ALİ İHSAN GÖĞÜŞ: MUCİZELER KAYBOLMAZ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DE BİR MUCİZEDİR…

Üç yaşında babasını kaybetti,  çocukluğu  savaşlar sonrasında harabeye dönmüş  Gaziantep’te Şahin Bey hikâyeleri ile yokluk ve  yoksullukla geçti. Kastel denilen sokak  çeşmesinden su içti, yer sofralarında yemek  yedi, sadece okula giderken ayakkabı giydi.  Atatürk’e kente gelişinde çiçek verdi, özel  günlerde şiirler okudu. Gazeteciliği ve politikayı  hedefledi, genç yaşında ikisi de oldu. Her iki  kimliği ile de hakim huzuruna çıktı, kiminde tecil edildi, kiminde hapis yattı. Her iki kimliği ile de TBMM çatısı altına girmeyi başardı. İlk Turizm ve Tanıtma Bakanımız oldu, hayranlık duyduğu İsmet İnönü ile birlikte 1973 yılında CHP den istifa ederek siyaseti bıraktı, diğer kimliğine döndü, Radyo TV Yüksek Kurulunda görev aldı. Halen Basın Kartları Komisyonu şeref üyesi ve Başkanı olan Ali İhsan Göğüş ile anılarını tazeledik…

Anadolu,  belki de birçoğunun ilk kez duyduğu Cumhuriyet coşkusu ile çalkalanırken, Gaziantep’te doğar Ali İhsan Göğüş. Annesinin babası Sadık Dai’nin adını alan sokak ile babasının babası Mehmet Tahir’in lakabı olan Bozağa sokağının kesiştiği yerde ki Kethüdazade İbrahim Efendi konağında yaşayan ailenin üçüncü çocuğu olarak 1923 yılında dünyaya gelir. 1541 yılına kadar uzandığı bilinen bir soydan gelen ailede mutlu yaşam fazla sürmez ve baba Hasan Celal Bey genç yaşta yaşama veda eder.  Ali İhsan Göğüş henüz üç yaşındayken babasızdır, hatta küçük kardeşi babasının ölümünden üç ay sonra dünyaya gelir. Bu acıyı atmaya çalışan ailenin bu kez de başına ekonomik sıkıntı çöker. Dünyayı saran ekonomik krizden de etkilenen ülkemizde zor günler yaşanmaktadır.

Ali İhsan Göğüş “yokluk ve yoksulluk günleri, babamdan bize bir takım değerler kaldı, sadece bir kültür devraldık, maddi bir mirasımız olmadı” dediği bu dönem aynı zamanda hala unutamadığı çocukluk anıları ile dolu. Ekonomik sıkıntı nedeniyle konak, 1929 yılında satılır, kira dönemleri başlar ve sekiz ev değiştirirler. Savaşlar sonrasında yıkıntılarla dolu, sokakları kandille aydınlatılan, ‘kastel’ denilen sokak çeşmesinden su taşınan, yer sofrasında yemek yenen, trahom, sıtma ve tüberküloz salgınları yaşayan Göğüş çocukluğunu “o olaylar bende şöyle bir duygu yarattı, hiçbir şeyi satamam” diyerek özetliyor ve şöyle konuşuyor.

HİÇ BİR ŞEYİMİZ YOKTU, HAYALLERİMİZ VARDI

“Babamla ilgili bir anım yok ama bu acıyı da annemiz bize hissettirmemeyi başardı, çok iyi bir çocukluğumuz oldu. Öyle bir anne ki; babamın ölümünden önce dışarı çıkmamış, erkekler yapardı alış verişi. Reyhanlı Beylerbeyi Mustafa Paşa’nın torunu olan annem, kapalı kıyafeti ile ilk defa et almaya gidiyor, kasap ne istiyorsun hanım diyor, sesini çıkartamıyor, avucundaki parayı uzatıyor… Annem Ziya Paşanın ‘Terkip-i bend’i ile ‘Tercih-i bend’ini ezbere bilen, kültürlü birisi, ama evde!

 

Kethüdazade İbrahim Efendi konağı, Antep’in tuvaleti içinde olan ilk binası. Cumbalı, salonları Kıbrıs mermeri olan özgün bir taş yapı, bu satıldı. Annem, köyden gelen 250 lira ile geçimimizi sağlıyordu, tutumlu olmak zorundaydık, okuldan gelince ayakkabılarımızı çıkartır, oyuna öyle giderdik. Gaziantep’in kurtuluşunun ikinci yılı kutlaması nedeniyle Şehre Küstü’de bir tören var ben şiir okuyacağım, zengin bir akraba çocuğundan kıyafet alındı bana…

Seksen yıl önce ağlayarak çıktığım o eve seksen yıl sonra yine ağlayarak girdim. Birçok el değiştirmiş, en sonunda ücretini ben ödeyerek evi Gaziantep Belediyesi üzerine kamulaştırdık ve annemin adına 2008 yılında Emine Göğüş Gaziantep Mutfak Müzesini kurduk”…

Şahin Bey ve şehit destanları ile Sakarya savaşları ve büyük taarruz hikayeleri arasında, “kalpaklıların” kuşağı olarak büyür Ali İhsan Göğüş. Gaziantep de Halkevi’nin açılması ile buraya gider ve ilk kitabı Pinokyo’yu da burada okur. Çocukluğunun her dönemi bir devrime rastlayan, Medeni ve Soyadı Kanunu ile şapka devrimi, halkevleri gibi atılımlarla geçen Göğüş, sosyal kromozomlarının böyle teşekkül ettiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor.

“ Kurtuluş İlkokulundan sonra bir yılı dışında ortaokulu ve son sınıfa kadar da liseyi Gaziantep’te okudum. Lise son sınıfta 1943 yılında İstanbul’a Kabataş Erkek lisesine gittim.

Son sınıflar fen ve edebiyat olarak ayrılırdı, tabi ki edebiyatı seçtim. O zaman olgunluk sınavı vardı. Sözlü sınav Haydarpaşa lisesinde olur, yazılı içinde sorular Ankara’dan gelir ve Galatasaray lisesinde sınav yapılırdı. O yıl sınav soruları çalındı. İlk sınavda elden ele dolaşan sorular geldi, herkes işi serdi, diğer sınavlarda soru değişti, biz haziranda üç kişi mezun olduk. O sınıfta kimler yoktu ki, Demirci Mehmet Efenin oğlu Süleyman, Yakup Şevket Paşanın torunu Selim. Sedat Simavi’nin oğlu Haldun, daha sonra birlikte milletvekilliği yaptığımız MehmetAytuğ..

Kabataş lisesinde Nihat Sami Banarlı, Hıfzı Tevfik Gönensay. Faruk Nafiz Çamlıbel gibi hocalarımız vardı. Yatılıydım ve yokluk günleri idi, her birimize 150 gram ekmek düşerdi ama yemek saati geldiğinde Franz Von Suppe’nin Hafif Süvari Uvertür, Bach’ın Tokata’sıyla yemekhaneye girerdik”…

Kabataş lisesinden sonra,  İstanbul’da kalabilmek için, öğrenci yurdunda yer vermeleri nedeniyle Tıbbiye’ye girer. Bir yıl sonra tarih sevgisi ağır basar ve 1945 yılında Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne geçer.

Yaz aylarında ailesinin yanına Gaziantep’e giden Ali İhsan Göğüş,  CHP ile de ilgilenmeye başlar. Lise öğretmeni Ali Elgin idaresinde çıkan partinin yayın organı Güney Postası adlı gazetede 1947 yazında, yazı işleri müdürü ve başyazarı olarak çalışır. Halen Doğan Holdingin Hukuk Müşaviri olan arkadaşı Suat Ballar da DP’nin yayın organında çalışmaktadır. Gaziantep savunmasının önemli isimlerinden Şahin Bey için bir anıt düşünülmektedir,  iki arkadaş ve köşe yazarı ise ayrı görüşleri savunmaktadır. Görüş ayrılığı giderek sertleşir, Ali İhsan Göğüş daha sertleşir ki kendisini hakim karşısında bulur. Göğüş “ Suat çok iyi arkadaşım, birlikte izcilik yapmışız falan ama babası hâkimdi, üç aya mahkûm oldum tecil ettiler. Hala görüşürüz ve o günleri konuşur güleriz” diyerek ilk mahkûmiyetini anlatıyor.

İSMET PAŞA İLE TANIŞMA

Edebiyat fakültesi onun yaşamında önemli değişiklikler yapacaktır. Yarım asırdan fazla aynı yastığa baş koyduğu Nezahat hanımla da burada tanışır. Ayrıca, gazetecilik ve politika deneyimlerini de yine bu dönemde kazanır. Kapatılan Milli Türk Talebe Birliğinin yeniden kurulmasında görev alır genel sekreteri olur.

 

Ogünlerde fakülteler arası münazara modası vardır,  İstanbul Edebiyat Fakültesi ile Ankara Fen Fakültesi karşılaşacaktır, başkente gidilir,  ekip başı olarak Erdal İnönü tarafından garda karşılanırlar. Jüride Bülent Nuri Esen ve Halide Edip gibi isimler de yer alır. Edebiyatçılar kazanır, Erdal İnönü onları akşam yemeği için Karpiç’e götürür. Başarılı ekibi ertesi gün de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü köşkte kabul eder. Göğüş, 1947 yılında, İnönü ile tanışır, bu gerçek bir dostluğun tanışması olacaktır, yıllarca sürer. Ali İhsan Göğüş, ileri tarihlerde anılarını topladığı kitabına da “Hep İsmet Paşa’nın yanında” adını verecektir.

Atatürk’ün ölüm haberi geldiğinde okulda bayılan Ali İhsan Göğüş, kısa bir süre sonra İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile yine okulda sevinç çığlıkları atmıştır. Göğüş “ Atatürk’ün programını ancak İsmet paşa sürdürebilirdi, seçilmesine bu nedenle çok sevindim” dediği devlet adamı ile karşı karşıya gelmiş ve hatta bir süre de sohbet etmiştir.

Atatürk’e ve eserlerine hayrandır, sonuna kadar da bekçiliğini yapmaya söz vermiştir.  Cumhuriyeti durgun akan bir suya benzeten Ali İhsan Göğüş “Durgun akan su, önüne bir mani çıktığı zaman şelale olur” görüşünde.  Mucizelerin de kaybolmayacağına inanan Göğüş, “Türkiye Cumhuriyeti de bir mucizedir,  kaybolmayacak ve sonsuza kadar sürecektir” diyor.

GAZETECİLİK BAŞLIYOR

Basın tarihimizde ikinci defa Tan adıyla Ali Naci Karacan gazete çıkartır. 1949 yılında Ali İhsan Göğüş’de profesyonelce gazeteciliğe burada başlar. Necdet Baytok’un yazı işleri müdürü olduğu, Atıf Sakar, Kadri Kayabal,  Halit Kıvanç gibi güçlü kadroya genç gazetecinin girişinde Bedii Faik’in önemli rolü vardır. Göğüş “Yurttan ayrılmışım, yatacak yerim yok, gazetede sabahlıyorum çoğu zaman. Yokluk içinde bir şeyler yapmaya çalıştığımı bildiği için elimden tutan insandır, Dünya gazetesine transferimde de önemli rol oynamıştır, Babıâli de yer tutmama nedendir, ona minnettarım her zaman” diyor.

Ali İhsan Göğüş daha üç aylık gazeteci iken büyük bir transfer olayı yaşanır. DP Ankara’da Zafer isminde güçlü bir gazete kurmuş ve Tan gazetesindeki tüm kadroyu transfer etmiştir. Ali Naci Karacan, Göğüş’e gazeteyi tek başına çıkarmasını önerir. Göğüş hayatını değiştiren olayı şöyle anlatıyor.

“  Kabul ettim ama daha üç aylık gazeteciyken bir gecede yazı işleri müdürü oluyorum. Zorunlu bir kabul ediş ama bu olay bana çok önemli katkıları oldu. Sorumluluk almayı, yalnızlıkta mücadeleyi… Babıâli hayatımda en büyük okulum oldu.

Tan gazetesi 14 Mayıs 1950 seçimleri öncesinde Milliyet adını aldı,  yirmi gün kadar yazı işleri müdürlüğüm sürdü ve ben vatani göreve gittim”.

 

32 inci dönem koşulu topçu olarak yedek subaylığını Ağrı da yapan Ali İhsan Göğüş yepyeni bir sivil hayata döner. Altı yıldır arkadaşlık ettiği Nezahat hanımla 1951 yılında evlenir ayrıca CHP de artık muhalefet partisidir.  Bir süre Türk Haberler Ajansı’nda çalıştıktan sonra Falih Rıfkı Atay’ın Dünya Gazetesi’ne 1952 yılında yazı işleri müdürü olur, ta ki Menderes’e bir soru soruncaya kadar, Göğüş anlatıyor:

“ Falih Rıfkı’nın hayranıyım. Evlendiğimde bir bavul dolusu makalesini yeni evime taşıdım, birlikte çalışmaktan da çok mutluyum.

3. Menderes hükümeti, tüm bakanların istifası ile yıkıldı, başbakan istifa etmedi, yenisini kurdu.  4 üncü Hükümet programında da Kamu İktisadi Teşekküllerinin ıslahı, toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve basın yasasında iyileştirilmeye gidileceği falan yazılı.Ben de basın toplantısında bunları sordum… Menderes kızdı ama Falih Rıfkı da kızdı ve bana ‘benim bu suallerden haberim yok’ dedi, istifa ettim.

1956’nın aralık ayı idi üç gün sonra Nadir Nadi çağırdı, daha iyi bir ücretle ve Cumhuriyet gazetesine yazı işleri müdürü olarak başladım, Cevat Fehmi Başkut da genel yayın müdürü”.

BU SEFER TUTUKLANIYOR

Gazetecilikteki başarısı kadar CHP içinde de tanınan bilinen birisidir artık Ali İhsan Göğüş. 1957 seçimleri öncesinde DP ye sert muhalefet yapan Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı tutuklanır. Basın üzerinde baskı vardır, İstanbul basın savcısı Hicabi Dinç, yazı işleri müdürü Göğüş’ü arar ve ‘bu haberi kullanırsa gazeteyi kapatırım ‘der.

Haberin çok gazetede çıkması ile kapatma yapılamayacağını düşünen Ali İhsan Göğüş, yüksek tirajlı gazete sahipleri ve genel yayın müdürlerini Cumhuriyet gazetesinde toplantıya çağırır.

Burada alınan karar ile toplu hareket yapılacaktır.  Ahmet Emin Yalman’ın Vatan Gazetesi dışında her gazete haberi kullanır ve hiç birisi kapatılamaz. Ali İhsan Göğüş artık siyasete yönelmesi gerektiğini düşünmektedir, 1957 seçiminde CHP den adaylığını da şöyle anlatıyor:

“Gaziantep Milletvekili, bakanlık da yapmış olan Cemil Sait Barlas geldi ve bana adaylık teklif etti, olur dedim. Fakat genel merkez beni Şanlıurfa’dan gösteriyor. Ben memurluk yapmak istemiyorum,  bu işi uzun vadede düşünüyorum, Şanlıurfa bir dönem sonra beni seçmeyebilir ama ben memleketimde olursam daha uzun kalırım ve daha yararlı olurum dedim. Genel Merkez beni Gaziantep’ten gösterdi.

 

Urfa seçimi kazandı, onlar meclise girdi, biz kaybettik, üstelik çıkan olaylar nedeniyle, idam talebiyle tutuklu yargılandık. Önce Adana Cezaevi ardından da Yozgat’ta altı ay kaldık. Tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildik, bu dava ihtilale kadar üç yıl sürdü, sonra düştü.

İstanbul’a geldim, Nadir Nadi’den izin isteyerek ayrıldım ve Orhan Birgit, Şahap Balcıoğlu ve Orhan Ergüder ile birlikte Kim dergisini çıkartmaya başladık”.

MECLİSE GİRİYOR

27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında yeni bir Anayasa hazırlamak üzere Kurucu Meclis oluşturulur. İstanbul basınından; Kemal Zeki Gençosman, Babür Ardahan, Ömer Sami Coşar ve Ali İhsan Göğüş gazeteciler arasından seçimle belirlenir.  Anayasa halkoyuna sunulur ve kabul edilerek demokratikleşmeye geçilir, 1961 yılında genel seçimler yapılacaktır ve Ali İhsan Göğüş de adaydır. Bu kez halkoyuyla TBMM çatısı altına bir daha girer, önce CHP Grup sözcüsü olur iki yıl sonra da İnönü başkanlığında kurulan hükümette ilk Turizm ve Tanıtma Bakanlığına getirilir, yeni kurulan TRT de o zaman bu bakanlığa bağlıdır.

Üç dönem CHP milletvekili olarak mecliste kalır, 1973 yılında da İsmet Paşa ile siyaseti bırakır ve diğer kimliğine gazeteciliğe geçer. Radyo Televizyon Yüksek Kurulunda görev alır, Basın Kartları komisyonunun da başkanlığını üstlenir.

ÖĞÜT

Yarım asırdan beri gazeteciliğin ve siyasetin içinde olan Ali İhsan Göğüş’den gençler için öğüt istedik, o da şunları söyledi: “İnançlarınızın, kanaatlerinizin dışında hiçbir şeye hizmet etmeyin. Ne pahasına olursa olsun hizmet etmeyin.

Ben Dünya gazetesinden ayrıldığımda cebimde 5 kuruş yoktu, o zaman 212 sayılı yasa da yoktu. Hasan Pulur benim için  ‘bizler için Göğüş bir bayraktı’ görüşünü birçok yazısına koydu”.

İstanbul günlerinden beri Ankara basını ile yakın dostluk kurduğunu, başkentteki günlerinde de bunu pekiştirdiğini söyleyen Ali İhsan Göğüş Beyhan Cenkçi için de şöyle konuşuyor.“ Ünlü siyasetçi Kemal Satır’ı ağabey bilir o da onu kardeşi kadar severdi. Satır o dönem bir bankanın yönetim kurlu başkanı, Cemiyetin binasını da o bankadan aldık ve cemiyetin yüklü miktardaki parası da orda duruyor. Bir gün Beyhan geldi ve ‘ben bu parayı çekeceğim’ dedi. Yapma, Satırı zor durumda bırakırsı, ona yapamazsın falan dedim dinlemedi ve tek bir şey söyledi;  ‘Cemiyetin parası bu, daha iyi şartlarda değerlendirmem gerek’… Cemiyet her şeyi idi, nur içinde yatsın”.