Aysev: Medya yok olursa halkın haber alma hakkı da yok olacaktır

YAŞAR AYSEV – Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) 30 Eylül Pazar günü toplanan Gazeteciler Cemiyeti Olağan Genel Kurulu’nda basının sorunlarına ilişkin konuşma yapan Cemiyetimiz Basın Meclisi üyesi Yaşar Aysev, yazılı, görsel ve sosyal medya, internet yayıncılığı ve çalışanlarının, çok ciddi bir ekonomik bunalım ve işsizlik tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Aysev, “Medya yok olur, gazeteciler işsiz, güçsüz kalırsa, ulusumuzun, halkımızın haber alma, bilgilenme, gerçekleri öğrenme hakkı yok olacaktır. Özgür olmayan basın ve medya kavramı, yok olan basına ve medyaya dönüşecektir. Demokrasi karanlığa gömülecektir. Böyle bir karanlıkta ne iktidar ne muhalefet görevini gereğince yapamaz. Bu durum herkesin aklını başına devşirip, özgür medyayı, özgür ulusu ve özgür demokrasiyi korumak için sağduyulu olmasını gerektiriyor. Bizler de yeri geldiğinde, sesimizi ilgililere duyurmak durumundayız. Bu toplantı bu sesi en güçlü biçimde yükseltmemiz gereken bir ortamdır.” İfadelerini kullandı.
Yaşar Aysev, yazılı basının tirajını etkileyen nedenler arasında internet ve sosyal medya yayıncılığı olduğuna işaret ederek, internetten yayınlanan radyo, televizyon ve sosyal medya yayınlarına yönelik sansür ve engellemeyi öngören yönetmeliğin RTÜK tarafından kabul edildiğini hatırlatarak, şöyle konuştu:
Sayın Başkan, Genel Kurulun saygıdeğer üyeleri;
Bugünkü toplantımız, yazılı ve görsel basının, gazetecilerin, olanca ağırlığıyla yaşamakta olduğu tarihsel bir süreçte yapılıyor.
Sayın Nazmi Bilgin’ in başkanlığında, Yönetim Kurulumuz, geride bıraktığımız dönemde, cemiyetimizin temsili açısından görevlerini lâyıkıyla yerine getirmişlerdir. Harcadıkları emek övgüye değer niteliktedir. Bu hususu belirttikten sonra, şimdi medyanın ve medya mensuplarının, ülkemizde yaşamakta olduğu devasa sorunlarıyla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.
14 Mayıs 1950’ de çok partili hayat başladı. 19 Mayıs 1919’ da, Mustafa Kemal’in yedi düvele karşı başlattığı ulusal kurtuluş savaşından itibaren, çağdaş, uygar Türkiye Cumhuriyetinin ilanıyla doruğa ulaşan devrimci yükseliş, 14 Mayıs 1950’ de çok partili hayata adım attı. Geride kalan 21 yılda, 19’ uncu yüzyılın mucizesini gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren koşullar ve halkın eğitim düzeyi elverişli olmamasına rağmen çok partili hayatı öngörmüştü. Ancak, boğuştuğu kurtuluş ve kuruluş sorunları o kadar ağırdı ki, genç sayılacak 57 yaşında, sağlığı el vermediği için, çok partili demokratik Türkiye hayalini gerçekleştiremeden hayata veda etti. Ancak o kadar sağlam bir Türkiye Cumhuriyeti temeli atmış ki, ondan sonra devletin başına geçen, milli mücadelede en sadık silah arkadaşlarından birincisi olan İsmet Paşa, onun hayalini 14 Mayıs 1950’ de gerçekleştirdi.
Aradan 68 yıl geçti. Geldik bugünlere.
Arkadaşlar; 68 yıl bir insan hayatının neredeyse tamamıdır. Ancak bir ulusun hayatının küçük bir parçasıdır.
Hatırlayalım, Dünya demokrasi tarihinin en önemli belgesi olan, Magna Carta beyannamesi, Britanya Kralı John tarafından 1215 yılında imzalandı. Kral John astığı astık, kestiği kestik bir kraldı. Aklına estikçe köylüden, çiftçiden vergi toplar, vermeyeni astırır, bunun için Baronları kullanırdı. Kral John’dan baronlar da, halk da illallah dediler ve isyan ettiler.
İsyan karşısında Kral John, baronlarla ve halkla anlaşarak, Magna Carta beyannamesini, imzalamak ve ilan etmek zorunda kaldı.
Magna Carta’ nın en önemli maddeleri şunlardı:
1-Hiçbir insan sebepsiz yere suçlanamaz, yargılanamaz, sürülemez ve malı elinden alınamaz.
2-Adalet satılamaz, geciktirilemez ve hiçbir özgür vatandaş adaletten yoksun bırakılamaz.
3-Yasalar dışında hiçbir biçimde hareket edilemez.
Magna Carta’ nın bu maddeleri günümüzde de dünyada ve ülkemizde önemini koruyor.
O tarihten bu yana sekiz asır geçti. Bu süreç, ortaçağı geride bıraktı. Avrupa ülkeleri sanayi devrimini, rönesansı, aydınlanmayı gerçekleştirdi. Fransız devrimi yaşandı. Batı demokratik düzeyine 800 yılda ulaştı. Biz 19’ uncu yüzyılın gördüğü en büyük devlet adamı, dehası tartışılmaz, Atatürk’ümüzün sayesinde, yüzyılları atlayarak laik, demokratik Cumhuriyetimize kavuştuk. 68 yıldır yaşadıklarımız ise demokrasimizin çocukluk hastalıklarıdır.
Yeni doğan bebek 5-6 yaşına kadar 6 hastalık geçirir. Bu hastalıklar onda bağışıklık sistemini güçlendirir. Büyüyünce hastalıklara ve mikroplara karşı güçlü olur.
Yazılı ve görsel basının ve kitap yayıncılığının yaşadığı bunalım bu çocukluk hastalıklarının ta kendisidir.
Şu günlerde, kağıt sorunu yaşanıyor. İrili ufaklı birçok gazete, artan kağıt fiyatları dolayısıyla, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Bazısı kadro daraltıyor. İşsizler ordusuna katılan birçok gazeteci var. Bazısı fiyatını arttırıyor. Artan fiyatlar, zaten çok sembolik olan okur sayısını daha da azaltıyor.
Ekonomide darboğaza giren dolar borçlusu iş çevreleri reklamlarını alabildiğine kıstılar. Gazetelerin ve televizyonların reklam gelirleri düşüyor.
Kâğıt ithal malı.
SEKA fabrikaları kapatıldığından bu yana, basın ve yayın organları, tavan yapan dolarla ithal edilen yabancı kâğıda mahkûm oldukları için, alabildiğine yükselen maliyetle boğuşuyorlar. Birçokları sayfalarını azalttılar.
Arkadaşlar, yazılı ve görsel basın, herhan gi bir iş yada üretim aracı olmaktan çok öte, ülke, halk, demokrasi ve hukuk için hayati önem taşıyan bir sektördür.
Yazılı ve görsel basın ve gazeteci olmazsa, hele özgür değillerse, hak, hukuk, demokrasi, özgür yurttaş yoktur.
Özgür medya, ülkeyi yönetenler içinde son derece gereklidir. Gerçekleri özgürce yansıtamayan medya, devleti yönetenlerle ilgili uyarı görevini yapamaz. Yanlışları uyarılmayan yönetici hata üstüne hata yapar. Son tahlilde bu hataların bedelini kendisi de ergeç öder.
Kağıt sorunu bu vahim noktaya nasıl geldi.? Türkiye selüloz ve kâğıt fabrikalarının temeli 18 Ağustos 1934’ te atıldı. Adı Sümerbank İzmit Kâğıt Fabrikasıydı. 18 Nisan 1936’ da kâğıt üretimine başladı.
21 Haziran 1955’ te SEKA adını aldı.
SEKA Balıkesir’de 1981’ de kuruldu. 1991’ de zarar ettiği gerekçesiyle özelleştirme kapsamına alındı.
1990’larda ekonomik olmadığı gerekçesiyle 6 kâğıt fabrikası devredışı kaldı.
198 milyon dolara maledilmiş olan Balıkesir SEKA 2003’ te 1.1 milyon dolara satıldı ve kapatıldı.
İzmit SEKA 2005’te kapatıldı. Bu tarihten sonra yayıncılık dışa bağımlı hale geldi.
Kağıt fabrikalarının kapatılmasından sonra Basın tamamen ithalata bağımlı hale geldi.
Dövizdeki patlama, bu ithalatı dayanılmaz bir maliyete yükseltti.
İki yıl önce 1 ton kağıt 450 dolar iken şu an 800 dolar oldu. Hem dolar fiyatı artı, hem kurdaki yükseliş TL maliyetini çok yükseltti.
Gazeteler ve yayınevleri zarar ediyor.
Atatürk’ün kurdurduğu fabrikalar yok pahasına satıldı. Şimdi onların yerinde beton alışveriş merkezleri ve rezidanslar var.
Matbaacılar Federasyonu Başkanı Ahmet Hüseyin Gürbüz’ün verdiği bilgiye göre, Türkiye’de gazete kâğıdı dışında kağıt, karton, v.s üreten 5 fabrika yılda 250 bin ton üretiyor. Tüketim ise 650 bin ton.
Matbaacılar Federasyonu Başkanı, “önümüzdeki günlerde kapanan matbaa sayısının artacağını belirterek yurt dışından gelen karton ve kâğıt ithalatından vergi alınmasın” diyor.
Yılda kâğıt ve karton ithalatına 3,5 milyar dolar ödeniyor.
Gazete kâğıdında yüzde 8 olan KDV’ nin düşürülmesi için kanun teklifi veren Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer şöyle diyor:
“Dolar kurundan, ekonomideki krizden en çok etkilenen kurumların başında gazeteler gelmekte. Türk Lirası döviz karşısında hızla değer kaybederken kâğıt bulmak giderek zorlaşmakta. Habertürk Gazetesini kapattı. Bazı gazeteler yayınlara ara verirken, bazı gazeteler de fiyatlarını arttırmak zorunda kaldı. Eğer önlem alınmazsa Türkiye’de kendi yağıyla kavrulmaya çalışan tüm gazeteler kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Mutlaka adım atılması lazım.
Medya organlarının kapatılması yüksek olan işsizlik oranlarını daha da arttırmakta. İşsiz gazeteci sayısı her geçen gün daha da artmakta. Sektörde işsizlik oranı yüzde 30’ lara vardı. Bugün 12 bin civarında meslektaşımız işsiz. Kâğıt yokluğu nedeniyle medya kuruluşlarının kapatılmasıyla bu oran daha da artabilir.”
TBMM’ ye sunulan bu teklifte, kâğıdın teminindeki tüm vergilerin indirilmesi istenmiştir. Yaşanan kağıt krizi nedeniyle basın kuruluşlarının tek tek kapanmayla yüz yüze kaldıkları, basın sektöründeki işsizliğin daha da artacağı belirtilmiştir.
Sağlıklı, özgür, yüksek okunurluk düzeyi olan bir medyanın yaratılabilmesi için, devlete, siyasete, halka, gazetecilere, medya örgütlerine, gazete ve televizyon kanalı sahiplerine ve en önemlisi okurlara ve izleyicilere düşen görevler nelerdir?
Bu sorunun cevabı, şu sıralarda birçok ilgili çevrede aranıyor. Konu sadece medya açısından değil, demokratik rejim, özgür ve çağdaş toplum açısından da büyük önem taşıyor.
20 Eylülde Basın İlan Kurumu Genel Kurulu da kendi yetki ve sorumluluğu açısından bu konuyu görüştü.
Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu başkanı Sayın Nuri Kolaylı’ nın önerisi ve Cemiyet başkanımız Sayın Nazmi Bilgin’ inde desteğiyle, oybirliğiyle şu kararlar alındı:
“Gazetelerin zorunlu asgari yüzölçümünde kâğıt tasarrufu için yüzde 20 indirime gidildi. Ankara, İstanbul, İzmir haricindeki yerlerde 1.50’ den 1.12’ ye düşürüldü zorunlu asgari yüzölçümü. İstanbul, Ankara, İzmir’de yayınlanan gazetelerde ise 2.25’ ten 1.50’ ye düşürüldü. Bu, yüzde 20 kağıt tasarrufu demek. Asgari fiili satış adedi İstanbul’ da yayınlanan gazeteler için 5 binden 4 bin oldu. Ankara ve İzmir 3 binden 2 bin 400’ e düşürüldü. Diğer yerlerde 500’ den 400’ e düşürüldü.”
Sorunun çözümü açısından bu kararlar doğru bir başlangıçtır.
81 milyonluk Türkiye için gazete okur sayısı son derece düşüktür. 81 milyonun okuma seviyesine oranla gazete okuru sayısı yukarıdaki sorunun ne kadar hayati bir önem taşıdığını gösteriyor.
2.413.093’ ten ibaret olan 21 ulusal gazete toplam tirajı; 81 milyon nüfusun % 3’ ünden ibarettir. Bu rakam, gazetelerin tirajının giderek artan nüfusla ters orantılı olarak düştüğünü gösteriyor. Medyanın tek yanlı ve bağımlı yayın yapmasının bu konuda önemli rolü vardır.
Okur sayısı bu kadar düşük olunca 3-5 gazetenin dışında kalan ve sadece resmi ilana bağımlı olan yüzlerce gazetenin tirajları minimum seviyededir.
Televizyon kanallarının izlenme oranlarına bakıldığında, ezici çoğunlukla izleyicinin haber yerine magazin ve dizi izlemeyi tercih ettiği görülür.
Ajans Press’in RTÜK’ten derlediği verilere göre günün büyük bir kısmının televizyon izlenerek geçirildiği  Türkiye’de ilk tercih magazin programları ve diziler oldu. Basında çıkan haberler incelendiğinde, magazin haberlerinin dizi haberlerinin önüne geçtiği görüldü. Geçtiğimiz yıldan itibaren 18 bin 586 magazin haberi yapılırken, dizilerle ilgili ise medyaya 6 bin 177 haber yansıması olduğu belirtildi.
İstanbul halkının televizyondaki ilk tercihi magazin programları oldu. Ankaralı izleyiciler ise dizileri daha çok tercih etti. Televizyon izleyicilerinin profilinin çıkarıldığı araştırmada, kadın izleyiciler sırasıyla bilgi yarışması, dizi, kadın programları, reality show ve magazin programlarını ağırlıklı olarak izledi.
Erkek izleyiciler ise yalnızca tartışma programlarının olduğu dilimde kadınların önüne geçti.
Ajans Press’in medyada gerçekleştirdiği araştırmaya göre ülkelere göre televizyon izleme oranları şöyle:
Türkiye 330 dakika, Japonya 265 dakika, İtalya 261 dakika, Polonya 247 dakika, İspanya 244 dakika, Rusya 239 dakika, İngiltere 232 dakika, Fransa 226 dakika, Almanya 221 dakika, Brezilya 217 dakika.
TV izleme oranında Türkiye birinci sıradadır. Bunun sonucu TV’ de magazin ve dizi izlemeyi tercih eden Türk insanı gazete okumuyor. Gazete tirajının yıllar itibariyle seyrine de bakalım.
Mustafa Şeker’ in tirajla ilgili araştırması şöyledir:
“Türkiye’deki gazete tirajlarıyla ilgili ilk bilgiler Cumhuriyet öncesine dayanmaktadır. 1960 yılında 1 milyon 400 bine ulaşan tirajlar, 1970’ e kadar olan dönemde ise demokrasiye dönüş sürecindeki gelişmelere de bağlı olarak gazete tirajları 1 milyon 500 binden 2 milyona çıkmıştır. Sonraki 5 yıllık dönemde tirajlarda 500 bin artış meydana gelmiş ve 1975 yılı toplam tirajı 2 milyon 500 bine ulaşmıştır.
24 Ocak 1980’ deki ekonomik kararların getirdiği ekonomik yük ve 12 Eylül müdahalesinin etkisiyle tirajlar 1 milyon 700 bine kadar düşmüş ve 1979 düzeyine 3 yıl sonra ulaşabilmiştir. 1985’ te 3 milyona çıkmış ve 1990’ a kadar bu civarda kalmıştır.
1990’ lı yıllarda zaman zaman 6 milyona ulaşan tirajlar 1995 yılında ortalama 5 milyon 500 bin olarak gerçekleşmiştir.
1930-1940 yılları arasında ise yüzde 23’ lük nüfus artışına karşılık yüzde 120’lik gazete tirajı artışı meydana gelmiştir.
2018 yılında ise nüfus 81 milyonu aştı. Tirajlar %3’ e düştü. Günümüzde, yazılı basının tirajını etkileyen bir önemli neden de, internet ve sosyal medya yayıncılığıdır.
Ancak, internetten yayınlanan radyo-tv ve sosyal medya yayınlarına da sansür ve engelleme öngören bir yönetmelik RTÜK tarafından kabul edildi. Bir ay içinde, internet yayıncılarının yayın lisansı ve iletişim yetkisi için, RTÜK’ e müracaat edip lisans almaları gerekecek. Aksi taktirde mahkeme kararı ile kapatılmalara ve suç duyurusuna muhatap olacaklar.
Üstelik, RTÜK, erişimin durdurulması için, mahkeme kararını da beklemek zorunda olmayacak. Yayın yargıya taşındığı anda, BTK(Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu) RTÜK’ ün isteğiyle yayını engelleyebilecek.
Halen bu yayınları yapan bütün internet yayıncıları, bu yönetmeliğin kapsamında kalabilir.
Yerli yayınların yanı sıra, Medyascope, DW ve BBC’ nin Türkçe yayınları da engellenebilir.
Bu kısıtlama, ifade ve medya özgürlüğünün her anlamda sansürlenmesinin son örneğidir.
Sonuç olarak, yazılı-görsel ve sosyal medya, internet yayıncılığı ve çalışanları, çok ciddi bir ekonomik bunalım ve işsizlik tehdidiyle karşı karşıyadır. Medya yok olur, gazeteciler işsiz, güçsüz kalırsa, ulusumuzun, halkımızın haber alma, bilgilenme, gerçekleri öğrenme hakkı yok olacaktır.
Özgür olmayan basın ve medya kavramı, yok olan basına ve medyaya dönüşecektir. Demokrasi karanlığa gömülecektir.
Böyle bir karanlıkta ne iktidar ne muhalefet görevini gereğince yapamaz.
Bu durum herkesin aklını başına devşirip, özgür medyayı, özgür ulusu ve özgür demokrasiyi korumak için sağduyulu olmasını gerektiriyor.
Bizler de yeri geldiğinde, sesimizi ilgililere duyurmak durumundayız. Bu toplantı bu sesi en güçlü biçimde yükseltmemiz gereken bir ortamdır.
Umudumuzu korumalıyız.
Saygılarımla. 30.09.2018”