Altındağlı iki kadının başarı hikâyeleri

Gonca Gültopan ve Zöhre Yoloğlu, Altındağ Belediyesi’nin açtığı kuaförlük kurslarına katılan ve açtıkları kuaför salonlarıyla mesleklerini yapan iki kadın… Gültopan, lisede sınıfta kalınca babası tarafından evlendirilmek istenmiş, annesinin desteği ile gizlice kursa yazılan Gültopan, daha sonra kendi hayatının kararlarını tek başına alan bir kadına dönüşmüş. Yoloğlu ise evlerinin geçimini büyük oranda kuaför dükkanı sayesinde sağladıklarını belirtiyor

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – Ortaokul mezunu olan Gonca Gültopan, lise eğitimini yarıda bırakmış. 1992 doğumlu olan Gültopan’ı, babası dikiş nakış kursuna göndermek istemiş ve önüne şu seçeneği sunmuş; “Ya okul, ya da koca… Okulunu bitiremediğine göre evlen ve ev hanımı ol.” Bu duruma çok içerleyen ve hırslanan Gültopan’a, annesi Ayten Hanım destek olmuş ve babasından gizli kuaförlük kursuna kaydettirmiş. Gültopan’ın kursta başarı sağlamasıyla birlikte fikirleri değişen baba da, kızına destek olmaya başlamış ve kızına şimdiki kuaför salonunu açmış. Geçirdiği kanser hastalığı nedeniyle belki de radikal bir değişim yaşayan baba, “Bir kadın mutlaka ayakta durabilmeli” diyerek kızının en büyük destekçisi olmuş.
Gültopan, kurs sürecine ilişkin şunları söylüyor, “Kursa 2007 yılında başladım ve bu kadar başarılı olabileceğimi tahmin etmiyordum, ben ki kendi saçlarını bile tarayamayan bir insandım. Sırf evlenmemek için işimde iyi oldum. Kursta iki yıllık eğitimin ardından sertifikamı aldım, dükkanımı açtığımda 18 yaşındaydım. Şu anda üç kişi daha yanımızda çalışıyor, annem de bana destek oluyor burada ve Karapürçek’i götüren tek kuaför biziz diyebilirim. Çok başarılı olduğumuz için bizi kıskanıyorlar, şikayet ediyorlar ama tüm belgelerimiz mevcut.”
Dükkanını açtıktan sonra evlenen ve oğlu Rüzgâr’ı dünyaya getiren Gültopan, dükkanını ilk açtığında yapamayacağına dair bir kuşku içine girmiş ama zorlu bir sürecin ardından, Karapürçek’in aranan kuaförü haline gelmiş. Kendi evini ve arabasını aldığını belirten Gültopan, ailesine de destek olduğunu vurguluyor.
Kadınların eğitim ve kültür merkezlerine giderek kendilerini geliştirmelerini tavsiye eden Gültopan, “Çalışmak en güzel şey… Bir erkeğin eline bakmak kadar kötü bir durum yok” diyor. Hüseyin Gazi Kadın Eğitimi ve Kültür Merkezi’nde eğitim alan Gültopan, “Hocalarımız çok iyiydi. Ben çok memnun kaldım, ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Orada kendime özgüvenim arttı” diye anlatıyor.
Güleryüzlü ve temiz bir hizmet anlayışında oldukları için tercih edildiklerini kaydeden Gültopan, sabah saat 05.00’ten, akşam 19.00’a kadar çalıştıkları günler olduğunu ve ağırlıklı olarak türban tasarımı yaptıklarını söylüyor. Dokuz yıldır kuaförlük yapan Gültopan, başka kadınlara da örnek olduğunu memnuniyetle dile getiriyor.
Anne Ayten: “İyi ki, kızımı o kursa yazdırmışım”
Gonca Gültopan’ın annesi Ayten Hanım da kızıyla beraber işlettikleri kuaförde mutlu olduğunu kaydererek, 39 yaşına kadar ev hanımlığı yaptıktan sonra, şimdi çalışıyor olmaktan oldukça memnun olduğunu belirtiyor. Kızına destek olmak için kendisi de üç ay kuaförlük kursuna giden Ayten Hanım, “İki evladım var, Gonca’nın çok başarısız bir öğrenci olduğunu söyleyebilirim. Kuaförlük mesleğine öncülük eden de benim, babasını kandırarak kursa götürmüştüm. Yemek kursuna, dikiş kursuna götürüyorum diye götürdüm, kuaförlük kursuna yazdırdım. Baba önce karşıydı, ‘okumadı, ev hanımı olsun’ dedi. Ben kızımın küçük yaşta evlenmesini istemiyordum, babayı kandırıp ikimiz kursa yazıldık. Ben devam etmedim ama Gonca’yı gönderdim, devam etti çok şükür” diyor.
Ev hanımı olmanın zorluklarını yaşayan Ayten Hanım, kızının kendisi olmasını istememiş, “Zaten ileride ev işini de yemek yapmayı da öğrenebilir. İyi ki kızımı o kursa yazdırmışım diyorum. Kadınlara, halk eğitim merkezlerine gitmelerini öneriyorum. Kurs açılınca, kızını ilk götürenlerdenim. İsterim ki tüm genç kızlarımız ve ev hanımlarımız gitsin ve kendi ayakları üzerinde dursun” diye ifade ediyor.
Zöhre Yoloğlu, “Kadınlarımız değişti, özgüvenleri geldi”
Ankaralı Zöhre Yoloğlu da, kursa gitmeden önce gecekondularının altında küçük bir bakkal dükkanını eşiyle birlikte işlettiklerini, yıkılmasından sonra da uğraş olsun diyerek kültür merkezine gittiğini kaydediyor. Kuaförlüğe her zaman ilgisinin olduğunu belirten Yoloğlu, “Belgelerimi aldıktan sonra,yerimde duramadım. Orası yıkılınca buraya kiracı olarak geldik, çocuklarım zaten üniversiteye gidiyorlardı. Hem eşim hem de çocuklarım destek oldular” diyor.
Sekiz yıldır kuaför salonu olan Yoloğlu, bu süreçte pek çok kadını da kurslara katılmaları konusunda yönlendirdiğini ifade ediyor. Yoloğlu, “İnsanın özgüveni geliyor, rahatlık geliyor. Mesela yazın oğlumun düğünü oldu, gelin başını da, akrabalarımızın saçını da gururla ben yaptım. Kadınlar evde boş oturmasınlar, mutlaka bir atılım yapsınlar. Çocuklarımız zaten büyüdü, en azından kendin için yapıyorsun, sora ailene destek oluyorsun. Burası olmasa işimiz zor, eşim emekli, benim kazancımla ev geçindiriyoruz” diyor.
Çamurunu da, gecekondusunu da, nerede ağaç olduğunu da biliyorum
Kuaför salonunun bir terapi gibi de hizmet verdiğini aktaran Yoloğlu, “Hanımlar gelince mutlu ve rahat bir şekilde buradan ayrılıyorlar, mutsuz çıkan olunca günlerce aklımdan çıkmaz, tekrar geldiğinde sorarım neden mutsuz olduğunu. Mahallemizden gelenler kuaför gözüyle değil de, arkadaş gözüyle görüp benimsiyorlar. Öyle olmasa yürümez zaten, kaşlarını alırsın gider. Fakat sohbetin olması, onun sorununu dinlemen önemli şeyler bence. Ben 53 yaşındayım ama hâlâ müşteri geldiğinde ilk günkü heyecanımı yaşıyorum” diye belirtiyor.
Altındağ’daki dönüşüme dair ise Zöhre Yoloğlu şunları söylüyor, “Kültür merkezimi açan ve önderlik edenlere, başkanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bizim semtlerimizdeki kadınlar için özellikle çok önemli bu kurslar… Kadınlarımız değişti, özgüvenleri geldi, gecekonduda otururken dışarı çıkmıyorlardı. Son 5 yıl içinde yalnız dışarı çıkabiliyor, spor ve parklarımızda yürüyüş yapabiliyorlar. Eskiden dışarı çıkmaları mümkün değildi, evde çocuklarıyla uğraşıyorlardı. İlk dükkânı açtığımda ‘ben neden bu mahallede açtım’ diye düşündüm. Bir şey yapamam sandım ama sonradan hanımlarımız gelmeye ve kendilerine bakım yaptırmaya başladılar. Bir dönüşüm yaşadık, kadınlar çocuklarının eğitimiyle daha iyi ilgilenmeye, öğretmenleriyle sohbet etmeye başladılar. Önceden kimse çocuğunu okula götürmezdi, şimdi ‘saçını nasıl yaptıralım?’ diye soruyorlar mesela. Bu büyük bir şey, geliştikçe çalışmaya da daha fazla yöneldiler. 40 yıldır buradayım, çamurunu da gecekondusunu da, nerede ağaç olduğunu da biliyorum. Şimdi evlerimizde daha rahatız ve yapılan hizmetleri beğeniyorum. Daha da güzel olabilir…”