Artık anılarda kalan büyük sinema, opera binası olarak yapılmış

Taner DEDEOĞLU / Otuz yıl başkent kültür hayatında önemli bir yer tutan Büyük Sinema, artık bir iş merkezi olarak hizmet veriyor. Vizyona ilk girenorjinal filmleri, yerli yabancı birçok sanatçının konserlerine ev yaptığı sahnesi, özel hazırlanmış perdesi, pastanesi, oyun salonları ile Büyük Sinema’nın öyküsünü Ayşe Ağalar’dan dinleyeceğiz. Anadolu’dan gelip, genç cumhuriyetin başkentinde ticarete atılan, burada başarıyı yakalayan Kazım Rüştü Güven, Nihal Hanımla yaşamını birleştirir. Çiftin, Mehmet, Osman ve Ayşe isminde üç çocuğu olur ancak oğulları genç yaşta yaşama veda edeceklerdir…
Başarılı işadamı, Avrupa ülkelerinde gördüğü opera binalarını hayal etmektedir ve bunun bir örneğini de Ankara’ya yapmaya karar verir. Atatürk Bulvarı üzerinde temeli atılan bu yapı daha sonra Büyük Sinema olarak Ankaralıların hayatına girecek, anılarında önemli bir yer tutacaktır. Kazım Rüştü Güven’in masasında şimdi oturan kızı Ayşe Ağalar, Büyük Sinema’nın öyküsünü şöyle anlatıyor.
“Babam Kazım Rüştü Güven 1903 yılında Elazığ Eğin’de doğmuş, ünlü depremden sonra da ailesi ile İstanbul’a gitmiş ve ticarete başlamış. Daha sonra geldiği Ankara’da, Genel Sigorta ve Güven Sigorta bayisi olmuş. Bunun yanı sıra Ulus’ta radyo falan satılan bir mağazası olmuş,yakın aile dostu ve ticari hayatta birbirine destek oldukları da Vehbi Koç.
Ulusu Çankaya ya bağlayan Atatürk Bulvarının önem kazanmaya başladığı ve Yenişehir’in kurulduğu dönemde herkes de buralardan arsa alıyor. Bu gün altında Divan Pastanesi olan bina Vehbi Amcaların eviydi, bizim ki de onun karşısındaki Büyük Apartman. Koç ailesi ile yakın dosttuk, Semahat Arsel’in çeyizini almak için iki aile birlikte Beyrut’a, oradan Mısır’a gitmişler, deve üzerinde fotoğrafları vardı, ben merhum Mustafa ile akrandım.”

TEMEL ATILIYOR
Narenciye alanında ilk seracılığı başlatan ve kalıp buz işlerinde yatırımları olan Kazım Rüştü Güven sanatla da ilgilidir. Çok sık gittiği yurt dışında gördüğü örneklerin benzerini ülkesinde yapmak için çalışmaya başlar. Ayşe Ağalar, opera binası olarak başlayıp sinemaya dönüşen binanın öyküsünü de şöyle anlatıyor:
“Babam, yurt dışına çok çıkan, sanata düşkün bir işadamı, Viyana’daki Opera Evi’nden ve Milano’daki La Scala’dan etkilenmiş ve ülkesine de ünlü bir eser kazandırmak istemiş. Bulvar üzerindeki arsasına da opera yapmak düşüncesi ile Yüksek Mimar Abidin Mortaş’aproje çizdirmiş ve 1947 yılında da temeli atılmış.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olan Muhsin Ertuğrul da babamın yakın arkadaşı, projeyi biliyor. Devlet Konservatuarı mezunları o kadar az ki, yeni açılan Devlet Opera ve Balesinin ihtiyacı olan kadroyu bile zor tamamlıyorlar. Muhsin Ertuğrul babama burayı sinema yapmasını öneriyor, o da, bu imkânsızlıklardan dolayı çaresiz kabul ediyor. Bina, 1949 yılı Ocak ayında da, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından sinema olarak hizmete açılmış ve ilk olarak da Bette Davis’inDesception (Zehirli Yalan) adlı film gösterilmiş.
Salon ve Balkon toplam 1550 koltukluydu. Sahne ve sahne arkası, operada hizmet görebilecek genişlikte hazırlanmış hatta orkestra çukuru ve ışıklandırma düzeni bile yapılmış. Maroken koltuklar, balkon önündeki ve salon duvarındaki deri kaplamalar, girişteki büyük avize, geniş bekleme salonları ve abanoz ağacından kapıları ile tam bir opera binası görünümündeydi. Bu avizenin bir eşi de kısa bir süre önce hizmete giren, Opera binasının girişine konulmuş.
Sinemanın kırmızı kadife perdesi, Roma tiyatrolarından kalma sistem olan ‘taş ağırlıklarla’ iki yana açılırdı, otomatik perde ben ortaokuldayken konuldu.
Salonun tavanında beş adet kafes desenli demir çemberler vardı bu Turgut Zaim tarafından yapılan, sahnenin üstündeki ‘Çayda Çıra Oynayan Kızlar’resmine kadar uzanırdı. Balkonun altında, salonun tam ortasında büyük, her iki yanında da dörder tane de küçük locaları, yine opera seyircisi düşünülerek hazırlanmış bir salonun bir diğer göstergesi.”

BİR DÖNEM ANILARI
Ankaralılar için çok farklı özelliği vardır Büyük Sinema’nın. Anılardan silinmeyen bir film, bir tiyatro topluluğu veya ünlü bir sanatçının konseri her vesile ile hatırlanır. Büyük Sinema, Ayşe Ağalar’ın anıları bir Ankaralıdan fazla özellikler taşıyor doğal olarak. Ağalar anılarını da şöyle anlatıyor:
“Ben 1955 doğumluyum, bazı konuları bize anlatıldığı şekliyle size aktaracağım. Büyük locanın adı, ’misafir locası’ idi, buranın bileti satılmazdı, özel misafirlerimiz içindi. 1950 li yıllarda Pazartesi akşamları o dönemin bir önceki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bazı Perşembe akşamları da o günün Başbakanı Adnan Menderes aileleri ile gelirmiş. Meclis Başkanı Refik Koraltanda bu locaya alınan konuklardandır, ayrıca yabancı devlet adamları için de burası açılırdı. Locaya İsmet Paşa’nın daha rahat duyması için özel bir ses tesisatı yapılmıştı. Evi bulvar üzerinde olan dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Polatkan’ın da 18.30 matinesine balkon bileti alarak geldiklerini biliyoruz. Çankaya köşkünde de bir film gösterme makinası olduğunu ve gösterimdeki filmlerin oraya gittiğini de duymuştum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘Kurultay’ları, Demokrat Parti’nin ‘Kongre’leri burada olurmuş. 27 Mayıstan sonra kurulan Adalet Partisi ilk kongresinde Süleyman Demirel de burada Genel Başkan seçmiş, daha sonraki yıllarda da çeşitli parti toplantıları en büyük salon olmasından dolayı Büyük Sinemada yapılırdı.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Muammer Karaca, Haldun Dormen, Yıldız- Müşfik Kenter, Ulvi Uraz, Reşit Gürzap, Vasfi Rıza Zobu, Bedia Muvahitve Zeki Alasya- Metin Akpınar gibi birçok sanatçı ve topluluk bu sahneye çıkmış. Yıllar sonra Metin Akpınar ‘senin öyle bir baban vardı ki…’ diyerek babamın onlardan para almadığını anlatmıştı.
Münir Nurettin Selçuk Ankara’da sadece Büyük Sinemada konser verirdi, Nesrin Sipahi, İnci Çayırlı gibi sanatçıların korosunda yer aldığı dönemlerde… Münir Bey için özel kulis yapılır, ipek örtüler serilir, annemin hazırladığı ıhlamuru içer öyle sahneye çıkardı.
Sinemada Zeki Müren’inkiler dışında yerli film gösterilmezdi. Bu babamın Zeki Beye olan aşırı sevgi ve saygısından kaynaklanıyordu. Ayrıca, Zeki Müren, Behiye Aksoy, DarioMoreno, Mark Aryan, SylvieVartan- JohnnyHallyday, DizzyGillespie, DaveBrubeck, PepinoDiCapri ile bizden; Alpay, Selçuk Ural, Cem Karaca, Barış Manço gibi sanatçıların koridorları dahi dolu olan salondakikonserleri hatta kırılmış cam-çerçevesi ile de hala akıllardır sanıyorum.
Çok ilginç bir anım da PepinoDiCapri’nin pantolon olayı. Bir gün sinemadan aradılar, sahnede dizleri üzerinde kayma hareketi yapanPepinoDiCapri’ininpantalonu matinede sökülmüş, suareye kadar yetişmesi gerekiyormuş, yardım istiyorlar. Evde tek ben varım ve ortaokul öğrencisiyim, dikişten ne anlarım! Ama gittim diktim ve sahneye öyle çıkmıştı…
Sinemadan iki yıl sonra da Büyük Apartman yapılmış, sinemanın hemen yanı, evimiz orası. Film veya konserden sonra, sanatçılar, devlet büyükleri mutlaka bizim eve ağırlanırdı. Anılarım arasında bir de ressam İbrahim Safi’nin bir süre bizim evde kaldığı ve annem ile babamın da portrelerini yaptığı var.”
Ayşe Ağalar, bir dönem sinema kadar ünlü olan pastaneyi, Madam Larissa ile yakınlığını da şöyle anlatıyor: “Ankara’nın önemli mekânlarından Karpiç’te çalışan Beyaz Rus madam LarissaMarika,burası kapandıktan sonra sinemanın pastanesini işletmiş ve çok ünlü bir mekân yapmıştı. Çocukluğum onunla geçti diyebilirim, ailemize yakın birisiydi, genç kızlara sade olmalarını, aşırı makyajdan kaçınmalarını falan öğütleyen, çok güzel ve asil bir hanımdı. 1964 yılına kadar burayı işletti daha sonra Kavaklıdere de ‘Madamın Yeri’ adlı restoranı açtı. Yıllar sonra Madam Larissa ile yine buluştuk, artık emekli olmuştu, son nefesine kadar ona destek olmaya çalıştım.

Pastaneden sonra burası ‘Ali Baba Oyun Salonu’ oldu. Diğer bir bölümde de ‘Hamsiköy’ adlı restoran ve karşısında da yine ‘Şans’ adlı oyun salonu vardı.
Oyun salonlarının da kapatılması ile buralarda ‘David Gömlek Evi’, ‘Şapkacı Ümit Gürses’, Örücü Arif’ ve Erdal Öz’ün ‘Sevgi Kitapevi’ hizmet verdi.
Televizyonun hayatımıza girmesi, sinema sektörünün ticari yapımları ve artan terör olayları ile 1976 yılında sinema işletmeciliğini eski müdürümüz İlhami Tuncay’a verdik, o da direnemeyince 1978 yılında kapattık. Büyük Sinemada gösterilen son film LoveStory (Aşk Hikâyesi) ve son gösteride Alpay ile Lale Akat konseri oldu.
Ankara’da çok sayıdaki sinema salonu bu gerekçelerle iş hanına dönmüştü, biz de Büyük Sinemayı, kuyumcuları, gelinlikçileri ile ünlenen iş hanına çevirmiştik, 1997 yılında çıkan bir yangında ‘Çayda Çıra Oynayan Kızlar’ resmi de yandı. Binanın İzmir mermeriyle kaplı Bulvar üzerindekigirişinde ‘ters lale’ figürü, Büyük Sinemadan kalan bir simge olarak Ankara’yı selamlamaya devam ediyor.”