Atilla Kandemir: “Uçakların çarpışmasını gördüm ama gençlik ve heyecandan çekemedim”

Temeli hareketli görüntüye dayalı televizyon yayıncılığının ülkemizdeki ilk yıllarında teknik yetersizlik nedeniyle fotoğraf önemli bir yayın malzemesi olur. TRT televizyonu yayınlarında aktüel kamera sistemi kurulana kadar yayın, fotoğraf ile desteklenir. Bu dönemin kahramanlarından Atilla Kandemir, Fotoğrafın televizyonda haberlerden başlayarak dekora kadar uzanan kullanım alanını Zaman Tüneli okurları için anlatıyor.

Pınarbaşı’na yerleşen Çerkez kökenli göçmen Ahmet Hami Bey Kayseri’de öğretmenlik yapmaktadır ve Harf Devrimi sırasındaki başarılı çalışmaları da ona Gazi Mustafa Kemal imzalı bir kitap getirir. Ahmet Hami Bey, Kayseri’de eşraftan Ayşe Hanımla evlenir. Çiftin üçüncü çocuğu TRT televizyonunun ilk Fotoğrafçılarından Atilla Kandemir de 1941 yılında Kayseri’de dünyaya gelir.

Ahmet Hami beyin emekli olması ile aile Ankara’ya gelir ve Atilla Kandemir’in de fotoğrafçılık serüveni başlar. Kandemir o günleri şöyle anlatıyor:

“Babam ‘Harf Devrimi’nde görev almış bir cumhuriyet öğretmeni. Gazi Mustafa Kemal’in harf devrimini anlatan, kara tahta önündeki ünlü fotoğrafı da Kayseri’de çekilmiştir. 20 Eylül 1928 de Kayseri’ye yaptığı bu seyahat sırasında, yeni Türk yazısı ile yazılmış, ‘İlk Kırâat’ adlı kitabı da Gazi Mustafa Kemal, ‘Hami Beye’ diye imzalayarak babama vermiş, bizim için büyük bir miras…

Babam emekli oldu, en büyük ağabeyimin yanına 1956 yılında Ankara’ya geldik, önce Etlik, ardından Anıttepe’de oturduk ve sonra büyüdüğüm, Yenimahalle’ye yerleştik.

Fotoğrafçılık bizde babadan gelen bir merak. O dönemin öğretmenleri her konudan anlardı ya, babam keman da çalardı fotoğraf da basardı. Onların zamanında film olmadığı için camdan fotoğraf basabilen sistemi vardı evde.

Bu ortamda büyüyen çocuklarda haliyle bir ilgi olur ama bende daha fazlaydı.

Yenimahalle’de Pınarbaşı’lı Muharrem Bey vardı Foto Bilsen’in sahibi, babamın tanıdığı, beni ona götürdü. Onun nezaretinde çalışmaya başladım ama dükkân dışındayım. Muharrem Beyin dışarıdan aldığı çekim işlerine yardım ediyorum, daha karanlık odayı görmedim.”

GENÇLİK VE HEYECAN

Atilla Kandemir fotoğrafçılığın yanı sıra da Birinci Sanat Okulunda eğitimini sürdürmektedir.

1 Şubat 1963 günü Ankara üzerinde iki uçağın çarpışmasının canlı tanığı olan Kandemir, heyecanına yenik düştüğü o anı şöyle anlatıyor.

“Muharrem Beyin işlerini yaptığım için Kodak marka fotoğraf makinası bende duruyor. Ulus meydanında, Merkez Bankasını karşısındaki okulumuzun bahçesindeyim, makine elimde, içinde film var ve kurulu…

Bir gürültü oldu, havada iki uçağın çarpışmasını, birisinin döne döne yere düşüşünü, öbürünün savrulup gidişini gördüm ama çekemedim. Gençlik ve heyecan ile elimdeki makine hiç aklıma gelmedi, onu tamamen unuttum… Elimde kurulu olarak duran makinenin deklanşörüne basamadım, basabilsem, elimde taşıdığım makine bir işe yaramış olacaktı!”

Atilla Kandemir, fotoğrafçılığın mutfağı ‘karanlık odayı’ da Ordu Foto Film Merkezinde vatani görevi sırasında tanır. Çekimlerin rütbeliler tarafından yapıldığı merkezde Kandemir ülkemizdeki ilklerden olan ‘renkli fotoğraf banyosu’ ile de burada tanışır. Askerliğin son dönemlerinde siyah-beyaz banyoya geçen Kandemir, mesleğin ustası olarak askerliğini tamamlar.

Foto Bilsen sahibi Muammer Bey, Kızılay’da yeni bir stüdyo açmıştır, Yenimahalle’dekini de arşivi ve malzemeleri ile Atilla Kandemir’e devretmek istemektedir. O günler, fotoğraf çektirme geleneği olduğu dönemdir, aileler, arkadaşlar toplanıp fotoğraf çektirmeye gitmektedir. Hatta yeni alınan bisiklet, saat, giysi gibi şeylerle de fotoğraf çektirmek bir gelenektir. Bu durumu anlatan “onu ver de bir fotoğraf çektirelim” sözü de bu günlerden kalmadır. Atilla Kandemir, mahallesinde, mesleğe başladığı baba dostundan bu ortamda gelen cazip teklifi ‘bir süre dinleneceğim’ diyerek kabul etmez.

Askerlik sonrasında arayışı içinde olan Atilla Kandemir, radyodan duyduğu bir anons ile yaşamına yeni bir yön veriri.

Atilla Kandemir, “çocukken girdik, yaşlanınca da çıktık” dediği TRT günlerini şöyle anlatıyor:

TELEVİZYONA FOTOĞRAFÇI

“1967 yılı sonbaharında Radyodan devamlı duyuru yapılıyor, saydığı meslekler arasında Fotoğrafçılık da var, başvurdum. Bir yazılı sınava girdik sonra mülakata alındık, sınav kurulundan hatırladıklarım. İbrahim Bekdil, Ümit İlhan, Kaya Sür. Uygulamalı sınav sırasında masa üzerinde duran Leica makineye görür görmez vuruldum, bu makine emekli olduğum 2003 yılına kadar da bende kaldı. Gelişen teknoloji ile farklı kameraları tabi ki kullandım ama bu hep benim dolabımda durdu.

Nusret Koç, Gökmen Bolgül, Güray Giresunlu, Mehmet isminde bir arkadaş ile beni televizyonun ilk fotoğrafçıları olduk, kursiyer kadrosunda da çalışmaya başladık. Sandıklardan malzemeleri biz çıkarttık, montajını yaptık, önceden hazırlanmış modern stüdyoya yerleştirdik, düzeni kurduk.”

FOTOĞRAFLA TELEVİZYON YAYINI

Fotoğraf servisinin çalışmaya başlamasından üç ay sonra bir Cumartesi akşamı, TRT ekranı İstiklal Marşı ile canlanır.

Az sayıdaki yardım malzemesi ile kurulan TRT Televizyonunda, fotoğraf önemli bir açığı kapatacaktır. Zaten dış çekimlerde kullanılamayan beş stüdyo kamerası ile ancak yayın götürülmektedir. 16 milimetre kamera sistemleri de henüz kurulamadığı için, spikerin okuduğu haber üzerine olay yerinden fotoğraflar ile konu belgeleri ile sunulmuş olacaktır.

Atilla Kandemir bu dönemi de şöyle anlatıyor:

“1967 yılının sonlarında biz çalışmaya başladık, kadro sorunumuz var ama biz çalışıyoruz. Fotoğrafını çekmek için gittiğimiz dönemin ulaştırma bakanı bize ‘sizin durumunuz ne olacak’ demişti. Gerçekten, kameraman, resim seçici, fotoğrafçı gibi televizyon ile gelen bu mesleklerin memuriyette tanımı yoktu ama bu meslekler için birçok insan kuruma alınmıştı ve çalışıyorduk.

31 Ocak 1968 gecesi yayın başladığı zaman da kuruma alınmış yüzlerce insanda kadro sorunu vardı, bu nedenle de ‘boykota’ kadar giden birçok olay yaşandı ve sonradan sorun giderildi, TRT Televizyonu kadroları kuruldu.

ANILAR

Öğrenci olaylarının yoğun olduğu bu günlerde çok göreve gittik, cop da yedik dipçik de, olayı, yerinden fakat fotoğrafla televizyon izleyicisine aktarıyoruz.

Yeri gelmişken bir anımı nakletmek istiyorum. Kızılay meydanında Soysal Pasajın önünde yine bir olayı izliyoruz. Ben çalışıyorum, birisi elinde makas ile bana saldırıyor, o güne kadar fazla bir arkadaşlığımız olamayan merhum Alyat Burç adama çelme taktı ve yere düşürdü. Bu boşluk sırasında ben kendimi korumaya aldım, saldırıyı savurdum, Alyat görmese makas kim bilir nereme saplanacaktı.

Biz maçlara da giderdik, hem oyundan sahneler hem de futbolcuları çekerdik. Beşiktaş maçına gittim hiç unutmam, Sami isimli futbolcu, neden çektiğimi sordu. Ben de ‘ sen gol atarsın, biz de golü Sami attı der, senin fotoğrafını ekrana koyarız’ dedim, gerçekten üç beş saat sonra Sami ekranda idi…”

ÖZTRAK’IN BAŞINA DÜŞEN LAMBA

Atilla Kandemir unutamadığı anılarının bir bölümü şöyle:

“Televizyon yayınlarında kullanılacak kişilerin fotoğraflarını çekerken ilginç olaylar yaşadık tabi. Mamiya marka fotoğraf makinası ile 6×6 çekim yapıyoruz. Bu kameranın deklanşörü de güçlü bir ses çıkartır, ilk çekimde bakan bey yerinden fırlamıştı.

İlk günlerde genel Müdürümüz Adnan Öztrak’ın fotoğraflarını çekmek için makamına gittim. Işık düzenini kurdum tam çekime geçeceğim sırada, sehpa devrildi, lamba Öztrak’ın başına düştü ve patladı, öyle bir gürültü oldu ki sekreter Canan Hanım içeri geldi.

Lamba Allahtan sıcak değildi ama ben çok üzüldüm ve tabi korktum. Öztrak eliyle saçını düzeltti, sonra eline bakmadı bile ve ‘endişelenme evladım, biz ne gürültüler atlattık, sen işine bak’ diyerek beni rahatlatmıştı.

TRT Meclis Bürosunda bir stüdyo kurduk, bir makyöz arkadaş da bizimle çalışıyor, burada siyasilerin fotoğrafını çekiyoruz. Merhum Turan Güneş geldi, makyöz saçını düzeltirken ‘hanımefendi saç arıyor galiba’ demişti… “

ELİNDE ŞAPKASI İLE DEMİREL

Atilla Kandemir, 12 Mart döneminde çektiği Başbakan Demirel fotoğrafını da şöyle anlatıyor:

“Muhtıra sırasında Örsan Öymen TRT Haber merkezinde çalışıyordu, onunla Meclise gittik. Başbakan Süleyman Demirel elinde şapkası ile dışarı çıkıyor ben deklanşöre birkaç kez bastım. Daha sonra bunları tab ettiğimde güzel bir an yakaladığımı gördüm. Demirel şapkasını almış, kapıdan çıkıyor ama bir ayağı içeride bir ayağı dışarıda, tam bir çıkış değil yani. Örsan Öymen Bonn Radyosuna muhtıra üzerine konuşuyordu, bu ekipten birisi fotoğrafı gördü, çok istedi ama mümkün değildi, çünkü o günlerde görüntü satma veya değişimi gibi konular TRT’de bilinmiyordu…

Ankara’da kaçak sigara yakalanmış, çektim geldim, ben karanlık odaya girerken spikerde stüdyoya girdi. İşlemleri hızla yaptım, parlamasın diye fotoğrafın üstündeki son su damlalarını elimle alabilecek zamanım oldu, kepşın tahtasına koyduğum anda kameranın ışığı yandı… Bu da unutulmaz bir anıdır.

Daha sonra aktüel kameralar geldi, haber bölümü, televizyonun gereği, olayları film olarak ekrana getirmeye başladı.

EUROVİSİON FOTOĞRAFI

İlk defa katıldığımız Eurovision Şarkı Yarışması tanıtım filimi için, Yönetmen İskender Salgırlı, kameraman Tanju Bayramoğlu, fotoğrafçı olarak ben, Semiha Yankı ve ablası TRT minibüsü ile yola çıktık. Akdeniz ve Ege de tarihi, turistik yerlerde çekimler yaptık. Benim fotoğraflar, hem film içinde hem de fotoğraf olarak yarışma tanıtım dosyasında yer aldı, tüm ülkelere dağıtıldı.

Atilla Kandemir televizyon yayınlarında kullanılan fotoğrafları da şöyle anlatıyor:

“Bir İstanbul Sokağı dekoru yaptık. Beş günde 110 metre fotoğraf bastık, bunları yan yana getirdiğimizde bir eski İstanbul sokağı oldu ve çekimde kullanıldı.

TÜRKİYE ÜZERİNE OYUNLAR

Dünya televizyonlarında bile az rastlanılacak bir çalışma yaptık Arsal Soley ile. Televizyonumuzun ilk yönetmenlerinden olan çok başarılı bir isimdir Arsal Soley.

Soley, ‘Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar’ isimli Dramatik- Belgesel türünde bir dizi hazırlıyor. Dizi Osmanlının son döneminde geçiyor ve 150 den fazla rol var. Dekor kurmak imkânsız denilecek kadar zor, bu kadar oyuncu kadrosu ve çekim ekibinin Dolmabahçe Sarayına girmesi de sakıncalı ve çok büyük bir bütçe işi…

Arsal Soley ile İstanbul’a gittik, onun belirlediği yerleri yine onun söylediği açılardan çektik. Blue-Box yöntemi ile sanatçıların sahneleri bu fonlarda birleştirildi, Dolmabahçe Sarayında yapılmış çekim gibi başarılıydı ve yurt dışına da satıldı.

İşte böyle 37 yıl geçti, çocukken girdik, yaşlanınca da çıktık TRT’den…”

Atilla Kandemir bir görev sırasında tanıştı Nilgün Hanımla yaşamını birleştirmiş, çiftin Özge adında bir kızı, Duru ve Arda adında da iki torunu var.