etmedik tabii ki ama bize inanılmaz güç verdi. Biz insanımızı küçümsüyor ve hemen umudu kesiyoruz. İbrahim gibi gücü olmayan biri US Atölyesi’ni kuruyor, ev kadını Foucault okumaya başlıyor, insanlar felsefeyle ilgileniyor. Biz filozof ya da sanatçı yetiştirmiyoruz. Felfefe ya da sanat sadece onları icra edene ait değildir diyoruz.
Us Atölyesi’nde çok şeyi gözlemleme şansı da oluyor. Mesela deizm tarışmaları… Bu tartışmalar başlamadan önce, biz bunun nüvelerini görüyorduk; ilahiyatçı öğrencilerin çoğu ya agnostik ya deist olarak kendini adlandırıyordu.
“Siz necisiniz?’ dediklerinde, ‘Kendiniz keşfedin’ diyorum”
Sosyal medyada görünürsünüz, ben de sizi bu mecradan bularak gelenlerdenim.
Ağkavak: Evet, İnstagram ve Facebook sayfamız var. Bütçemiz olmadığı için bir internet sitemiz yok. Fakat Facebook’ta STK’lar içinde beğenide birinci sıradayız. İnsanlar çok ilgi gösteriyor, bu da bize moral oluyor. Benim de, benimle hareket arkadaşlarımın da akademik kariyerimiz yok, tanınırlığımız da… Us Atölyesi diye gelerek, farklı insanları hayâl edenleri anlayabiliyorum çünkü kimse İbrahim’i tanımıyor. Bizim devam etmesini istediğimiz, bir ekol oluşturmak. Türkiye’de süreklilik sorunu var; hem mekânsal olarak hem de oranın atmosferi olarak. Sorbonne’dan Sartre, Deleuze, Althusser ya da Lacan geçmiş. Nedeni üniversite değil, oradaki tartışma ortamı. Biz bundan mahrumuz. Ya kısa sürüyor ya da amacından sapıyor. Siyaset kötü bir şey değil ama düşünceye hakim olmaması lazım. Bizde entelektüel dünyamızı da sığ politikacılar yönetiyor. Bugüne kadar hiçbir siyasi partiyle iletişime geçmedik. O tip yerlerden düşünce kuruluşu için yardım talep etmek abes geliyor.
İlk kez Ankara Us Atölyesi’ne gelenler, ‘Siz necisiniz?’ dediklerinde, ‘Kendiniz keşfedin’ diyorum. Bir öğretmen Hanım, ‘Burayı çözemiyorum. Tam dindar kesimin düşünceye yakın kesimi diyorum, bir sonraki gün LGBTİ hakkında program oluyor. Ben sizi bir yere oturtamadım’ demişti. Biz bir yere oturmak istemiyoruz.