Bayram tatilleri

Utku ŞENSOY

Yazının başlığı eski bayramları, naftalin kokulu nostalji çağrışımı yapabilir. Ama değil. Bugünlerde moda oldu herkes birilerine ya da bir şeylere kafayı takıyor ben de günler süren uzun bayram dönemlerinin olumsuzluklarına takıldım. Bayram tatilleri bu kadar uzun olunca doğal olarak akla şu gelmiyor mu? Ekonomik dar boğazın, enflasyonun, işsizliğin tavan yaptığı böylesine sıkıntılı dönemlerde salt iç turizmi hareketlendirmek için ekonominin çarklarını 9 gün durdurmak ne kadar doğru? Şeker ve Kurban bayramlarında 9’ar günden hemen hemen her yıl 18 gün sadeceturizm sektörünü canlandırmak, bazılarına da moral pompalamak adına büyük bir iş gücü kayıpları yaşamak ülkemizin yararına mıdır? Evine ekmeğini götürmekte zorlanan insana her gün tatil olsa neye yarar? Dini ve milli bayramların yanı sıra, hafta sonları yaz tatilleri derken neredeyse dünyanın en çok tatil yapan ülkelerinden biri değil miyiz? Peki bu kadar tatili hak ediyor muyuz? Bu kadar tatil Batı ile aramızdaki ekonomik uçurumu daha da derinleştirmez mi? Zaten bir iki yılda bir yapılan seçim ve referandumlarla işimize gücümüze odaklanmakta zorlanmıyor muyuz? Evlatlarımıza gelecek nesillerimize daha ileri seviyede ve borçsuz bir ülke bırakmak için, bizim ötekilerden daha fazla çalışmamız gerekmez mi? Aslında işgücümüzün efektif olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Rasyonel olmayan istihdam politikaları sonucu, iş hayatımızda özellikle kamunun önemli bir kesiminde siyasi kadrolaşmaya gidipçoğu liyakat sahiplerini bir kenara itip, kadroları işin ehli olmayan personel ile doldurduk. Bu çarpık yapıdaki kamu ile haftalık çalışma saatlerini 70-80 saate çıkarsak bile efektif bir sonuç alınamayacağının farkındayız. Oysa o kadrolara siyasi bağlantılarla atananlar yerine hak edenler istihdam edilmiş olsaydı 38-40 saat çalışmalarıyla kamuyu da ülkeyi de çok daha verimli yapabilirdik! Benzer nedenlerden iş hayatımızda tablo pek de iç açıcı değil ne yazık ki. Peki ya diğer alanlarda durum çok mu parlak? Örneğin eğitimde her şey tozpembe mi? Ezbere dayanan, sorgula-mayan, araştır-mayan vebirey olabilmenin erdeminin öğretilmediği bir eğitim sistemi ile Batı ile aramızdaki farkı kapatabilir miyiz? Kendini yetiştirememiş dünyayı, gelişmeleri, yenilikleri takip edemeyen eğitimcilerle çağdaş eğitim düzeyindensöz edebilir mi? Tüm bu olumsuzlukların üstüne, haftalar, aylar süren tatillerle genç nesilleri derslerden kopmadan nasıl yetiştirebiliriz?
Bu kadar elverişsiz koşul bir araya gelince de sonuç diplomalı işsizlikte rekor getiriyor! Uluslararası standartlardan uzak, lise düzeyindeki tabela üniversitelerin sayısı değil birkaç yüzü, bini aşsa ne olur ki? Uluslararası düzeyde göğsümüzü kabartan 8-10 üniversitemizin dışındakilerin hızla kendilerine çeki düzen vermesi gerekir. Asıl hedef anaokulundan başlayıp üniversitelere kadar eğitimimizi hızla dünya ile entegre etmek olmalı. Ancak bundan sonra milyonlarca gencimizi işgücümüze kazandırabiliriz. Öte yandan öncelikli hedefimiz,uluslararası yatırımcılara cazip gelecek akılcı politikalarla istihdam yaratacak üretime dayalı projeler olmalı. Tabi bunun için önce hukukun üstünlüğü tesis edilmeli ki eloğlu çekinmeden parasını getirip yatırım yapabilsin. Ancak çağdaş eğitime ve üretime dayanan ekonomik yatırımlara ağırlık verirsektoplumsal barış ve huzur ortamını tesis edebiliriz. Aksi takdirde okumuş issizler ordusuna sahip oluruz. Eğitim, istihdam,sağlık, hukukgibi tüm yaşamsal konularda ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Yaşanan bu tıkanmaya ivedi çözüm üretmek için, şapkayı önümüze alıp, bugüne kadar uygulanan yanlışlardan vazgeçip, ucuz ırkçı söylemleri, soy sopla, inançlarla uğraşmayı bırakıp, akılcı politikalar yaratıp, ülke sorunlarına odaklanmalıyız.
Aksi takdirde eloğlu evrenin sırlarını çözmek için atom altı parçacığı “HiggsBozonu”nu, “Büyük Hadron Çarpıştırıcısını” konuşup marsta koloni kurma hesaplarını yaparken, biz avukatın etek boyunu ölçmeye, siyasilerin ağzına bakıp YSK’nın gerekçeli kararını tartışmaya devam ederiz.
Oysaki ana hedefimiz, Batı’daki gelişmelere seyirci kalmayıp, aramızdaki uçurumun daha da derinleşmesine engellemek olmalı. Ötekileştirmek, ayrıştırmak uzun vadede topluma büyük zarar verir, birlik ve beraberlik zamanıdır. Aynı gemide olduğumuzu, su aldığımızı görmezden gelip bunu engellememiz halinde, Orta Doğu batağına saplanıp ulusça derin yaralar alacağımızı unutmayalım.