At hastanesinde veteriner hekim olmak

Yiğit: Çifte yemeyen veteriner yoktur

At… Doğadaki en özel canlılardan biri olmasının yanı sıra, uygarlığın gelişiminde de büyük rol oynayan bu heybetli ve asil hayvanlar, aynı zamanda sıcakkanlı da olduklarından insanlarla aralarında binlerce yıllık bir dostluk kurduklarından söz edebiliriz. Sportif amaçlı hizmette kullanılan yarış atları ise kendilerine has özellikleri ve değerli oluşlarıyla, hemen herkesin ilgisini çeker. Türkiye Jokey Kulübü Ankara Hipodrom Müdürlüğü At Hastanesi’ni ziyaret ederek, uzmanlık alanları at olan veteriner hekimler Murat Yiğit ve hastanenin sorumlu yöneticisi Gözde Matyar ile atlara dair merak ettiklerimizi konuştuk

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – Türkiye Jokey Kulübü Ankara Hipodrom Müdürlüğü At Hastanesi’nin kapısından içeri girdiğimde, girişteki geniş alanda seyisleri tarafından tutulan iki at, tedavileri için bekliyordu. Gergin bir bekleyiş içinde olduklarını düşünürken, yakından ne kadar da heybetli olduklarını fark ettim ve hayranlık duyduğum bu canlılardan biraz ürkünce, hastanenin sorumlu yöneticisi Gözde Matyar’dan bir uyarı aldım, “Lütfen, atların arkasında olmamaya dikkat edin.” Bu cümlenin ne anlama geldiğini röportaj sırasında öğrenecektim; çifte yiyebilidirdim. Hastanede kaldığım süre boyunca, serum takılan, dişi çekilen, bacağı sarılan atlar gördüm ve hastanede çalışanların şanslı oldukları kadar hayli çetin bir görevle de karşı karşıya olduklarını anladım. Sevilmeden yapılmayacak işlerin başında gelebilecek olan at hekimliği, Ankara Hipodrom Müdürlüğü At Hastanesi’nde çalışanlar için de aynı anlamı taşıyor.
Beş yıldır jokey kulübü bünyesinde çalışan veteriner hekimlerden Murat Yiğit, at hastanesindeki her hekimin her vakaya baktığını ancak kişisel meraklarla bir uzmanlaşmanın da sağlanmaya çalışıldığını belirtiyor. Hipodromda koşar durumdaki atlara baktıklarını kaydeden Yiğit, “Günlük 150-200 at buraya girer ve bir hekime de günde 30 ila 60 arası at düşer. Buradaki atlar sporcu olduklarından, genelde ortopedik anlamda vaka geliyor. Bu noktada da bizler spor hekimiyiz. Ortopedik rahatsızlıkların yanı sıra, atların kendilerine has iç hastalıkları, beslenme ya da idmanla ilgili rahatsızlıklar, paraziter enfeksiyonlar ya da cilt enfeksiyonları nedeniyle buraya geliyorlar” diyor.
Yiğit, “Heyecanımı hiç kaybetmedim”
Yiğit, hangi hayvan grubuyla çalışırsa çalışsın, her veterinerin hayvanlarla daha kolay iletişime geçebilmesi için belli bir süreye ihtiyaç duyacağını vurguluyor. Murat Yiğit şunları söylüyor, “Kedi ve köpek gibi hayvanlara alışmak daha çabuk olabiliyor ama atın davranışlarını tanımak, hareket kabiliyetini görmek ve ona göre kendinizi savunmak, yeni başlayan bir veteriner hekim için iki yıllık bir sürece tekabül eder. Kendini de, atı da koruyarak ata yaklaşmak ve atın üzerinde bir işlem yapmak bunu gerektirir, ki biz de kulübümüzde yeni başlayan veteriner hekimlere bu süreyi tanıyoruz. Sonrasında da zorlukları var, on beş yıllık hekim de bir attan tekme yiyebilir, iki yıllık bir hekim de…
Mesela sürekli şahlanan bir at var ama bu ata bir şekilde enjeksiyon yapılması gerekiyor. Atın seyisi, antrenörü, diğer seyis arkadaşlar ya da bizim veteriner teknik ekibi arkadaşlarımız bir şekilde bir araya gelip, birazcık da risk alarak o enjeksiyonu yaparlar. Bizim hastanede tekme yemeyen veteriner hekimi de, tekniker de yoktur. Her at çifte atacak diye bir kural yok, genelde işimiz tolere edilebilir şekilde risk barındırıyor. Bazı atlar şahlanır, bazı atlar ön kollarını pençe gibi savurur, bazı atlar çifte atar… O, atın kendi geliştirdiği savunma mekanizmasıyla alakalıdır. Mesela bir at sakince dururken, salondaki diğer at şaha kalkar ya da gürültü yaparsa, sakin olan at, arkası dönük olduğu için göremez ama o sese reaksiyon gösterir. O sırada arkasından geçerseniz tekme yiyebilirsiniz.
Atta, kedi ve köpeğin evcilliği; büyükbaş hayvanın da yabaniliği, karakteri vardır. Atla bizim kadar vakit geçirmeyen insanlar, at gördüklerinde‘aa, at!’ derler ya, ben günde 50 ata da elimi sürsem, hâlâ eşimle arabada giderken at görünce, eşime ‘bak at var’ diyerek gösteririm. İlk kez at görüyormuşcasına, heyecanımı hiç kaybetmedim.”
Gözde Matyar, “Başka iş yapamazdım”
At hastanesinin sorumlu yöneticisi Gözde Matyar, işini çok sevdiğini kaydederek, kariyerindeki kısa bir süre dışında hep atlarla çalıştığını belirtiyor. Matyar, atlarla çalışmaya dair, “Daha önce bir klinik tecrübem oldu, kedi, köpek tecrübem oldu ama buraya geldikten sonra bir daha hiç kedi, köpeğe medikal olarak el sürmedim. Çünkü atlar inanılmaz temiz hayvanlar, iyi ki buradayım, zaten o işi yapamazmışım diye düşünüyorum. Kedi, köpek kokusundan günlerce yemek yiyemediğimi biliyorum. Evimde de köpek besledim ama hastalık kokusu başka bir şey… Atta hiç böyle bir şey yok, belki çok sevdiğimden hiç tiksinmiyorum. Ama başka iş yapamazmışım diyorum. Atlar çok duygusal hayvanlardır, aralarında çok hırçınları da var ama nasıl büyütürsen, nasıl davranırsan öyle devam ediyor. İnsan gibi, ev hayvanı gibi sizi anlayanı, aranızda bağ kuranı da var yani…” diyor.
Atların rutin olarak röntgenlerinin çekildiğini, parazit ilaçlamalarının ve kan muayenelerinin yapıldığını söyleyen Matyar, veterinerlik fakültesini kazanana kadar hayvanlardan korktuğunu, ancak okula birlikte bu korkusunu yendiğini ifade ediyor. Matyar, “Atın heybetinden değil de, yapabileceklerini gördüğümden korkuyorum. Fakat at size güveniyorsa zarar verme amacı yoktur, onun tedirginliği sadece kendini korumak” diyor.
“Doğum tarihini bildiğim atımız var”
Gözde Matyar, atlarla ilgili bir anısını da bizimle paylaşıyor, “Annesinin yarış hikayesini bildiğim bir atımız vardı. Annesinin gebeliğinin son dönemine, doğumuna, doğduktan sonra atın ateşlenmesine, her gününe şahitlik etmiştim ama yarış hayatı parlak olmadı. Çok seviyordum, her şeyiyle ben ilgilendim. Hiç unutmuyorum, yarış kazandığında hayatında ilk defa yarış atı gibi koşmuştu ve o zaman hayatımda ilk defa mutluluktan ağlamıştım. Buradaki yarış atlarının yarış ömrü dolduktan sonra, çok ciddi bir sakatlığı ya da topallığı yoksa, atlı spora ya da çiftliklere hediye ediliyorlar. Bizimki de çok uysal olduğundan, bünyemizde yer alan bir atlı terapi merkezine hediye edildi ve benden ayrılmamış oldu…”