Atasoy: Sanattaki korkuyla, gerçek hayattaki korkunun farkı bizde daha anlaşılmış değil

“Gerisi Hikaye ile Korku Konuşmaları”

Bir podcast programı olan ve 2014 yılından bu yana dinleyiciyle buluşan “Gerisi Hikâye” programının üç silahşörü; Demokan Atasoy, Işın Beril Tetik ve Galip Dursun’la, korku üzerine sohbetimiz devam ediyor… Yayıncılar, bu yazıda podcast yapmaya nasıl karar verdiklerini, günlük hayatta korkuya bakış açılarını ve “Gerisi Hikâye”yi anlatmaya devam ediyorlar

SULTAN YAVUZ – “Gerisi Hikâye” podcast korku programının yayıncıları Demokan Atasoy, Işın Beril Tetik ve Galip Dursun, söyleşimizin ikinci kısmında programın teknik kısımlarını ve günlük hayatta korku ile kurdukları bağı anlatıyorlar. 2014 yılından beri yayınlanan “Gerisi Hikâye,” korku kavramını akademik bir çerçeve içine alarak, sohbet şeklinde keyifli bir anlatım sunuyor.
Severek takip edilen ve Türkiye’nin en fazla dinlenen podcast programlarından biri olan Gerisi Hikâye” nin yaratıcıları, korkunun temel öğesi olan ölüm konusundaki düşüncelerini, kurgu ve gerçeklik üzerinden karşılaştırarak söyleşiye devam ediyor…
Korku insanın en temel güdülerinden biri olmasına rağmen, sizce neden bu kadar öteleniyor? Mesela eskiden köydeki mezarlıklar yerleşim bölgesindeyken, şehirle birlikte şehrin dışına taşındığını görüyoruz. Sanki ölüm düşünülmemesi gereken bir kavram. Korkuyu besleyen en temel durum ölüm. Korkudan kaçarak, ölümden mi kaçılmak isteniyor sizce?
Demokan Atasoy: Sanattaki korkuyla, gerçek hayattaki korkunun farkı bizde daha anlaşılmış değil. O yüzden ‘Ben stresli yaşıyorum, bir de korku filmi izlemem’ yorumu çok doğal olmasına rağmen, bilmemekten kaynaklanıyor. Film izlerken duyacağınız korku ile gerçek hayatta hissettiğiniz korkunun alakası yok. Birinde gerçek bir tehlike var; diğerinde ise ne kaçmak ne savaşmak zorundasınız. Bunun bir zevki var, katarsisi yani rahatlama hissi var. Bunu anlamak için sanatın amacını anlamanız gerekiyor, korku ise temel aracılardan biri.
Kimse kusura bakmasın ama eğer eserde korku öğesi varsa o korku oluyor. Biz en iyi ürünleri korku değilmiş gibi sanıyoruz. Frankenstein’a ‘Roman değil’ diyemiyorlar, kendini kabul ettirmiştir çünkü.
Galip Dursun: Biz ilk programı ölümle ilgili yaptık. Anlarsanız eğer, korku gibi okurunu dehşete düşürerek, bir vahşetle karşı karşıya getirerek, canavarlarla dövüştürerek heyacanlandıran bir türden bahsediyoruz. Korku gibi bir türle uğraşıyorsanız eğer, daha karanlık bir söylem üzerinden hikâyenizi anlatıyorsanız, ölümü bilmeniz gerekiyor. Ölüm, korkuların bir numarası. Korkunun temeli de o… Bir köpekten korkuyorsa, onun tarafından parçalanmaktan korkuyor ya da sevdiklerini bir daha görememekten korkuyor. Ölümün alt açılımları var, bir sürü yazar ve sanatçı da hep buna kafa yormuş. Bilimimize çok güveniyoruz ama hâlâ ölüme çözüm bulamadık, ölüm yatsınamaz bir gerçek yani. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın tüm eserlerinde neredeyse ölümün tartışıldığını görüyoruz. Aslında ölümü araştıryor, inceliyor. Ölüm hikâyenin içinde olduğu zaman en büyük korku hissi bu. Ama Demokan’ın da söylediği gibi işleri çok karıştırıyorlar. Sanatla gerçek yaşantı nadiren buluşurlar. Hatta bazen ‘Bunu yazsanız kimse inanmaz’ dediğiniz şeyler, gerçek hayatta oluyor. Bunları ayırmak gerekiyor fakat insanlar kitapları gazete gibi okumaya çalışıyor.

                                Işın Beril Tetik

Tetik, “Korku türünün en güzel yanı kötü durum ve ölüme karşı bağışıklık sağlaması”
Beril Tetik: Ölüm çözülemeyen en büyük sır ve onu düşünmek istemiyor.lar Bazı insanlar da bununla tanışmak istiyor, korku türü aslında ölümün her türünü kanıksamayı beraberinde getiriyor. İyi mi, kötü mü bilemem ama adrenalin bağımlılığı da var o da çok sağlıklı değil bence. Korku türünün en güzel yanı kötü durum ve ölüme karşı bağışıklık sağlaması. Yazmaz dediğimiz kimi yazarların da mutlaka bir korku hikâyesi olabiliyor, ya perili ev ya sonunda açıklanabilir olaylar konu edilebiliyor.
Podcast yapmaya nasıl karar verdiniz? Youtube’da da yapabilirdiniz. Onu daha iyi kılan nedir?
Demokan Atasoy: Sektördeki deneyimlerim sonunda bizim için en hızlı ve profesyonel yolun bu olduğuna karar verdim. Aslında ilk sezonu Youtube’da da yayınladık, yine ses vardı. Sadece ses kullanmak montajda daha fazla kolaylık sağlıyor. Görüntü işe girince, hem kendin hazırlanacaksın hem sesi ve görüntüyü üst üste getireceksin, hem yüklemek vakit alacak… Biz gönüllü yaptığımız bu programı, kendi sitemiz ve Spotify’dan yayınlayarak en iyi fikri uyguladık.
Youtube’da ise ‘Cin’ bölümünden sonra, bazı cinci hocalar ve sinemacıların kanalı şikâyeti üzerine sorgusuz sualsiz kapatıldı. Sanırım söylediğimiz şeyleri sevmediler ama bizim için hayırlı oldu, podcast’ten devam ettik.

                           Galip Dursun

Dursun, “Sesle program yapmanın büyük artısı var, insanlar yemek yaparken, araba kullanırken, çalışırken dinleyebiliyorlar”
Galip Dursun: Biz hep internet üzerinden yayın yaptık, ben bilgisayar yapımcısıyım, ne üretmemiz gerektiğini biliyoruz. Örneğin, insanlar sıkılmasınlar diye dizilerden alıştıkları gibi sezonlara böldük. Biz başladığımızda Türkiye’de podcast yapan birkaç kişi tane yayın vardı. Programlarımız uzundu ve görünmek de istemedik. Sesle program yapmanın büyük artısı var, insanlar yemek yaparken, araba kullanırken, çalışırken sizi dinleyebiliyorlar, zaten hepimiz radyo kültüründen geliyoruz. Spotify sayesinde de daha fazla kişiye ulaştık. Halloween ve Giovanni Scognamillo bölümlerimiz Youtube’da var. Yurt dışında doktora yapan biri bile bizi aradı, insanların dostu olduk.
Beril Tetik: Biz yazarız ve böyle bir format daha uygun geldi. ‘Jekyll ve Hide’ bölümümüzde, ‘Sizin anlattığınız yerde dolaşıyorum’ diyen biri de oldu.
Sizi zorlayan bir programınız oldu mu? Konulara nasıl karar veriyorsunuz?
Demokan Atasoy: Çoğunlukla zorlanmıyoruz. İlk programdan beri ‘Bu işi doğru yapalım’ dedik ve Beril temel kaynak araştırmacımız. Ben programın müziğini yaptım. Hangi konuyu konuşacağız diye 100 konu belirlenmiştik bile… 300 küsur konuyu ise daha konuşmadık. Zaten bildiğimiz konular olduğundan, bir gün öncesinden hatırlamak için göz atıyoruz. Ama mesela ‘American Horror Story’ programı için, eğer diziyi izlemediysen iki günde tüm sezonu izlemek zorunda kalabiliyorsun. Bir de öykü tartışırken, bizim beş ve yedi sayfalık öykülerimizin yanında, Beril 30 sayfalık bir öykü seçmişti mesela.
Biz kaynakçamızı koyuyor ve net konularda konuşuyoruz. Ama kimseye akademik bilgi beyanında bulunmuyoruz, kendi fikirlerimiz olduğunu belirtiyoruz. Fikirlerimizin belki başkaları için de bir değeri olabilir diye düşünüyoruz. Konuları iyi bağdaştırabiliyoruz. Yanlış bilgiden kaçınmak için literatür taramlarını titizlikle yapıyoruz.
Beril Tetik: Mesela 50 kaynak yeterli olmayabiliyor, hepsi ayrı fikirdeyse hepsini içeren bilgileri veriyoruz ve ekliyoruz ‘kanıya varılamadı’ diye. Eskiden okumuş oluyoruz ama hiç bilmediğimiz unsurlar da çıkıyor, onlara ekleme yapıyoruz. ‘Bizim fikrimizdir’ diye belirtiyoruz çünkü yeni belgeler çıkınca değişiklik olabiliyor. Çok merak eden zaten bunun izini sürer ve akademik çalışma yapar.
Korkuyla bu kadar haşır neşirsiniz. Her seferinde anlattığınız olaylara ya da yaratıklara inanmadığınızı belirtiyorsunuz. Peki hiç sıradışı bir olay yaşamadınız mı? Şüpheye düştüğünüz olmadı mı?

                       Demokan Atasoy

Atasoy, “Hepimiz kurşun da döktürmüşüzdür, nazarlık da taşırız, bu toplumun içinde yetişmenin sonuçları bunlar…”
Demokan Atasoy: Çocukluğumuzda herkesin başına çeşitli olaylar geliyor tabi ama araştırınca, onun ne anlama geldiğini anlayınca çözüyorsunuz işi. Zaten kurguyla uğraşıyorum, gerçek hayattakiyle uğraşmama gerek yok. Meselenin hikâye kısmı zevkli. Ama hepimiz kurşun da döktürmüşüzdür, nazarlık da taşırız, bu toplumun içinde yetişmenin sonuçları bunlar… Biz iyi öykü peşindeyiz ve ‘gerçeklerin iyi öykünün önüne geçmesine izin verme’ sözü çok önemli.
Beril Tetik: Gerçek hayatta görsen, herhalde tokadı basarsın (gülüyor). Eski bir arkadaşım, beni zorla kurşun döktürmeye götürdü. Olay sırasında, kurşun patladı, halı yandı ve kurşunu döken kadın beni kovdu ‘Sen şeytan mısın, çık dışarı!’ dedi. Hurafelere inanıp yem olmamak lazım. Hayalete inanmayın ama dinleyin. Bunu söylemeye çalıyoruz. İnsanın zayıf noktası bu olursa, size buradan zarar verebilirler.
Galip Dursun: Çocukken gördüğümüz kâbuslar, aksakallı dede, cadı… Mesela ben uzun yıllar kâbus gördüm. Kendime dikkat edince, sağlığıma kavuşunca aştım bunları. Cin çıkarma ayinine de gittim, gördüm ama böyle şeyler yok. Benim gördüğüm kadarıyla yok, keşke olsaydı yazar olarak çok mutlu olurdum. Insanlar bunu kullanabiliyorlar ama en korkunç cin insan. Insandan korkmak daha doğru… Biz edebiyatçıyız. Hikâye ne gerektiriyorsa onu alıyoruz. Burada doğup büyümekten çok mutluyum. Nazar boncuğuyla karşılaşmak beni mutlu ediyor, tatlı bir nesne, bu sizin hayatınıza renk katıyor. Kutsallık değil de, onu bir renk olarak dâhil etmek daha önemli bence.