Bana kitap yazdıracak kadar güzel şeyler yaşadım

Naz AKMAN – Balkan Savaşları nedeniyle Anadolu’ya göçler yaşanmaktadır. Yirminci Yüzyıl’ın başlangıcındaki bu göçlerden birinde de Bulgaristan’ın Şumnu kentinden Nebiye Hanım, Kastamonu Taşköprü’ye yerleşmiştir. Taşköprü’de Nebiye Hanım, ağabeyinin arkadaşı İbrahim Bey ile evlenir. Makedonya İştip’ten göçen İbrahim Bey, memleketine benzettiği Sinop Boyabat’ta yaşamak istemektedir. Genç çift buraya yerleşir ve üç çocukları olur.
Çocukların en küçüğü olan Hulusi Şen, lise öğrenimi için İstanbul’a gider. Bu dönemde askere alınan Hulusi Şen, Filistin Cephesinde savaşır. Kendisinden iki yıl haber alamayan ailesi, Hilal-i Ahmer’e (Kızılay) “Mahdumumuz Hulusi Şen’den haber alınamamaktadır” diye mektup yazar. Gelen cevapta, Hulusi Şen’in İngilizlerin elinde esir olduğu, Kıbrıs’ın Magosa kentindeki bir kampta tutulduğu ve sağlığının da iyi olduğu bildirilir. Daha sonra esaretten kurtulan Hulusi Şen, 1919 yılında Anadolu’da milli mücadeleye katılır.
1922 yılında kurtuluştan sonra Boyabat’a dönen Hulusi Şen burada Şaziye Hanım ile evlenir. Üç kuşağın bir arada yaşadığı konakta Şen ailesinin üç kızı olur. Bunların en büyüğü Suzan’dır. Onun da Boyabat’ta İsmail Dağcı ile evliliğinden ilk çocukları, yazar Zerrin Dağcı doğar.
14087313_1297432483601783_11027581_o
Bu haftaki konuğumuz, Bulgaristan ve Makedonya göçmeni iki aileden gelen, Filistin Cephesi ve Kurtuluş Savaşı gazilerinden Hulusi Şen’in torunu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okutman ve yazar olan Zerrin Dağcı…
Dağcı, ailesini ve çocukluk dönemini şöyle anlatıyor:
“Sinop Boyabat doğumluyum, babam İsmail Dağcı Ziraat Yüksekokul mezunu, annem Suzan Dağcı da ev hanımı. Ben bir buçuk yaşındayken babamın tayini Ankara’ya çıkmış. Annem ve babam Ankara’ya gidip taşınma işleriyle ilgilenirken ben de Boyabat’ta dedem ve anneannemin yanında kalmışım. Kısa bir zaman sonra taşınma işleri bitince ailem beni yanlarına almak istemiş, ancak büyükannem ve dedem ilk torun olduğum için bir süre daha Boyabat’ta kalmamı istemişler. Dedem Fransızca hayranıydı, beni de Fransız okullarına göndermek istemiş. Boyabat’ta Fransız okulları olmadığından, ancak İstanbul’a gidersem böyle bir eğitim alabilecekmişim. Henüz yedi yaşında olduğumdan, ailem birinci sınıftan liseye kadar Ankara’da özel bir okulda öğrenim görmemi istemiş. Bunun üzerine Ankara’ya geldim.
“ÇOCUKLUĞUM ‘ALİS
HARİKALAR DİYARINDA’
GİBİYDİ”

Boyabat’tan ayrılmak çok zor geldi; özellikle dedemi, o kocaman bahçemizi bırakmak… Çocukluğunuz nasıl geçti diye soracak olursanız, ‘Alis Harikalar Diyarında’ ve ‘Dağlar Kızı Heidi’ derim, harika bir çocukluk yaşadım. Evimizin hemen bitişiğinde su değirmeni, önünden küçük ırmaklar geçerdi ve alabildiğine yemyeşil bahçesiyle güzel bir evimiz vardı.
DEDESİNİN GİZLİ DÜNYASI
Doğaya meraklı olan dedem, evimizin bahçesine, Türkiye’de şakayık çok ender görülmesine rağmen, şakayık dikmiş. Şakayık hala Boyabat’ta yoktur. Aynı şekilde Trabzon hurmasını da ilk diken dedemdi. Bahçede bunun gibi çok çeşitli çiçekler ve ağaçlar vardı.”
kızılayda bisiklete binerken
Dağcı yedi yaşına kadar büyüdüğü Boyabat’tan, dedesinden ayrılarak Ankara’ya, anne ve babasının yanına gelişinden de şöyle söz ediyor:
“Ankara’ya gelince TED Ankara Koleji’nde okula başladım. Lisede dedemin de istediği gibi Fransızca dersleri aldım. Lise sıralarında otururken hayalim Mülkiye’de okumaktı. Sınavı kazanarak, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. Mezun olduktan sonra, bir süre Kültür Bakanlığı’nda görev aldım ve yurt dışına giderek çalışmaya ara verdim. Türkiye’ye geri döndüğümde, Ulaştırma Bakanlığı’nda başladım, bakanlıkta çalışırken aynı zamanda Gazi Üniversitesi’nde dört yıl ‘Diplomatik Konuşma ve Yazışma Teknikleri’ dersi verdim. Bakanlıktan ayrılınca da Ankara Üniversitesi’nde okutmanlık görevime başlayarak, on yıl ‘Diplomatik İngilizce’ dersi okuttum. 2011’de üniversitenin düşünce kuruluşu olan ‘Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (ATAUM) kursiyerlere üç yıl ‘Avrupa Birliği’nde Güncel Gelişmeler’ seminerini İngilizce okuttum.”
“BANA KİTAP YAZDIRACAK
KADAR GÜZEL ŞEYLER
YAŞADIM”

Üniversitede verdiği derslerin yanı sıra kitap da yazan Zerrin Dağcı, öykü yazarlığına ilgi duymasının nedenlerini ve yazmaya nasıl başladığını anlatıyor:
“Çocukken aile büyüklerimizle çok iyi bir diyalogum vardı. Anneannem, dedem, büyük halam ile uzun sohbetler ederdik, ben de konuştuklarımızı not alırdım. Herkesin geçmişle ilgili anıları vardır, bunlar sözlü tarih ve ben bunu çok önemsiyorum. Çünkü her şey baş döndürücü hızla değişiyor. O dönemlerin giyim kuşamını, yeme içme kültürünü, insan ilişkilerini; kısacası bu yaşantıları bizden sonra gelecek kuşağa anlatmak istedim.

bahçede