Ayten Zenger: “Kırk yıl çalıştığım Ankara Radyosu’nda kimseyi kırmadım, kırılmadım da”

Taner DEDEOĞLU

Sesinin güzelliği daha ilkokulda keşfedildi, radyo hedefi onu çok parlak giden eğitiminden koparttı, ideali olan Ankara Radyosunda tam kırk bir yıl görev yaptı. Ses sanatçılığının yanı sıra koro şefliği de üstlenen Ayten Zenger ile Zaman Tüneline giriyoruz.
Kurtuluş Savaşı sonrasında Türk kökenli olmayanların yurt dışına çıkmaları ve Balkanlardaki Türklerin de Anadolu’ya yerleşmeleri gündeme gelmiştir. Samsun’un Havza ilçesindede ilginç bir olay yaşanır. Ankara Radyosu Sanatçılarından Ayten Zenger ailesi ile ilgili bu olayı şöyle anlatıyor:
“Anadolu’dan sürgün gündeme gelince Rum asıllı anneannem Müslüman olacağını, doğup büyüdüğü,vatanı olan bu topraktan gitmeyeceğini söylemiş ve kalmış. Yanında küçük kızı ile Samsuna yerleşmiş, orada kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. Anneannem Fatma adını almış, Anneme de Ayşe adı konulmuş. Babam da o zaman Samsun’da sahne sanatçısı Ethem, keman çalıyor, tiyatro yapıyor falan.Bir yerde birbirlerini görüp beğenen annem ile babam evleniyor, 1935 yılında ben Samsun’da dünyaya gelmişim, annemin yedi çocuğundan hayatta kalan tek benim.
BABASIZ BÜYÜDÜM
Ben çok küçükken, babam gönlünü tiyatrodan bir hanıma kaptırıyor ve evi terk ediyor. Ben, annem ve anneannem ile geçen çocukluk dönemimi hatırlıyorum. Anneannem ile Havzadaki ‘Aslanağzı’denilen kaplıcalara giderdik, hamamın hemen karşısındaki sütunlu evi gösterir, ‘burası bizimdi, aldılar, Lazlara verdiler ama onlar da bizi hep misafir eder’ derdi.
Ben onüç yaşımda falandım, annem babamın Trabzon’da olduğunu öğrenmiş, beni aldı ona götürdü. Babam beni görünce çok etkilendi ve bu sefer de o kadını bırakarak eve döndü ama ne çare, ben babasız büyüdüm.”

SESİNİ DUYURUYOR
Ayten Zenger’in sesi ilkokul sıralarında keşfedilir. Öğretmeni Fahriye Hanım ve Başöğretmen okullarındaki bu küçük Kolaratur Sopranonun müzik dünyasına kazanılması için de uğraş verirler. Daha ilkokulda çevresinde üne kavuşan Ayten Zenger bu dönemi de şöyle anlatıyor:
“Önce başta Fahriye öğretmenim olmak üzere bana emeği geçen herkesi minnet ve rahmetle anıyorum. Fahriye öğretmenimle yıllar sonra Ankara’da yeniden buluştuk ve ölümüne kadar beraberdik. O günlerde televizyonda adını yeni duyurmaya çalışan genç sanatçı Levent Kırca’nın teyzesi olduğunu da o zaman öğrenmiştim.
Samsundaki İlkokul dönemimde, Çarşamba günleri okullar öğrencileri topluca sinemaya götürürlerdi, bir hafta da‘İki Yetim’ diye bir film izledik. Başöğretmenimiz de keman çalıyor, filmdeki ‘Ninni’ adlı şarkıyı bize öğretti ve ‘bunu kim okur’ dediğinde bütün arkadaşlarım ‘Ayten’ diye bağırdı.Zaten filmde de dinlemiştim, ben bu şarkı ile ilkokul dördüncü sınıfta, Samsunun en ünlü çocuğu oldum…
Annemin evi Ulugazi Mahallesinde, ben de nenem ile Frenk Kilisesinin karşısında oturuyorum. Bu iki semt arasında da bir başka okulun Başöğretmeninin evi var, bir gün geçerken, ‘Ayten, bu Pazar günü gel de kıymalı yiyelim’ dedi. Samsun da Pazar günleri kahvaltı, geç saatlerde, özel pideler ile yapılırdı, yani beni bu günkü anlatımla ‘brunch’a davet ediyor başöğretmen, ‘peki’ dedim ama gitmedim. Ben çok çekingen bir yapıya sahibim, gidemedim…
Aradan zaman geçti, unutmuşlardır diyerek yine o yoldan geçerken yakalandım, ‘seni eczacı Ethem Beye dinletecektim, neden gelmedin’ deyince de ‘ev taşıyoruz’ dedim. Gerçekten ev taşınıyor ama ben çelimsiz bir çocuğum, ev taşımayla ne işim olur? ‘Bu Pazar gel’ dedi artık kaçamadım ve gittim.
Tambur çalan Eczacı Ethem Bey beni dinledi, çok beğendi ve iki şarkı öğretti. Biri o dönemin popüler şarkısı ‘Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam’ öbürü de ‘Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz’… O günün bende bıraktığı bir iz de tambur oldu, ben tambura âşık oldum, benim için çok farklı bir enstrümandır tambur…

HEDEFİ RADYO SANATÇILIĞI
Bende müzik tutkusu böyle başladı, ilkokulda müfettiş geldiği zaman örnek talebe diye ortaya çıkartılan, matematikte zor problemleri çözen Ayten, artık müzikle yaşar hale geldi ve kendisine de ‘radyo’ hedefi koydu.
Ethem Bey beni, Samsun Müzik Kulübü başkanı Ahmet amca ile tanıştırdı ve yeni bir yola girdik. Bürokrat ve işadamlarından oluşan, amatör birçok amca! Atatürk’ün Samsun’a çıktığında kaldığı binada müzik yapıyordu ve koroda da tek kız sesi bendim. O zaman kadınlar ortaya çıkamazdı ki!
Samsun’un ünlü Zafer Sinemasında Müzik Kulübünün yılsonu konseri oldu, bana da solo verdiler, ‘Mümkün mü unutmak güzelim’ dedim, bir alkış koptu, ayakta alkışlanıyorum. Bu bana kuvvet oldu, başarılı öğrenciliğimi, annem ve babamın eğitim için önerilerini de bir kenara bırakarak kendime koyduğum hedef ‘Radyo’ için Ankara’ya geldim. Bu döneme kadar müzikte bana kimse derinliğine eğitim vermedi, radyo hedefim için kendi gayretim ve yeteneğim ile Ankara’ya geldim. İdolüm Sabite Tur Hanım, onu dinliyorum ve onun gibi okumaya çalışıyorum. Bu gün, ortaokulu bitirip Ankara’ya geldiğim zaman keşke eğitimimi de sürdürseydim diyorum, radyo ile ikisini birlikte götürürdüm diye düşünürüm hep…
İYİGÜN GÖR, AYTEN
Ankara’da tanıştığım bir hanım vasıtası ile ses ve saz sanatçısı,bestekâr Melahat Pars hocamı tanıdım. Bir şarkı oku dedi, hazırlıklı gitmiştim, Pars’a, ‘Avare gönül yine sensiz hicrana dalmış’ diye başlayan bestesini okudum, çok duygulandı ve bana ders vermeyi kabul etti, bir süre öğrencisi oldum. Melahat Pars o günlerde bir Ankara gazetesine de makale yazıyordu, beni metheden bir yazı kaleme almış, o zamanki soyadım ‘İyigüngör’ ü çok güzel işlemiş ve yazısını da ‘ inşallah Ayten iyi gün görürsün’ diyerek noktalamıştı.”
Ankara Radyosunda 1955 yılında açılan sınavı kazanamayan Ayten Zenger, 1959 yılında açılan sınavı; Yaşar Özel, Yıldırım Gürses, Ayla Özben(Gürses) Gönül Akkor, Ülkü Beşgül (daha sonra halk müziğine geçer) Yüksel Kip, Sevim Sütçü ve Nevin Güler ile birlikte kazanır. AytenZenger radyo günlerini de şöyle anlatıyor:
“Biri bas,birisi tenor olan iki erkek ile biz kızlar kurslara başladık. Hocamız Nevzat Sümer, radyo yönetimine ‘bu dönemi ben yetiştireyim’ demiş, izin almış ve bizim her şeyimiz oldu… Onunla beraber, operadan gelen Saadet İkesu ve Mesude Çağlayan’dan ses eğitimi öğrendik, Refik Ahmet Sevengil’den edebiyat, Halil Bedii Yönetken’den solfej, Suphi Ziya Özbekkan’dan üslup dersleri aldık, Ruşen Ferit Kam, Muzaffer İlkar, Tarık Kip ve Akın Özkan bize Türk Müziğini anlattı.
Kurslar sonrasında stajyer sanatçılığımız da uzun sürdü, sonra da kadrolu sanatçı olduk. Bizlere ilk defa bir yılbaşı gecesi radyoda birer şarkı okuttular, ben yine ‘Mümkün mü unutmak güzelim’ dedim ve adımı duyurdum. Yaş haddinden emekli olana kadar Ankara Radyosunda çalıştım, sahne çalışmalarım, konserlerim oldu ama tercihim, hep radyodan yanaydı, radyo benim hayatımdı, kırk bir yıl çalıştım, solistlik yaptım, canlı yayında sekiz sene koro yönettim. Son yirmi yılı aşkın zamanda TRT’nin açtığı ses ve saz sanatçıları için açılan sınavların hepsinde de jüri oldum. Bu gün Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği Müdürü olan sanatçı arkadaşımız Ela Altın’ın kızı Eda Altın’ın da sınavında vardım.
Kırk bir yıl çalıştığım Ankara Radyosunda kimseyi kırmadım, hiç kırılmadım. Şimdi artık emekliyim ama sağ olsunlar radyodan arıyorlar ve programlara davet ediyorlar, ben de katılıyorum, şarkılı, anılı programlar yapıyoruz, yurdun dört bir köşesinden de telefonla bizi arıyorlar, mutlu oluyoruz…”

ANILAR
Ayten Zenger’den anılarını istedik, acı tatlı günlerini bizimle şöyle paylaştı:
“Dönem arkadaşım, Yıldırım Gürses opera sınavını da kazanmıştı ama o radyoyu tercih etti, Türk Müziğinde birşeyler yapmak istiyordu, çok uğraştı, yıllar sonra da olsa başardı ve değişik bir yol açtı. Ayla ile evlenmelerinde benim de katkım olduğu için çok mutluyum, nurlar içinde olsunlar, oğulları Beyazıt bana ‘ikinci annemsin’ der.
Bizden önceki dönemde Radyoya giren Ulviye benim Melahat Pars’tan birlikte ders aldığım arkadaşımdı.Dönem arkadaşı Ziya Taşkent ile birbirlerini çok sevdiler, evlendiler. Ziya istemediği için Ulviye Radyoyu bırakarak ev kadını oldu, Ziya kısa saç seviyor diye beline kadar olan saçlarını kestirmişti, bu dünyadan birlikte ayrıldılar, onlara da rahmet olsun.
Geçtiğimiz günlerde bir grup sanatçı arkadaşım bana ziyarete geldi, Ayşe Taş çok güzel taklit yapar, o anlattı; Ziya, koro çalışmaları sırasında, beni bir süzer ve ‘Ayten kız, bu gün de çok şıksın’ dermiş, ben de ona, ‘ne diyon be Ziya’ dermişim…
Erkal yıllarca bir lokâl işletti, buraya, gece eğlence yerlerindeki işi biten ses saz sanatçıları gelirdi ki, Zeki Müren’den başlayarak Ankara’daki müzisyenlerin uğrak yeri olarak bilinen ünlü bir yerdi. Bir gece Ercüment Batanay gelmiş, darbukacı Ömür Şipal beni buldu, ‘abla sesine hayran, seni soruyor’ dedi, yanına gittim. Bana göre de yaylı tambur Batanay’ın oyuncağı, o sazla neler yapar, ben de onun hayranıyım. O gece büyük usta Ercüment Batanay,’ nasıl bir sesiniz var, nerelere çıkıyorsunuz, en ufak bir detone yok’ demişti.
Sesime hayranlardan birisi de Bülent Ersoy’dur. Ersoy, çok az yaptığım sahne çalışmalarımdan birisi olan Yeni Süreyya Gazinosu döneminde, sahne aldığı Başkent Gazinosundaki programın erken bitirip beni dinlemeye geldiğini söylemişti.”

BİR İSİM, İKİ NİKÂH
Ayten Zenger, ikinci evliliğini Erkal Zenger ile yapmış, iki defa evlenip boşanmanın öyküsü de şöyle:
“İlk evliliğimden bir oğlum var, boşanmışım, Serçe Sokakta ufak bir evde oturuyorum, radyoda çalışıyorum. Erkal’ın söylediğine göre bizim sokakta bir dükkânı varmış,ben hatırlamıyorum. Daha sonra aynı çevre olunca arkadaşlık başladı, evlendik. Bir oğlumuz oldu, ben sahneden fazla hoşlanmıyorum ama Erkal da tamamen beni engelledi, bana gelen konser tekliflerini kabul etmiyordu… Başka konularda! olunca boşandık. Anap döneminde Erkal partinin önemli bir ismi olunca, Turgut Özal araya girdi, şahidimiz oldu yeniden nikâh kıydık.Hayatımızda pek değişiklik olmayınca da yeniden boşandık. Birlikte girdiğimiz bir kooperatif evi vardı, orada oturuyordu, kendine hiç bakmıyor ve ilaçlarını da içmiyormuş, bence intihar etti…”