Ankara’da bir modern zaman dervişi

Ankaralı Ege Kabalak, 14 yaşında başladığı yurt içi gezilerini, 18 yaşından sonra yurt dışına taşımış. 24 yaşında, 23 ülke ve 300’den fazla şehri otostopla gezen Kabalak, 10 yıldır çaldığı yan flütle sokak müziği yaparak yaşamını idame ettiriyor. Yaşamının bir “yol” hikayesi ve arayış üzerine kurulu olduğunu ifade eden Kabalak, metropol insanlarının alışkanlıklarını de, gelecek kaygısını da taşımıyor. Hikâyesini 24 Saat Gazetesiyle paylaşan Kabalak, bir modern zaman dervişi…

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ İlk kez altı yaşındayken evden kaçtığını gülerek anlatan Ege Kabalak, yüreği yola sevdalı olanlardan… Modern insanın yaşamını üzerine kurduğu maaşlı ve sigortalı bir iş, gelecek kaygısı, eşyaya sahip olma gibi dertleri olmayan ve zamanı kendisine göre değerlendiren Kabalak’a, hem yaşam tarzı hem de hayata bakış açısıyla modern bir derviş dersek abartmış olmayız.
1995 yılında Ankara’da doğan ve evin tek çocuğu olan Kabalak, öğrenim hayatını Muğla Güzel Sanatlar Lisesi’nde bitirmiş. Şimdi ise açık öğretimde eğitim hayatına devam ediyor. 10 yıldır yurt içi ve yurt dışını gezen Kabalak, şimdiye dek 23 ülke ve 300’den fazla şehir gezmiş. Hayatını idame ettirdiği sokak müziği ise yurt dışında da ona yardım etmiş ve çaldığı yan flütle duygularını insanlara aktarmış.
Kabalak gezi macerasının nasıl başladığını şöyle anlatıyor:
“İlk kez altı yaşımda evden kaçmışım. Gecenin üçünde, Ankara’da Bahçelievler’den Küçükesat’a gitmişim. 10 yaşına geldiğimde gezmeye merak salmaya başlamıştım ve 12 yaşında küçük çaplı gezilere başladım. Şehirlerarası dolaşmaya başladığımda 14 yaşındaydım ve 16’ıma kadar Ege ve Akdeniz’in bir kısmını gezmiştim. 17 yaşımda tüm sahil bandını bitirmiş, 18’imde ise Türkiye’nin yüzde 60’ını gezmiştim. Ben de Avrupa’ya açılmaya karar vererek, Bulgaristan’dan yola çıktım, Macaristan üzerinden Avrupa’nın da yüzde 70’ini gezdim. Bunlar tek seferde değil, aralıklı gezilerdi ve araya okul, iş, arkadaşlar girdiği için ara verdiğim zamanlarım oldu.”
Genelde otostopa seyahat ettiğini söyleyen Kabalak, “Trene kaçak olarak binmişliğim de var ama ülkelere giriş ve çıkışlarımı yasal yollardan yapıyorum” diyor. Başından pek çok macera geçen Kabalak, yurt dışında da hayatını sokak müziğiyle kazandığını ve orada edindiği arkadaşlarla birbirlerine yardımcı olduklarını kaydediyor. Kabalak bu yaşam tarzı için, “Dervişhane bir yaşam aslında… Para sıkıntısı yaşamıyordum, cebimde üç-beş Euor olsa yeterdi ve hiçbir şeyi planlamıyordum” diyor.
“Annem eve çağırdığında ben Eiffel kulesinin önündeydim”
Bir süredir Muğla’nın Fethiye ilçesinde yaşayan annesine, “Ben arkadaşıma gidiyorum” diyerek evden çıkan Kabalak, üç günün sonrasında yaşananları gülerek anlatıyor:
“Dördüncü gün annem aradı, ‘Köfte yaptım, gel hadi’ dedi. Oysa ben üçüncü günün gecesinde Paris’e doğru otostopla yola çıkmıştım. Annem aradığında Eiffel Kulesi’nin önündeydim. Anneme Paris’te olduğumu söylediğimde inanmadı ama sonra whatsapp’tan fotoğrafımı gönderince ikna oldu. Zaten o saatten sonra hayatımla ilgili beni darlamayı bıraktı. ‘Bunu yapabiliyorsa, her şeyi yapabilir’ diye düşündü. Yaşam tarzım ve gezilerim konusunda ailemin desteğini aldığım söylenemez ama bu durumşa ilgili onlarla görüşme yapmıyorum, bloke koydum denilebilir. Hayatıma başkasının mani olmasına izin vermiyorum.”
Almanya’da ölümden döndü
Gezilerinde acısıyla tatlısıyla özel pek çok olay yaşadığını söyleyen Kabalak, Almanya’da başına gelen bir olayı şu sözlerle anlatıyor:
“Bir gün Almanya Strasbourg’tan, Fransa’ya doğru bir barajın üstünden geçmeye çalışıyordum. Hava çok soğuktu, eksi 25 dereceydi fakat benim montum o soğuğa dayanıklı değildi. Karşıya geçmeye çalıştım, yaklaşık 20 kilometre yürümeye çalıştım. Ama beş kilometreden sonra parmak uçlarım uyuşmaya ve karıncalanmaya başladı, yedinci kilometreye geldiğimde yavaştan uykum geldi ve dokuzuncu kilometrede parmak uçlarımda siyahlaşmalar başladı. O sırada ne olduğunu bilmiyor ama kendimi çok mutlu hissediyordum. Meğer donarak ölüyormuşum, hipotermi geçiriyormuşum. Bu sırada sürünerek ilerlemeye devam ettim ve bir iki kilometre sonunda küçük bir kasaba çıktı karşıma; Baden Baden. Kasabaya geldim fakat Christmas dolayısıyla her yer kapalıydı. Bir dükkânın önüne doğru ilerlemeye başladım ve içeride minicik bir ışık gördüm. O sırada yere yığılmışım. Üstümü çıkarmışlar ve şöminenin önüne koymuşlar beni. Kendime geldiğimde cennet gibi bir sofrayla karşılaştım; domates, peynir, reçel, bal… Ve tabeleda “Sultan Restoran” yazıyordu. Bunu gördükten sonra yaşamamın bir anlamı var dedim ve geziyi bırakamadım.”
Babası, gözlerinin önünde yaşama veda etti
Kabalak’a, onu yollara çeken duygunun ne olduğunu, bu genç yaşına rağmen nasıl bu kadar kararlı olduğunu sorduğumda, iç burkan hikâyesine dair birkaç cümle kuruyor:
“Bir çocuk düşünün, babası, gözlerinin önünde merdivenlerden düşüyor ve ertesi gün beyin kanamasıyla hastaneye gidiyor, bitkisel hayatta hayatını kaybediyor. Ben tüm bunlara şahit olduğum için ânın ne kadar kısa, zamanınsa gereksiz olduğunu gördüm. Bunu anladığım zaman gezmeye başladım ve hayat felsefemi bunun üzerine kurdum.”
Bu sıralar gezmeyi bir nevi bıraktığını dile getiren Kabalak, bu kez içsel yolculuklar yaptığını söylüyor ve bu yolculuklarında kendisine arkadaş olarak kitapları seçiyor. Her gün okuduğunu ve ağırlıklı olarak tasavvuf ve mutasavvıf yazarları tercih eden Kabalak, “ilmi kitaplar” dediği kaynakları sadece “bilimsel” olan kitaplardan yeğ tutuyor.
Kabalak, arayışı için de şunları söylüyor: “Mevlamı bulmayı düşünüyorum. Amaç bir şey bulmak değil, arayışın kendisi. Ancak arayanlar bulur ama bu arayışı yapanlar sürekli bunu yapmak zorunda. Aramayı bir an bile bıraksalar, hayat da onları bırakır, acı çekerler, depresyon girerler, başlarına farklı işler gelir.”
Sokak müziği yapmadan önce farklı gruplarla mekânlarda da çaldığını belirten Kabalak, himaye altında bulunduğu için işverenlerle yüz göz olmayı ve hayatının kısıtlanmasını istemediğini ifade ediyor. “Her insan kendi işinin sahibi olmalıdır” diye düşünen Kabalak, “Bu sadece sokak müziği değil, bu işi yapmasam da yapabileceğim en az 30 iş türü var ve anlık olarak beni kurtarabilecek işler var. Asıl olan zemini sağlam tutmak” diye belirtiyor.
“Sokakta müzik yaparak yaşamak kolay değildir”
Sokakta müzik yaparak yaşamanın insanlar tarafından kolay olarak algılandığına dikkat çeken Kabalak, müzisyen olarak yoğun efor sarf ettiğini ve bunu yaparken bir yandan da içsel dengesini korumaya çalıştığını söylüyor. Sokak müzisyenlerindeki artışın bir takım önyargıları da beraberinde getirdiğini kaydeden Kabalak şöyle konuşuyor:
“Bu kadar çok çıkmamalılar bence. Birbirleriyle iletişim halinde olmalı ve ona göre hareket etmeliler. Bir de esnafı da tanımak lazım. Ben pek çok esnafla tanıştım, arkadaş oldum. İşimizi yaparken devletin de zabıtanın da hakkını yememeliyiz diye düşünüyorum. Aylık bütçemi çıkaracak kadar, mesela üç gün arka arkaya çalıp, dört gün çalmadığım oluyor. O günlerde de 8-9 saat çalarım. Bazen saat 14.00’ten 20.00’ye kadar bazen de 12.00’den 21.00’e kadar müzik yaparım. İnsanların ruh hâli sabah, öğle ve akşam farklıdır.”
Sıfır kaygı, dengeli ruh hâli
Kabalak, yaşam biçiminin “sıfır kaygı, yüzde yüz mutluluk” olduğunu ifade ederek, metropol insanlarına şöyle sesleniyor:
“Bu dediklerime kimse kolay kolay inanmaz çünkü inanmak istemez. İmkânsız gibi gelir fakat imkânı vardır. İnsanlar sigorta, ev, araba düşüneceklerine bir babanın çocuğu önünde öldüğünü düşünseler zaten hayat daha farklı olurdu. Hayatta her zaman acı vardır ama bu acıları ne kadar aşarsak o kadar güçleneceğiz. Bunun için de yapmamız gereken görevlerimiz var. Bizbu dünyaya kariyer değil, dünyayı yaşatmak için, birilerine yardım etmek içi geldik. Bunu fark edince işler değişiyor. Ben bu duyguyu sürekli yaşıyorum. Gündüzleri böyle ama geceleri kendimi ve dünyayı sorguladığım bir tür nefs terbiyesi içine giriyorum. Bir nevi “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu gibi… Aslında o da kaplumbağaları değil, kendini terbiye ediyordu. Çünkü kaplumbağalar yavaştı, onların yavaşlığına erişebilmek için daha da yavaş olması gerekti. Yavaş düşündü, doğru yaptı. Yolum zor, biliyorum ama seçimimi yaptım.”
Tesadüf diye bir şey olduğuna inanmadığını söyleyen Kabalak, korkularımızın, önyargılarımızın zamanı kısalttığını söyleyerek, “Doğru düşünceler, sevgi ve merhamet olduğu sürece insanın başına kötü bir şey gelmez” diyor. Ege Kabalak, tek bir insana bakarak tüm insanlığı anlayabileceğimizi ifade ediyor ve insanlar arasındaki ortaklığı vurgulayarak, ‘Ben onlar, onlar ben” diye belirtiyor.