Asaf Uçar: Banyoyu gram ölçüsüyle hazırlar, filmi de elde yıkardık.

Yozgat’ta hayvancılık yapan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi, çocukluğu çobanlık yaparak geçti. İlkokul sıralarında terzi çırağı oldu, kalfalığa kadar yükseldi, fakat el terlemesi nedeniyle bu işi bıraktı. Ağabeyinin yanında fotoğrafçılığa başladı. Askeri darbeleri fotoğrafladı, Başbakanı yangında görüntüledi, futbol dünyasından tehditler aldı, daha önemlisi İsmet İnönü ona bir tokat attı. Film banyo süresini, Yozgat Sürmelisi türküsüyle belirleyen Asaf Uçar ile geçmişe bir yolculuk yaptık…

Elleri terlemese, iğneyi tutup kumaşa saplayabilse, belki de basın dünyası Asaf Uçar’ı tanıyamayacaktı. Yozgat’ın Aşağınohutlu mahallesinde besicilik ve kasaplık yapan Uçar ailesinin ikinci çocuğu Asaf, 1936 yılında dünyaya gelir. Ailedeki iş bölümünde, yaşına göre olan çobanlıkla geçer çocukluğu. İlkokul yıllarında meslek öğrensin düşüncesi ile terzi Mustafa Taşöz’ün yanına çırak girer, çobanlık küçük kardeşe kalır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında babası, diğer mesleği olan şoförlüğü yapmak üzere Ankara’ya gider, iki yıl sonra da terzi kalfası oğlu Asaf Uçar başkenttedir. İşte o el terlemesi ile terzilik yapamayacağını anlayan Asaf Uçar, ‘Rekor Foto’da çalışan ağabeyinin yanında 1948 yılında işe başlar. Daha sonra baba İsmail Uçar Cumhurbaşkanlığı köşkünde şofördür, Yozgat’ta kalanların da gelmesi ile aile Ankara’da toplanır. Asaf Uçar da artık Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde yaşamakta ve fotoğrafçılık yapmaktadır..

ADNAN MENDERES YANGINDA

Asaf Uçar’ın yaşamında Demokrat Parti’nin olumlu ve olumsuz iki önemli rolü var. Uçar önce olumluyu anlatıyor. “ Pamuklu kumaştan elimin terlemesi ve dikiş yapamamam nedeniyle bıraktığım terzilikten sonra 1957 yılına kadar birçok yerde fotoğrafçılık yaptım ve askere gittim. Dönüşte, Basın Fotoğraf Ajansında çalışmaya başladım. Burası, başta Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gibi İstanbul gazetelerine servis yapıyor ayrıca resepsiyonları, baloları falan da çekiyoruz. O dönemde, Ankara basının yanı sıra İstanbul gazetelerinin de başkent büroları vardı. Ufak kadro ile çalışan buralara Dünya, Basın gibi fotoğraf ajansları servisi ile destek verirdi. O yıl, Irak sefaretinde bir resepsiyon oldu. Biz çekimleri yaptık, ertesi gün fotoğrafları götürdüm, ücretimizi alıp patrona vereceğim. Dönerken, bugünkü İran Caddesi’nin paralelinde, sefarete ait, yol kenarındaki barakalarda çıkmış bir yangınla karşılaştım. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, Başbakan Adnan Menderes’i gördüm, içeriden eşya taşıyor. Başbakan, kucağına bir sandık almış, yangından kurtarıyor, çektimtabii… Rahmetli sık sık şehirde dolaşır etrafı incelerdi. Yine öyle bir yürüyüş sırasında bu yangını görmüş ve yardıma koşmuş… Ajans tüm abonelere geçti bu fotoğrafı, gazetelerde ortalık toz duman. Milliyet bürosunda Haydar Yalnızlar isimli bir arkadaşım çalışıyor, demek ki, idare ile sorunu varmış, bunu bahane ederek işten ayırmışlar. Temsilci Faruk Demirtaş beni aradı ve iş teklif etti, kabul ettim. Gökdelenin hemen arkasında, Karanfil Sokağın girişinde Milliyet Bürosuna gittiğimde, Erdoğan Örtülü, Rafet Genç var. Daha sonra Mete Akyol ve Orhan Tokatlı da ekibe dâhil oldu. Böylece basın fotoğrafçısı oldum. O günlerde Hürriyet’te Tuncer Tuğcu, Ulus’ta Hüseyin Ezer, Akşam’da Abbas Goralı, Hikmet Tanılkan, Zafer’de Mehmet Sürenkök ve Zühtü Örenbaş var. Hepsini tanıyorum, hepimiz arkadaşız ama hep birbirimizi atlatma peşindeyiz.” Daha sonra İzzet Selami Sedes temsilci olur ve Milliyet Gazetesi bürosu İzmir Caddesi’ne taşınır. Büronun tek fotomuhabiri olan Asaf Uçar her işe gitmektedir fakat Mete Akyol ile kurdukları iş ortaklığı beraberinde şöhret de getirir.

FOTO RÖPORTAJ

Mete Akyol ile yıllarca süren bir iş ortaklığı olmuş, Asaf Uçar çekmiş fotoğrafı, Mete Akyol da konuşturmuş onları. Mete Akyol’un garson kıyafeti ile Başbakana hizmet ettiği fotoğraf Ankara Polisini peşlerine düşürmüş, ikili bir süre saklanmış. Asaf Uçar olayı şöyle anlatıyor: “ Pakistan Başbakanı Pandit Nehru Türkiye’yi ziyaret ediyor, Hariciye Köşkünde de bir kokteyl var. Mete garsonluk yapacak, her şeyi hazırlamış, bana çekmek kalıyor. İş zor ama ben de köşkten olduğumdan personeli tanıyorum, bir de Mehmet Sürenkök gelmiş ama bizim organizasyonumuz var, o sadece çekiyor. Nehru, Menderes ve Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun ile konuşurken papyon kravatlı garson Mete, elinde tepsi ile aralarına girdi, çektim ve oradan kaçtık. Anlamışlar tabii polis peşimizde. Filmi gazeteye teslim ettik, arkadaşlarımıza ‘biz Polatlı’ya gidiyoruz’ dedik ve Ankara’da ayrı ayrı evlere saklandık. Bize haber geliyor, Emniyet Müdürü İsmail Küntay ‘gelsinler konuşacağım’ falan diyormuş, fotoğrafın yayınlanmasını bekledik, ortaya çıktık ama yine Küntay’ın eline düştük tabii, nasihat etti.” Bu seride iz bırakan fotoğraflardan birisi de daha sonraki yıllarda Prof. Turhan Feyzioğlu’nun CHP’den ayrıldıktan sonra kurduğu Güven Partisi’nin son günlerinde çekilmiş. TBMM kürsüsündeki konuşma sırasında, yüzünün bölüm bölüm çekildiği üç kareden oluşan “batan Feyzioğlu” seri fotoğrafı, güncel mesajı ile ödül almış.                               

İHTİLAL GECESİ

Başbakan Adnan Menderes’in fotoğrafı ile yaşantısı değişen, meslekte aranılan birisi haline gelen Asaf Uçar, gün gelir,Demokrat Parti fanatiklerinin hışmına uğrar. Babasına eve gelmesini yasaklatan Demokrat Parti’nin olumsuz etkisi de şöyle: “O zaman bir Çankaya muhtarı var. Köşk yetkililerine Şoför Uçar’ın oğlu CHP’li diye mesajlar göndererek babamı rahatsız ediyormuş. CHP ile DP arasında uçurumların oluştuğu günler. Karşı taraftan kim olursa olsun yerden yere vuruluyor. Babam bana sordu, ‘evet ben CHP’liyim’ dedim, ‘o zaman eve gelme’ dedi. Zafer Gazetesi’nde bile çalışsam yine CHP’ye oy vereceğimi söyledim ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü içindeki baba ocağından ayrıldım… Rüzgârlı Sokak’taki Ada Palas’a yerleştim. Eğlence dünyası bu otelde kalıyor, hızlı geçen bir gece hayatım var zaten, hepsini de tanıyorum, yaşantımdan memnunum… Bir gece otelde marşlarla uyandım, kalktım, ihtilal oldu dediler, hemen büroyu aradım. Şef o zaman İlhami Soysal, ‘şimdi gelme, sokağa çıkma yasağı var’ dedi ama ben çıktım. Kızılay’a doğru giden bir askeri araca bindim, büroya geldim. Yol boyunca; silahlı askerleri, Harbiye öğrencilerini, tankları çektim, askeri araçta olduğumdan sorun yok. Tam atlatma oldu yani… Aslında, arkadaşlar böyle bir olayı bekliyorlarmış ama bana söylemediler. Söyleseler çok iyi olurdu. Annem, Bayar’ın götürülüşünü görmüş bana anlatmıştı. ‘Babamı özledim’ der, köşke ziyarete giderdim, kim ne diyecek, tarihi fotoğrafları da çekerdim, bunu kaçırdık…” Asaf Uçar 27 Mayıs’ta kaçırdığı tarihi fotoğrafı, 12 Mart’ta yakalar. Askerlerin verdiği muhtıra ile yaşanan silahsız darbenin fotoğrafı da sadece şapkalardır. Öyküsünü Uçar anlatıyor:

ŞAPKALARLA MUHTIRA

“Ülkenin zor günleri, ordu buna bir dur diyecek ama ihtilalin üzerinden daha on yıl geçmiş. Bunun için bir muhtıra veriyorlar, bunu da doğrudan TRT ‘den okutuyorlar. Ben gittim, Genel Müdür odasındalar, içeri giremiyorum. İçeride kimler var diye sormaya gerek yok, olanların şapkaları orada. Muhtıra ile yapılan ihtilalin haberi de bir kare fotoğrafla oldu…” Asaf Uçar’ı yurt dışında tanıtan da ‘Güle Güle Tarih’ fotoğrafı olmuş. Çok sık gidilen Anıtkabir’den farklı bir görüntü çıkartmasını da şöyle anlatıyor: “O tarihlerde Atatürk’ün silah arkadaşı ve halen siyasetin içinde olan bir tek İsmet Paşa, her bayramda, On Kasım’da Anıtkabir’e gidiyor, hep aynı fotoğraf… Değişiklik olması için çaba harcadığımı Paşa anladı herhalde! Elinde, havaya kaldırdığı şapkası ile Mozolenin önünde selama durdu ben de çektim. Gazetede önce ‘Olaylar ve İnsanlar’ köşesinde çıktı daha sonra da Abdi İpekçi’nin ‘Milliyet’ten Mektup’ köşesinde yayınlandı. Paşa’nın ölümünden sonra bu fotoğrafın birçok Avrupa basınında yer aldığını Örsan Öymen’den duydum. ‘Güle Güle Tarih’ adı ile yayınlanmış hem de… Paşanın ölümünden sonra, yirmi yıllık arşivimle Ankara’da bir fotoğraf sergisi açtım, bu sergi daha sonra da İzmir’de tekrarlandı.” İsmet İnönü, bu pozu ile Asaf Uçar’a meslekte önemli bir başarı getirdi ama o da yıllar önce onu çok kızdıracak bir şey yapmıştı. Belki de İsmet Paşa, Uçar’ın gönlünü bu pozla almak mı istemişti?. 

PAŞA TOKATI

Uçar paşadan tokat yemesine neden olan olayı da şöyle anlatıyor:
“ Meslekte birbirimizi atlatmaya çalışırdık ama yardımcı da olurduk. CHP’nin yayın organı Ulus Gazetesinin foto muhabiri Hüseyin Ezer bir fotoğraf getirdi. İnönü evinde uyuyor, başucunda açık kalmış Kuranı Kerim ve duvarda da ‘Allah’ın dediği olur’ yazısı. “Bunu bizimkiler kullanmaz, al sen kullan” dedi. Aldım tabi, gazetede kocaman, imzamla çıktı. Ben havalardayım, tebrikleri kabul ediyorum… Birkaç gün sonra, Köşk’ün önüne gittim, Mevhibe hanımla yürüyüşten dönüyor, Yanıma gelince bana bir tokat attı… Mevhibe hanım ‘Paşam ne yapıyorsunuz, o gazeteci’ diyor, ama Paşa sinirli. ‘O hatasını bilir’ dedikten sonra bana döndü ve ‘sen kimden izin aldın da yatak odama girdin’ diye bağırdı… Havayı attık ama tokadı da yedik… Hüseyin Ezer, Paşa ve ailesini yakından tanıyan, Pembe Köşk’e rahat girip çıkan birisi. Böyle bir sahne yakalamış, gazeteciliğini yenememiş ve çekmiş. Yine aynı duygu ile yayınlanmasında da beni kullanmış. Hüseyin Ezer’i bulduğumda olayı duymuş gülüyordu ve ‘benim gazetede çıksa tokadı ben yiyecektim’ demişti.” İsmet İnönü daha sonraki yıllarda Asaf Uçar’ın çektiği bir portreyi çok beğenir ve gazeteci kökenli CHP yöneticilerinden Orhan Birgit’e bunlardan çoğaltılarak örgüte dağıtılması talimatı verecektir.

SPOR ANILARI

Milliyet Gazetesinde tek foto muhabiri olduğundan Asaf Uçar spor haberlerine de çalışmış. Spor anıları da şöyle: “Ankara yağmurlu bir gün, maç var. Statlar o zaman toprak zeminli, su birikintileri oluşuyor. Bir güvercin buraya inmiş, ıslanmış uçamıyor. Hacettepeli futbolcu Nuri, kuşa tekme attı, ben de çektim. Adı ondan sonra ‘Güvercin Nuri’ kaldı, babası beni silahla
kovaladı gazetenin önünde… 60’lı yıllarda, Sivas ve Adanaspor arasında birinci lige çıkma maçı var, Sivas’ta, gittik. Maç başlamadan önce, santrfor Naci ile tanışıyoruz, kenarda ayaküstü sohbet ettik… Sivas maçı kaybetti, o zaman kulüp başkanı petrolcü birisi, taraftar ona bağırıyor o da, maçta şike var bu gazeteci şikeyi düzenledi, diye halkı üstüme salıyor, linç edecekler… Arabaya atladığımız gibi yola düştük, peşimizden gelenler var, Yozgat’a kadar hiç durmadık.” Zonguldak grevinde de beklemeye tahammülü kalmayan işçiler tarafından tartaklanan Asaf Uçar, balodan çıkıp, Gediz depremine gidişini şöyle anlatıyor: “Basın balosu Ankara’da yılın olayı olurdu, eşlerimizle balodayız. O gün spor toto oynamışım, üçte üç var. Hikmet Tanılkan’a diyorum ki, kuponun yarım parasını ver ortak ol, o yanaşmıyor eğleniyoruz. Masaya şef Orhan Tokatlı geldi, ‘deprem oldu hemen yola çıkıyorsunuz’ dedi, Aytekin Yıldız ile hanımları orada bıraktık ve smokinle yola çıktık. Gediz’e sabah saat 9’da gittik ama ortalık aydınlık değil ama çekim yaptım, Aytekin orada kaldı, ben filmi İstanbul’a götürdüm. Diğer gazetelerde telefoto olduğundan görüntüler kaliteli değil, prim aldık. Ankara’ya döndüğümde herkes beni arıyor, totoda 13 tutturmuşum, 40 bin lira da oradan aldım, Avrupa’ya gittik.” Asaf Uçar’ın Aytekin Yıldız ile Kıbrıs Barış Harekâtı anısı da şöyle; “Döneceğiz, alanda tek pervaneli bir uçak var, gözüm tutmadı. Helikopterlerden biri de kalkışa hazır, gel helikoptere binelim dedim ve bindik, o uçak denize çakıldı. Aytekin beni öperek, hayatımı kurtardın demişti, ama çok erken ayrıldı aramızdan.” Asaf Uçar 1979 yılında Turizm Bakanlığı Basın Müşavirliğine geçer ve 1983 yılında da emekliye ayrılır. 1965 yılında İlhan hanımla evlenen çiftin beş çocuğu, yedi torunu var. Asaf Uçar, mesleğe başladığı günlerde film banyolarını gram ölçüsüyle tarttıkları çeşitli kimyasallardan yaptıklarını, filmi de elde yıkama zorunda olduklarından tırnaklarının karardığını anlatıyor. Kendine özgü banyo süresini de ‘Yozgat Sürmelisi türküsünü okuyarak’ belirlediğini söylüyor. “Foto muhabiri çok eziyet görür” diyen Asaf Uçar’ın mesleğe ilişkin yorumu; “olayı görüntüledin mi, belge tamam demektir. Bunun için de hep üstümüze gelirler. Ama artık çok kolay herkesin cebinde makinesi var, yani tüfek icat oldu” şeklinde..