“Asıl engel, bizi anlamayıp hayatlarında yer vermeyenler”

Geçirdiği ateşli hastalık sonucu felç kaldığında küçükken dilencilik yapmaya zorlanan Avcı, İstanbul’daki tek amacının sokak sanatına bir değer katmak olduğunu belirtip sokak müzisyenlerinin sanatlarını icra edebilecek mecralar oluşturulması çağrısında bulunuyor

Yağmur Kaya / ISTANBUL – Akülü arabasıyla İstanbul’u sokak sokak gezerek şarkı söyleyen Hasan Avcı’nın istediği temel şey, önündeki engellerin kaldırılması.
Ne zaman içime bir sıkıntı girse
Oturup ağlarım kendi kendime
İki damla gözyaşı teselli verir
Sevgiye hasret yüreğime
Yukardaki dörtlük Hasan Avcı’ya ait.
Malatya’da dünyaya gelen Hasan Avcı (50), ilkokul 4’üncü sınıfa kadar okuyup, dedesi tarafından okuldan alınarak, Ankara ve İstanbul’da dilencilik yapmaya zorlanıyor. Avcı’nın 11-12 yaşında dilendirilmeye mecbur bırakılması, kendi ihtiyaçlarını karşılamak ya da 6 aylıkken geçirdiği ateşli hastalık sonucu felç kalmasını tedavi etmeye yönelik değil.
6 aylıkken sol tarafı felç olan Avcı’yı, ailesi doktora götürmek yerine aspirin vererek tedavi etmeye çalışıyor. Sonuç alamayınca camilere, ziyaretlere ya da imam, şeyhlere götürerek derman bulmaya çalışan aile, buralardan da sonuç alamayınca, Avcı’nın geleceği ve sağlığı için “mücadele” etmeyi bırakıyorlar. Ama annesi son bir çabayla yetişiyor Avcı’nın imdadına. Annesinin altınlarını satarak kendisini hastaneye götürdüğünü, tedaviden ilerleme kaydettiğini anlatan Avcı, paraları bitince tedaviyi de yarıda bırakmak zorunda kaldıklarını kaydedip “Aspirinle hastalık tedavisi olur mu? Ziyaretlere, hocalara götürmüşler. Bunları da yadırgamıyorum ama sonuçta tıp var” diyor.
Malatya’nın en zeki talebelerinden biri olduğunu, ilkokul 4’üncü sınıfta öğrenci iken dayısının oğlunun evlerine gelip, dedesinden kendisini kiraladığını söylüyor Avcı. O zamanlar dilenciliğin bir meslek olduğunu hatta dilencilik yapmayana “kız” vermediklerini belirten Avcı, Ankara’ya dilenmeye götürülüyor. “Ramazan ayı dolasıyla 15 günde 3 çuval kıyafet ve o zamanın parasıyla 300 bin lira topladık” diyen Avcı, “Malatya’ya döndükten sonra nasıl olduysa dedem bir anda hastalandı. 150 bin lirayı ‘Tedavi olacağım’ diye alıp götürdü. Para bitene kadar Malatya’ya uğramadı” diye anlatıyor o günleri.
“Ne olursun kardeşime
bir küpe alalım!”
Avcı, bir süre sonra bu defa babası tarafından Ankara’ya dilencilik yapmaya götürüldüğünü anımsatıp şunları söylüyor:
“Babam da beni dinlendirmek için Ankara’ya götürdü. Babam, çok gaddardı. Ankara’da iken haber geldi. Annem doğum yapmış. Bir kız kardeşim olmuş. Babama ‘Ne olursun kardeşime bir küpe alalım’ dedim. Babam şart koştu, ‘Şu kadar para toplarsan kardeşine küpe alabiliriz’ diye. Ben dediği parayı toplamak için saatlerce dilendim.”
Yıllar sonra İstanbul’a geliyor Avcı. Avcı, Unkapanı’nda bekârların kaldığı iş hanında 30-40 kişiyle tek odada kaldıklarını belirtip İstanbul günlerini şöyle anlatıyor:
“Kardeşim Doğan da o yıl okumak için İstanbul’a geldi. Bana, ‘Kaç git seni ömrünün sonuna kadar dilendirecekler’ dedi. Ben de en fazla Beyoğlu’na kadar gidebildim. Beyoğlu’nda tezgâh açarak sakız, kalem satarak geçimimi sağlamaya çalıştım.”
“Bir engelli, bir papaz, bir imam”
Avcı İstanbul’un tarihini, renklerini, çeşitliliğini de zihninde, ruhunda barındırıyor. “Beyoğlu’nu anlatsana” diye sorduğumda Avcı, “Sen şimdi var ya beni damardan vurdun. Beyoğlu benim açık hava üniversitemdir. Üniversiteyi Beyoğlu’nda, masterı mı Şirinevler’de yaptım. Fransız Konsolosluğu’nun oradan Galatasaray Lisesi’ne kadar yavaş yavaş gider elimde sakız kutusu satış yapardım. Sakız bir liraysa 3 lira verirlerdi. Sent Antuan Kilisesi’ne giderdim. Rahip, benim arkadaşımdı. Benim Müslüman olduğumu biliyordu. Ramazan ayında bana hep erzak getirirdi. Bizim böyle dostluğumuz vardı. Ağaoğlu Camii’nin imamıyla, Sent Antuan Kilisesi’nin rahibi biz üçümüz oturur, çay ocağında çay içerdik. Bir engelli, bir papaz, bir imam… Beyoğlu’nda gayrimüslimlerin arasında büyüdüm. Açık konuşayım. Kültürümü, efendiliğimi onlara borçluyum. Ben otelde kalırdım. Kravatsız dışarı çıkmaya utanırdım. Çok kibar insanlardı. ‘Beyefendi bir tane sakız alabilir miyim?’ derlerdi. ‘Tabii ki beyefendi’ derdim. Biz birbirimize böyle hitap ederdik. Üzeyir Garih gelir alışveriş yapardı. Ben Beyoğlu çocuğuyum.
Pürtelaş Sokak, transların olduğu bir sokaktı. Ben oraya giderdim sigara satmaya. İlkin utanırdım ama zamanla alıştım. Bana, ‘Prens bey’ derler. Sepete sigara koyardım. Bir bakardım sigaranın on katı para koymuşlar. Yemek getiren, elbise getiren. Duyarlılık vardı.
“Hani Beyoğlu sanatın başkent idi”
Beyoğlu, gizemli bir yerdi. En son gittiğim de ağladım. Kültür adına bir şey kalmadı Beyoğlu’nda. Sokak sanatı yok. Beyoğlu Belediyesi, ‘Sokak Sanatı’ diye kendi kendine bir şey çıkarmış. Ama onlar sanat yapmıyorlar. Zabıta bana ‘Sen nereden geldin’ diye sordu. Ben de ‘Bağcılar’dan dedim. ‘Git müziğini Bağcılar’da yap’ dediler. Hani Beyoğlu sanatın, müziğin başkent idi. Bu bana dert oldu.”
Tek amacının sokak sanatına bir değer katmak olduğunu ifade eden Avcı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’na sokak müzisyenlerinin sanatlarını icra edebilecek mecralar oluşturulmasına yönelik şu çağrıda bulunuyor:
“İstanbul’un merkezi yerleri var. Üsküdar gibi. Günün belirli saatinde belediyenin denetimi altında sanatımızı icra etsek. Mesela Sultanahmet’in ruhuna, tarihine  uygun müzikler çalsın. Üsküdar’ın tarihinde ruhunda klasik müzik var. Şirinevler’de ‘Aşkito çalınsın. (Avcı’ya ait olan şarkı ismi)”
“Ben eğitimi sokaklarda okudum”
“Sokak sanatçısı sokağın çilesini bilmeli” diyen Avcı, “Sokaklarda çileyi, yoksulluğu, mağduriyeti görüyorum. Bu bana çok ağır geliyor. Müziğe başladım gerçekten insan olduğumu anladım. Benim diplomam yok ama ben şan dersi aldım. Sizler eğitimi kitaplarda okudunuz ama ben eğitimi sokaklarda okudum” ifadelerini kullanıyor.
En büyük hayalini bir kültür merkezi açmak olduğunu kaydeden Avcı, Türkiye’nin her yerinden sokaklarda yasayan, yetiştirme yurtlarında yaşayan çocuklara, bu kültür merkezinde, yeteneklerine göre sanat dersleri vermek istediğini dile getiriyor.
“Sokak sanatı”nın Türkiye’nin şu an ihtiyaç duyduğu en önemli konuların başında geldiğini söyleyen Avcı, “Ben Bahçelievler’i doyuruyorum ama bugün bu sokak sanatı Niğde’de olmalı, Erzurum’da da olmalı. Zabıtalara seslenmek istiyorum. Sokak sanatçılarını dilenci gibi görmeleri beni çok çok üzüyor. Hayatın her alanında biz varız. Vallahi varız. Müzikte varız, tiyatroda varız, sinemada varız. Önümüzdeki asıl engel, ‘sizlersiniz’, bizi anlamayıp hayatlarında yer vermeyenler” diye bitiriyor sözlerini.