Asıl engel, şehir ve zihinlerde!

Yerel yönetimlerin “Engellilerin Erişebilirlik Yasası”nı ihmal etmesinin hayatlarını zorlaştırdığını belirten engelliler, kampanyalarla kendilerinin “muhtaç gibi” gösterilmesinden şikâyetçi

Gülseren Tozkoparan / ANKARA- Engellinin de normal bir hayat yaşayıp her yere gitmek, sanata ulaşmak istediğini ancak özellikle fiziki engeller nedeniyle çok zorlandıklarına dikkat çeken engelliler, ailenin ve toplumun bakış açısının önemini vurguladılar. KAMU-EN-DER Başkanı Çınar, “Kadınlardan sonra en çok şiddete uğrayan biziz” derken, 3 Aralık “Dünya Engelli Günü”nü Ankara Büyükşehir, Yenimahalle ve Çankaya belediyeleri çeşitli etkinliklerle kutlayacak.
Körler, sağırlar birbirini ağırlar.
Körle yatan şaşı kalkar.
Kör atın kör müşterisi.
Bitli baklanın kör alıcısı olur.
Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
Sağır duymaz uydurur.
Kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü olur.
Topalla gezen aksamayı öğrenir.
Eli ayağı düzgün birini bul.
Yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz ve daha da çoğaltabileceğimiz, dilimize yerleşmiş olan söz ve deyimleri kullanmayan yoktur sanıyorum. Başka bir dilde engelli bireylerinin duygularını incitecek bu kadar deyim var mıdır emin değilim doğrusu! İngilizcede araştırdığımda bir iki tane bulabildim. Birisi “Körler diyarında şaşı kraldır” diğeri de “Kör köre rehberlik eder” ki bu sözde de bir alay değil bir empati var. “Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar” gibi. Bu sözler toplumun engelli bireylere bakışının bir yansıması olarak ortaya çıkmış olsa gerek. Engelli bireylerin aktardığı tecrübelerden de öyle anlaşılıyor.
İlk yurtdışına çıktığım 1990’lı yıllarda Londra’da en çok dikkatimi çeken sokaktaki engelli insanların çokluğu olmuştu. Tekerlekli sandalyeleri, bastonları ile her yerde hayatın içindeydiler. Belediye otobüslerinin biniş kısmı tekerlekli sandalye seviyesine gelerek inme ve binmelerini kolaylaştırıyordu. Trafik ışıklarında sesli sistemler vardı. Televizyonlarda duyma engelliler için alt yazı seçeneği vardı ve işaret dili mevcuttu birçok programda.
Aziz Nesin’in dediği gibi o zamanki aklımla “Bu şehirde ne kadar çok engelli var” diye düşünmüş ve “Bizde o kadar yok” kıyaslamasında bulunmuştum. Sonradan fark ettim ki bizde de çok var elbette ama onlar dışarı çıkamıyorlar. Koşullar uygun değil çıkmalarına… Çıksalar zorlanıyorlar, yoruluyorlar, horlanıyorlar… Kim çıkaracak, eve hapsolmak en kolayı!
Ancak günümüzde artık bizim engellilerimizi de sokaklarda daha çok görmeye başladık. Özellikle 2005 yılı Temmuz ayında Türkiye’nin ilk özürlü yasası olarak bilinen “Engelliler Hakkında Kanun”un onaylanmasıyla engelli hakları da daha çok konuşulur, tartışılır oldu…
Ülkemiz ve engelli haklarına adına çok olumlu, çok güzel gelişmeler ama yeterli mi? Değil… Her zaman gündemde olması gereken bu konuyu, “Dünya Engelliler Günü” vesilesiyle ele alıp engellilerin durumuna, nasıl değerlendirdiklerine baktık. Ne bekliyorlar, ne ve hangi hizmetleri almak istiyorlar, ne hissediyorlar! Resmi makamlar ve yerel yönetimler tarafından verilen hizmetler yeterli mi?
3 Aralık “Dünya Engelliler Günü”
“Uluslararası Engelliler Günü”, 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 47/3 sayılı kararı ile ilan edildi. Bu günün gündeme getirilmesi, “toplumun ve toplumun her alanında engelli bireylerin haklarını ve refahını teşvik etmeyi ve engelli bireylerin durumuna dair politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın her alanında farkındalık artırmayı” amaçlamaktadır.
Engelli; yaralanma ya da fiziksel veya zihinsel bir rahatsızlık nedeniyle bazı hareketleri, duyuları veya işlevleri kısıtlanan (kişi) olarak tanımlanıyor. Engeller, doğuştan gelebilir veya sonradan geçirilen hastalıklar ya da kazalar sonucu ortaya çıkabilir.
Dünya Engelliler Günü’nün 2018’deki teması engelli kişileri güçlendirmek, kapsayıcılığı ve eşitliği sağlamak imiş. 2019 yılı teması ise: Gelecek ulaşılabilir.
Engelsiz Filmler Festivali
Ekim Ayı’nda gerçekleştirilen Engelsiz Filmler Festivali’nin “Bizim için Bizsiz Asla” bölümünde dünya çapında bazı engelli kişilerin mücadelelerini ele alan kısa film gösterimlerinin ardından gerçekleştirilen söyleşide engelli sorunları konuşuldu. Organizasyonun içinde yer alan Elif Gamze Bozo, Fedakâr Özdemir ve Dilan Aydemir ile görüştük.
Festival organizasyonunda da görevli olan Elif Gamze Bozo cam kemik hastası. Kemikleri çok kolay kırılabiliyor. Gazetecilik Bölümü mezunu, çeşitli kuruluşlarda gazetecilik yapmış, yazılar yazmış, yazmaya devam ediyor. Belgesel fotoğraf çekimleri, sergileri var. Şimdi bir çağrı merkezinde çalışıyor.
“İnsanların kafasındaki algıyı aşmak çok zor”
Elif Gamze Bozo, engelli tanımı için “Engelli dediğinizde sorumluluğu birisinin bedenine yüklemiş oluyorsunuz, ben aynı fikirde değilim. Bu tanım yıllar önce sakat idi, şimdi engelli oldu. Ben değil şehirler engelli. Engellilik diye bir şey yok” diyerek şunları söylüyor:
“Ben Afrika’ya kadar gidiyorum sorunsuz ama Ankara’da bir yerden bir yere gitmek çok zor. Yerel yönetimlerin Engellilerin Erişebilirlik Yasası’nı ihmal etmesi bizim hayatımızı zorlaştırıyor. Engelliler ile ilgili kampanyalarla engelliler muhtaç gibi gösteriliyor. Oysa bir engellinin hayatı sizinkinden farklı değil, tekerlekli sandalyesi ile her yerde bulunmak her yere gitmek ister, hayatı normal yaşamak ister.
Bazı yerlere fiziksel şartları nedeniyle ulaşmamız zor. Mesela Festival sonunda bir kutlama yapmak için düzayak bir yer ya da tekerlekli sandalye ile ulaşılabilecek bir mekân aradık ama bulamadık. Diğer taraftan fiziksel engellerden çok zihinsel engelleri daha önemli. Fiziksel engeli aşıyorsun ancak psikolojik olarak insanların kafasındaki algıyı aşmak çok zor.”
Engelliyi önce ailelerin kabul etmesi gerektiğini, böylece topluma kabul ettirmenin kolaylaşacağına işaret eden Bozo, “Benim kırılma riskim çok fazla ama çıkmaya çalışıyorum. Eve kapanırsak kimse bizi fark etmez ve yaptıklarımızın da bir anlamı kalmaz” diyor.
Ülkemizde engellilerin kendine ait bir yaşamları olduğunun hâlâ kabul edilemediğini, ayrı bir Bakanlık açılması ve acil olarak Engelliler Komisyonu oluşturulması gerektiğini vurgulayan Bozo, engellilerin karşılaştığı zorluklar hakkındaki düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“50 kişisel sergi açtım. Söz gelimi görme engelli arkadaşımı da çağırmak istiyorum ama davet edemiyorum çünkü sesli betimleme yok. Bu Türkiye’de başlı başına bir sorun. Halkımız ağlamayı sevdiği için nerde bir engelli görse ağlıyor. Bir de bizi görünce hallerine şükrediyorlar. Meclis’te derdimizi anlatabileceğimiz bir tane vekil var, başka yok. Yerel yönetimde çalışan engelli arkadaşlar da bize “Sorun yaratmayın” diye bakıyorlar. Ablam olmadan ben hiç bir yere gidemiyorum. Engelli araçlarına binmeye korkuyorum. Bir yere çağrıldığımda ancak gelip alırlarsa gidebileceğimi söylüyorum. Medya ise, engellilerden bahsederken ya başarı hikâyeleri ya da acılarını anlatıyor. Onun dışında ne yaptıklarının hiç farkında değiller.”
“Ailenin eğitim durumuna göre bakış açısı değişiyor”
Fedakâr Özdemir; 45 yaşında, ilkokulu Fransa’da okuduktan sonra Türkiye’ye dönmüşler ve artık okula gidememiş, aktivist, çeşitli STK’larda çalışıyor. “Bir engelli sokağa çıktığı andan itibaren aktivisttir” diyor.
“Kendimi sakat diye tanımlıyorum. Özürlü, engelli kelimelerinden hoşlanmıyorum. Meclis’te bir engelli milletvekilinin olması bizim sorunumuzu görünür kılmıyor, asıl bununla ilgili ne yaptığı önemli” ifadelerini kullanan Özdemir, engelliyi öncelikle ailenin kabul etmesinin çok önemli olduğunu vurgulayıp sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ailenin eğitim durumuna göre bakış açısı değişiyor. Babam beni bir yerlere götürmeye utanırdı. Sanki engelli olmamın intikamını benden almaya çalışıyordu. Aile sizi takmıyorsa toplumda kimse sizi ciddiye almaz. Ben kaç yaşında adamım birisi gelip ‘Ah canım’ diye yanağımı sıkıyor. Hoş olmayan bir nezaket!
Çok umudum yok, bunlar değişmez diye inanıyorum ve bu psikoloji beni yıpratıyor. Engelli asansörleri bozuk uzun zamandır, kimsenin umurunda değil. İnip çıkarken insanlar yardım etmek, sandalyeden tutmak istiyorlar ama ben görünmez olmak istiyorum. Kimse bana yardım etmesin, kendim ineyim çıkayım, sistem çalışsın istiyorum.
Tiyatroda, sinemada güya bize yer ayıyorlar ama kıyıda köşede. Tuvalet ayrı sorun. Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki tuvalet hijyenik değil. Tuvaleti bile düşünmek zorunda kalıyorum dışarı çıkarken. Mesela kadın ve erkek tuvaletleri ayrıdır normalde. Ama engelliler için sadece bir tane tuvalet vardır. Orada cinsiyete göre ayırmazlar, sanki engellide tek cinsiyet var.”
Sanata ulaşmak lütuf olmamalı
Özdemir, engellinin sanata ulaşmasının da kolay olmadığını, oysa sanata erişimin bir lütuf değil hak olduğuna dikkat çekip Engelsiz Film Festivali’nin fark yarattığını, bu sayede bağımsız ve sanatsal filmler izleyebildikleri için mutlu olduklarını belirtti.
18 yaşından beri aldığı maaşın yasadaki yeni bir değişiklikle kesildiğini ve artık alamadığını bildiren Özdemir, “Evdeki geliri hesaplıyorlar. Eve giren toplu gelir, asgari ücreti geçerse vermiyorlar. Zaten 700 TL ancak benim ev kiramı karşılayabilir onu da vermiyorlar” diye üzüntüsünü dile getirdi.
Destek olmuyorlar köstek de olmasınlar
Dilan Aydemir; 25 yaşında, tasarımcı, özel bir reklam şirketinde çalışıyor. Üniversiteyi zorluklarla okuyan Aydemir’e ailesi çok yardımcı olmuş. Aydemir, kendisine ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyor:
“Ben, engelleri aşan bir insanım. İnsanlar destek olmuyorlar bari köstek de olmasınlar. Senaryo yazıyorum ama engelliler ile ilgili değil. Sanki hep engelliler konusunda yazmalıymışım gibi düşünülüyor. Bir yere giderken ben de mutlaka fiziki şartları soruyorum ve ona göre gidiyorum. Kendi işimde rahatım, koşullarım uygun. Bir ara kampa gittik, bir otobüsle gittik ve resmen karga tulumba taşındım, hiç uygun değildi otobüsün şartları.”
Görme engellilere uygun akıllı telefonlar, hayatı kolaylaştırıyor
Geçen Temmuz ayında Didim’de tesadüfen kitap standında tanıştığımız “Didim’in misafirleri” adlı kitabın yazarı Hayri Kandemir, son yıllarda görme yetisinin büyük kısmını kaybetmiş. Sadece bir ışık gören Kandemir 25 yıldır Altınkum Yazarlar Festivali’ni oğlu Ege’nin ve gönüllü lise öğrencilerinin destekleriyle gerçekleştiriyor. Kandemir, görme engellilere uygun akıllı telefonlarla hayatının nispeten kolaylaştığını ve sosyal medyayı da o sayede takip edebildiğini söylüyor.

Yarın Bir gönüllü: Claire Özel