Ankara tiyatrosuna “eski” ama yeni bir soluk geliyor…

Mustafa Takmaz

Takmaz: “Maltepe’deki Çakır Pavyon’u kiraladık, orada Ankara müzikali oynayacağız”

Tiyatro Ankara- Kabare Sanat Etkinlikleri adıyla perdelerini açmaya hazırlanıyor. Pandemi süreci nedeniyle ertelemek zorunda kaldıkları çalışmaların hazırlıkları için kolları sıvayan Tiyatro Ankara, pandemiden kısa süre önce açtıkları Karanfil Sokak’taki Kabare Sanat Merkezi ile de konuklarını ağırlamaya başladı. Merkezin kurucusu tiyatrocu Mustafa Takmaz, Tiyatro Ankara’nın yolculuğunu ve projelerini 24 Saat gazetesi okuyucuları ile paylaştı

SULTAN YAVUZ- Tiyatro Ankara seyirciyle buluşabilmek için gün sayıyor. Kabare Sanat Merkezi adıyla Karanfil Sokak’ta faaliyet göstermeye başlayan mekân, konuklarını bekliyor. Tiyatronun kurucusu usta sanatçı Mustafa Takmaz, tam bir Ankara âşığı… Ağrı’dan geldiği Ankara’da 1978 yılında tiyatroya gönül veren Takmaz, “eski” Yenimeydan Sahnesi’nin de kurucusu… Yıllarca Ankara’da tiyatro yaptıktan sonra Kocaeli’ye taşınan grup, şimdi Tiyatro Ankara ismiyle yeniden başkentlilerle buluşacak.
Tiyatroya lisedeyken başlayan Takmaz, o yıllarda Ankara’da Sanatçılar Birliği Derneği olduğunu ve amatör oyuncuların orada kendilerine yer bularak çok iyi bir temel eğitimden geçtiklerini belirtiyor. 1970’li ve 1980’li yıllarda Ankara’daki tiyatronun güçlü oluşunu geçmiş dönemlerdeki Halkevleri’ne bağlayan Takmaz, “AST (Ankara Sanat Tiyatrosu) da oradan çıkan insanlar tarafından kurulmuştur. Fakat bizim için kara bir dönem olan 12 Eylül darbesi yaşandı ve ben bu süreçte duvara yazı yazmaktan cezaevine girdim” diyor.
Takmaz, Mamak Cezaevi’nden önce kaldığı Etimesgut Zırhlı Birlikler’de de eski bir konser salonundan bozma cezaevinde kaldığı bir yıl boyunca, battaniyelerden perde yaptıklarını ve tiyatroya devam ettiğini belirtiyor. Takmaz, “Askerler için eğlence düzenlenen bir yer olduğundan, sahne aynen duruyordu ve alt katında yer alan kulislerde kadın kıyafetleri vardı, onları da bir oyunumuzda kullandık” diyor.
Cezaevinden çıktıktan sonra tiyatro yaşamına devam eden Takmaz, 1982 yılında AST’tan ayrılan bir grup oyuncunun kurduğu Ankara Sanat Evi’nde profesyonel oyunculuğa başlamış. İlk oyun olarak “403. Kilometre”yi oynadıklarını kaydeden Takmaz, Erol Demiröz, Savaş Yurttaş, Şener Kökkaya ve Nurhan Özenen gibi usta oyuncularla çalıştığını anlatıyor. “O dönem tiyatro önünde kuyruklar oluşurdu, insanlar günler öncesinden özel tiyatrolardan yer ayırtırdı. 12 Eylül sonrası da tiyatro bir ihtiyaçtı. Sanat bir çok şeye cevap veriyordu. Tüm antidemokratik tıkanmalar, insan yaşamına ilişkin söylenebilecekler ancak sanat yoluyla dillendirilebiliyordu ve tiyatro da bunun en can alıcı kısmıydı” diyor.
1985 yılında ise bir gençlik tiyatrosu oluşturarak, Ankara Yenimeydan Sahnesi’ni kuran Takmaz ve arkadaşları, 30’u aşkın üniversite öğrencisi ile pek çok oyun sergilediklerini ifade ediyor. Daha sonra bir prodüksiyon tiyatrosu hâline dönüştüklerini ve Türkiye’de hiçbir tiyatronun ulaşamadığı sayıya çıkara, 200 turne yaptıklarına dikkat çeken Takmaz, 1999 Marmara Depremi ile Kocaeli’ne taşındıklarını belirtiyor.
Depremzede çocukların yaralarını sanatla sardılar
Kocaeli’de UNICEF ve SHÇEK ile ortak proje yürüterek, gençlik merkezlerinde çocuklarla drama çalışmalarına yöneldiklerini kaydeden Takmaz, “Dört büyük festival yaptık ve bir yandan da Ankara’daki tiyatro yaşamımız devam ediyordu. Sonra Kocaeli’ne tamamen taşındık ve Ankara Meydan Sahnesi olarak devam ettik. O dönem ben Kocaeli’de konservatuarda dramatik yazarlık okudum. Ne yazık ki bu dönem turneye giderken, 2003 yılında bir trafik kazası geçirdik ve arkadaşımız İlkay Eser’i kaybettik. Onun adını geçmişte nasıl tiyatro adımıza ekleyerek yaşattıysak, şimdi yine yaşatmaya devam edeceğiz” diyor.
Söz konusu projeyle Türkiye’ye “En az 20 salon kazandırdıklarını” belirten Takmaz, “Minik minik bir sürü tiyatro oluştu ve orada yaşayan depremzede insanlar, çocuklarının oyunlarını izlemeye geldiler. Onların tiyatroya ulaşabilecek zaman ve imkanları yoktu. O mekan onlar için sanat tüketebilecekleri bir mekan haline dönüşmüştü. Kocaeli’de bulunduğumuz sürede orada da bir salonu tiyatro haline çevirdik, salon açıp kapatan bir pozisyona geldik o ara. Şimdi de Ankara’da maceramız devam ediyor” diye anlatıyor.
Ankara’ya döndükten sonra eski bir porno sinemasını tiyatroya çeviren Takmaz, kirayı ödeyemeyince kapatmak zorunda kaldıklarını da sözlerine ekliyor.
Pavyonu tiyatroya çevirdiler
Takmaz, şimdi ise Tiyatro Ankara adıyla maceraya devam ettiklerini belirterek, Maltepe’de kiraladıkları eski bir pavyonu sahneye dönüştürdüklerini ifade ediyor. Takmaz şunları anlatıyor:
“Önce Karanfil Sokak’taki bu mekanı kiraladık, bir sanat merkezine dönüştürmeyi istiyoruz. Maltepe’deki Çakır Pavyon’u ise tadilattan geçirdik ancak pandemi nedeniyle çok yol alamadık. Mekânın pavyon özelliklerini bozmuyoruz, kırmızı koltuklar, masalar ve lambalar kalacak. Tabii ki ekleme ve çıkarma yapıyoruz ama asıl korumaya çalıştığımız oradaki ruh. Biz orada Ankara müzikallleri yapmak istiyoruz, Ankaralılar’ın hayatlarından kesitler sunacağız. Projemiz arasında İstanbul’dan bir tiyatro ile paylaştığımız bir müzikal var; Süreyya Müzikali… Ankara’da Süreyya isimli bir kadının yükselişini anlatıyor ve bu projeye destek vermek için de Selçuk Ural ve Nil Burak gibi eski sanatçı arkadaşlarımızın destek vermesini bekliyoruz. Ne yazık ki pandemi nedeniyle kesin bir şey söyleyemiyoruz ama bir Ankara sürprizi olacak. Kabare Sanat Merkezi’nde de söyleşilerin yapıldığı, yazar ve çizer dostlarımızın geldiği bir ortam hedefliyoruz. Aynı zamanda bu mekânın bir kitle oluşturmasını da amaçlıyoruz.”
Emektar sanatçılara destek
Özellikle pandemi süreciyle beraber Ankara’da tiyatroya emek veren insanların çok zor günler geçirdiğini vurgulayan Takmaz, “Kiminin temizliğe gittiğini duyuyoruz. Biz bu arkadaşlarımıza burada herşeyi ikram etmeye karar verdik. Geldiklerinde minnet duymadan yiyip içsinler ve gerekirse evlerine de götürsünler istiyoruz. Bazı sanatçı dostlarımızın desteğiyle ve buradan elde ettiğimiz gelirle bunu sağlayacağız. Kabare Sanat Evi’ne herkesi bekleriz” diyor.
Ankara’da 70 yaş üstü pek çok tiyatrocunun olduğuna ve “Kendilerini bir köşeye atılmış gibi hissettiklerine” dikkat çeken Takmaz, “Ben hâlâ oynayabilirim diyenler var. Belki Yeniden Tiyatro adıyla bu oyuncularımızı sahneye çıkarma projemiz de var. Ankara’da tiyatroya yön veren pek çok insanın ne yazık ki şimdi esamesi okunmuyor. Biz ustalara saygı diye öcülük edip, onları anmak ve sohbet günleri düzenlemek istiyoruz” şeklinde konuşuyor.
Askıda bilet projesi
Takmaz, “Askıda bilet” isimli bir proje başlatmayı düşündüklerini ve oyunlarının biletlerini açık olarak satmak istediklerini, bileti alan seyircinin iki yıl sonra bile geldiğinde o biletle oyun izleyebileceğini belirtiyor. Takmaz, “Kimseden borç istemiyoruz, emeğimizi ortaya koyuyoruz” diyor.
Ankara’da yakın süreçte bir tiyatro yapımcılarının kurduğu Tiyatro Birliği ve oyunculardan oluşan Dayanışma Grubu oluştuğunu da sözlerine ekleyen Takmaz, “Ankara’da ilk defa bir tiyatro örgütlülüğü oluşuyor. Mesela Büyükşehir Belediyesi’nden açık hava tiyatrolarını kullanma önerisi götürdük. Dünya görüşlerimiz farklı olabilir, siz vodvil, diğeri kara mizah ya da politik tiyatro yapabilir ama tüm bu yapıları bir araya getiren bir birleşme oldu. Eğer güçlü olursa, tiyatro üretenlerin vergiden muaf olması sağlanabilir. Çünkü tiyatro vergisi çok fazla…” diye anlatıyor.
Bir zamanlar Ankara’da tiyatro…
1970’li ve 1980’li yıllarda tiyatronun çok pahalı olmadığını ve devlet tiyatroları ile özel tiyatroların bilet farklarının çok olmadığını belirten Takmaz, insanların alım güçlerinin de daha fazla olduğunun altını çizerek, “Anne, baba ve çocuk rahatlıkla tiyatroya gelebiliyordu. 1982 yılında, salona girerekn seyirciden yer bulamadığımız için sahneye çıkmakta zorlandığımızı hatırlıyorum. O antidemokratik dönemde, insanlar nefes almak için tiyatroya geliyordu” diyor.
Gençlik Parkı’nda açık hava tiyatrolarının olduğunu ve bunların yerel yönetimlerce finansal olarak desteklendiğini kaydeden Takmaz, aynı zamanda 1980’li yıllarda çay bahçelerinin de tiyatroya dönüştürüldüğünü ifade ediyor. Takmaz, “Başımızda Akbulut, Sen Bu Seçimi Unut” diye bir oyun vardı, Süleyman Demirel de eşiyle gelip kahve sandalyesinde izlemişti, hatta eşi gülmekten sandalyeden düşmüştü. Düşünün, oyunda Demirel’i canlandıran oyuncu tanga ile sahneye çıkıyordu; Şafak Sezer… Şimdi böyle bir kültür kalmadı. Bir küfür ve magandalık kültürü hâkim oldu. Sokakta yürüyen insanın sözleri bu ülkenin kültürüyle alakasız, televizyondan almış bu lumpenliği. Geçmiş dönemde tepki gösteren bir topluluk vardı, politize olabilmiş insanlar… Şimdi ise uyutulmuş, yaşamını idame ettirmeye çalışan, tamamen dejenere bir kültürün hâkim olduğu insanlar… Tabii özellikle Behzat Ç’nin ardından ve Devlet Tiyatroları’nın bilet fiyatlarının uygun olmasıyla yeniden bir dönüş var. Umutluyum…” diye belirtiyor.
“Tiyatro tarih boyunca varlığını sürdürmüştür, hükümetler gelir gider, tiyatrolar kapatılır, açılır ama her dönemde tiyatro kendine bir yol bulur. Tiyatronun dili, dini ve ulusu yoktur” diyen Mustafa Takmaz, “Bu var oluş bizim de görevimiz ve estetik, etik değerleri yitirmeden tiyatroyu devam ettirmek istiyoruz” sözleriyle konuşmasını noktalıyor.
Kabare Sanat Merkezi’ni Kızılay’daki Karanfil Sokak 14/8 adresinden ziyaret edebilir, Instagram hesabından takip edebilirsiniz.