Balaban: Acıların Ressamı

Birsen GÜRDİL

Türk resim sanatının sayılı ustalarından İbrahim Balaban’ı da kaybettik. 98 yaşında çok acılı yıllar yaşadığı bu dünyasına veda eden Şair Nazım Hikmet’in, “Resmin Yunus Emre’si” diye tanıttığı Balaban’ın yaşamının bir bölümü cezaevlerinde tutuklu olarak geçmiş. Başı bir türlü dertlerden kurtulamamış, kader ve şansı onunla hep çelik çomak oynamış.
1921 yılında Bursa-Seçköy’de dünyaya gözlerini açan, çiftçilikle geçinen bir ailenin oğlu olan Balaban, güç şartlar altında ancak köy ilkokulunu bitirebildi. Daha sonraki yıllar hintkeneviri yetiştirdiği için, henüz 16 yaşında yargılanarak cezaevine sokuldu.
1937’yi yaşadığı günlerde vakit geçirmek için kendisine bir meşgale olarak resim yapmaya başladı. Sağdan, soldan bulduğu renkli kalemleri zeytinyağına bulayarak çizdiği desenler, çevresindekiler tarafından beğenilmeye başlamıştı.
6 Ay hapis ve 16 bin lira gibi o yılların bir hayli yüklü para cezasını ödeyemediği için 3 yıl daha tutuklu kalmasına karar verildi. Kaldığı koğuşta Balaban’a ters düşenlerle dört mahkûmun hücumuna uğradı. Hapishaneden çıkan Balaban, en mutlu gününde düğün evini basan hasmını öldürünce tekrar cezaevine dönmek zorunda kaldı.
1942-1944 ve 1947-1950’li yıllarını Bursa Cezaevinde geçiren Balaban’a gülmeyen kaderi üç acı haberle karşısına dikilmişti. Babası Hasan Çavuş, bir cinayete kurban gitmişti. Doğum sırasında karısı vefat etti. Kısa bir süre sonrada çocuğu öldü.
Dayanılmaz acılar içinde kıvranan Balaban7ın bu üzüntülü günlerinde karşısına aynı cezaevinde tutuklu bulunan Nazım Hikmet çıktı. Balaban’dan 20 yaş büyük olan Hikmet, durmadan kaderin sillesini yiyen bu genç adamın elinden tuttu. 7 yıl Balaban’ın resim yapması için destek olurken, felsefe, politika, ekonomi ve sosyoloji konularında Balaban7a pratik bilgiler verdi.
Tutukluluk yılları biter bitmez Balaban, “Baba ve damdakiler” adlı kitabı ile Nazım Hikmet’e olan duygularını dile getirmişti.
Yaptığı resimlerin koleksiyonlerler tarafından beğenilmesi Balaban’a maddi bakımdan yardımcı oluyordu. İkinci kez dünya evine girdi. 1 kızı daha sonrada 5 torunu oldu. 1953’te İstanbul’da Fransız Kültür Merkez’inde ilk sergisini açtı. Yapıları büyük ilgi gördü. Tablolarının hemen hemen hepsi satıldı. Yurtiçi ve yurtdışında sergileri ile ünlendi. 1961 yılında Gazi Dergisi’nde basılan bir resmi yüzünden hâkim karşısına çıkarıldı. Aklandı. Ama bu seferde 1969 yılında Adana’da sergilediği resimler saldırıya uğradı.
Hayatı mücadelelerle geçen İbrahim Balaban, her şeye rağmen yılmadı, ayakta kalmayı başardı ve 2 binin üzerinde tablo bir o kadarda desen çizerek üretken bir sanatçı unvanına sahip oldu. Bütün olumsuzluklara karşı göğüs geren Balaban, bu arada on bir adet kitapta yazarak edebiyat dünyasındaki yerini korudu.
2005 yılında desen çalışmalarını İstanbul’da sergileyen ünlü sanatçı ilerlemiş yaşına rağmen elinden fırçayı ve kalemi bırakmamıştır. 1935 doğumlu oğlu Hasan Nazım Balaban’da babası gibi resim sanatı ile uğraşan bir yetenektir.
Vefatından önce kalça kemiği kırığı ile hastaneye kaldırılan Balaban, gösterilen bütün çabaya rağmen çoklu organ yetmezliği teşhisi ile hayata 98 yaşında gözlerini yumdu.