Bildirici: Evrensel ilkelerle kendi bildiğim yoldan devam edeceğim

Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen “Demokrasi için Medya/Medya için Demokrasi” programı (M4D) kapsamında, Ankara’daki Basın Evi’nde gerçekleştirilen gazetecilerle haftalık buluşma etkinlikleri başladı. Basın Evi’nin ilk konuğu, Hürriyet gazetesinde dokuz yıl okur temsilciliği yaptıktan sonra, geçtiğimiz Mart ayında gazeteyle yolları ayrılan Faruk Bildirici oldu

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve M4D Program Direktörü
Yusuf Kanlı

SULTAN YAVUZ –  Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilen “Demokrasi için Medya/ Medya için Demokrasi” programı (M4D) kapsamında, Ankara’daki Basın Evi’nde düzenlenen, gazetecilerle haftalık buluşma etknlikleri başladı. Buluşmaların ilk konuğu Hürriyet gazetesinde dokuz yıl okur temsilciliği yaptıktan sonra, geçtiğimiz Mart ayında gazeteyle yolları ayrılan Faruk Bildirici oldu. Bildirici’nin sunduğu “Türkiye’de Medya Sektöründe Ombudsmanlık Deneyimi” söyleyişine çok sayıda gazeteci katıldı.
Basın Evi gazeteci buluşmaları ile gazeteciler arasında dayanışmanın arttrılması, ağ kurma ve deneyim paylaşımı için ortam sağlanması amaçlanıyor.
Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve M4D Program Direktörü Yusuf Kanlı şöyle konuştu:
“Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi olarak söyleşi programımızın ilkini, mesleğimize her alanda destek vermiş ve uzun yıllar okur temsilciliği yapmış olan değerli dostumuz Faruk Bildirici’ye ayırdık. Bize neden her söylenene inanmamamız gerektiğini, neden sorgulamaya ihtiyacımız olduğunu anlatacak. O artık yeni bir döneme girerek, Türkiye medyasının ombudsmanlığına soyundu, biz de elmizden gelen desteği vereceğiz. Cemiyet olarak umudumuz, sektörümüzün sorunlarına ve ihtiyaçlarına ışık tutmak.”
Bildirici, “Neden bazı şeylerin yazılamadığını yazacağım”
Hürriyet’teki görevinden ayrılışından sonra, her anlamda bağımsız bir okur temsilcisi olarak Türkiye’deki medyanın ombudsmanlığına soyunan usta gazeteci Faruk Bildirici, konuşmasına “Artık işsiz bir gazeteci” olduğunu söyleyerek başladı. Gazeteciliğin Türkiye’de geldiği nokta adına üzgün olduğunu ifade eden Bildirici, Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra kitap yazmaya başladığını ve bu kitapta, neden bazı şeylerin yazılamadığını belgelerle ortaya koyacağını söyledi. Bildirici, okur temsilciliği dönemine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerlde bulunarak şunları söyledi:
“Dışarıdan belki pek belli olmuyordu ama ben yazarken sürekli bir çekişme hâli içindeydim. Zaman zaman cümle hatta sözcük sözcük mücadele ettim, o nedenle tam olarak kendi istediğim yazıları kaleme alamadım. Kitabımda bu pazarlıkları yazacağım. Benim mesleğe başladığım Cumhuriyet gazetesinde öğrendiğim ilk şey arşivcilikti, bu nedenle her şeyin notu ve tutanağı mevcut. Kim, neyi savundu? Neden bazı şeyler yazılamadı? Bunları kaleme alıyorum.”
“Ombdusman, gazetenin en sevilmeyen kişisidir”
Bildirici, ombudsmanlığa başladığı ilk günlerde bir arkadaşının ombudsmanlar için “Gazetenin en sevilmeyen kişileri” dediğini, ancak o günlerde buna inanmadığını söyledi. Gazetedeki dokuz yıllık okur temsilciği görevinin sonunda ise buna inandığını belirten Bildirici, “Gazeteden ayrılırken üzülen arkadaşlarım vardı ama özellikle üst kademedeki insanların önemli bir bölümü mutlu olmuşlardır. Çünkü onların yanlışlarını gözlerinin içine soktum ama kendim için değil, yanlışlardan artı değer yaratmak için” dedi.
Okur temsilciliğinin bir prestij aracı olduğunu kaydeden Bildirici, ombudsmanlığın tarihçesine değinerek, ilk kez İsveç’e başlayan kurumun, 1980’lerin sonunda Türkiye’de oluştuğuna dikkat çekti. Bugünkü hâliyle okur temsilciliğinin 1999 yılında Milliyet gazetesinde Yavuz Baydar’la başladığını belirten Bildirici, 2010 yılında başladığı ombudsmanlık görevinden önce yazı ve söyleşileriyle mesleğini yürüttüğünü ve diğer okur temsilcilerinden farklı olarak “sadece” bu görevi sürdürdüğünü anlattı.
Hürriyet gazetesinde okur temsilcisiyken, haftalık yazılarının yanı sıra okurların mail ve telefonlarına da cevap verdiğini kaydeden Bildirici, eskiden sürekli telefonları çalan gazetelerin, günümüzde bir kütüphane kadar sessiz olduğunu söyledi. Görevi boyunca, okuyucu ile gazeteciyi karşı karşıya getirmemeye özen gösteren Bildirici, “Okurun hakaret kısmını kaldırıp, sadece eleştiriyi gönderiyordum ve böylece bir tartışma ortamı olabiliyordu. Bu da hem benin hem de gazete için yararlıydı. Neyin yanlış olduğunu hep okurlardan öğrendim, okurların bakış açıları beni hep zenginleştirdi” dedi.
Şu anda medyada ombudsman kalmadığını vurgulayan Bildirici, gazeteciliğin de iki durum arasında bir dönüm noktasında olduğunu söyledi.
Bildirici şunları söyledi:
“Gazetecilik iki durumun arasında; birincisi siyasi olarak çok baskı yaşıyor, özgürlüklerimiz kısıtlanıyor. İkincisi de, müthiş bir dijital devrimin ortasındayız. Dijital gazeteciliği tartışıyoruz, yeni mecraları konuşuyoruz. Bu tablo bir yandan beni umutsuzluğa sürüklerken, bir yandan da yeni bir okur kitlesi ile umutlanmamı sağladı. Eskiden ‘Haberiniz şöyle, neden böyle yazıldı?’ gibi eleştiriler alırken, bir de baktım ki artık gazetecilik ilkeleri konuşulur hâle geldi. Hatta yöneticiler bile birbirlerini eleştirirken gazetecillk ilkeleri üzerinden eleştirmeye başladılar. Bu anlamda biraz da olsa katkı sağladığımı düşünüyorum. Bir şeyler yaptıysam, bunun da zamanla anlaşılacağı inancındayım.”
“Gazeteci çıkar ilişkisine girmemeli”
Bildirici, “davet gazeteciliği”ne de karşı olduğunu belirterek, gazetecilerin gerçeği yazmak içi çıkar ilişkisi içine girmemeleri gerektiğine dikkat çekti. Gazetecilik kurallarının belli olduğunu söyleyen Bildirici, gazetecinin ancak izleyemediği yerlere gidebileceğini, bunu da yazısında belirtmesi gerektiğini ifade ederek, gidecek kişinin de davet eden tarafça seçilemeyeceğini belirtti. Kimin, kiminle gideceğine siyasitçilerin de karışamayacağını söyleyen Bildirici, bu durumun Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı sırasında oluştuğunu dile getirdi.
Köşe yazıları içine reklam almanın ya da para karşılığı söyleşi yapmanın, reklamcılık sektörüne girdiğini vurgulayan Bildirici, bu durumun oluşmasında da gazetelerin tirajının düşmesinin ve iktidarların reklamı baskı aracı olarak kullanmalarının rolü olduğuna dikkat çekti.
Kendi döneminde gazetecilik yapanların, siyasetçilerin toplantı yaptığı otelin adını yazmadıklarını ya da sonlara sıkıştırdıklarını belirten Bildirici, günümüzde bu kurumların üst başlığa ya da spota taşındığını söylerek, “İyi şeyler olduğunda yazıyorsak, olumsuz durumlarda da isim yazmalıyız. Kurallar üzerinden, tarafların görüşlerini alarak yazmalıyız” dedi.
“Ahmet Kaya’yı da yazmak istedim ama izin vermediler”
Bildirici, kendini her zaman özgürce ifade edemediğini ve yazmak istediği bazı yazılara engel konulduğunu da anlatarak, 2000 yılında, Almanya’da hayata gözlerini yuman sanatçı Ahmet Kaya için de yazmak istediğini ancak yönetimin izin vermediğini söyledi. Bildirici şunları anlattı, “Ahmet Kaya ile ilgili yazılanlar hâlâ tartışma konusudur. Hürriyet’in Ahmet Kaya için ‘Vay Şerefsiz’ manşetini de, diğer haberleri de hepimiz biliyoruz. Aydın Bey, bana ‘Çok eleştiri geliyor, rapor yaz’ deyince, kapsamlı bir rapor hazırlamıştım. Gülten Kaya’dan tutun, yazı işleri müdürüne kadar herkesle konuştum, araştırdım ve bir rapor yazdım. Sonra Ahmet Kaya ile ilgili yazmak istedim ama izi vermediler.”
“İnsanların haber alma ihtiyacı devam ettiği sürece gazetecilik de bitmeyecek”
Faruk Bildirici, 12 Eylül döneminin karanlığında da başarıyla gazetecilik yapan meslektaşlarının olduğunu söyleyerek şöyle ifade etti:
“Bugün de, o zaman olduğu gibi mücadele eden arkadaşlarımız var, işsiz kalan da çok ama insanların haber alma ihtiyacı devam ettiği sürece gazetecilik de bitmeyecek. Gazetecillik artık yeni mecralarda akıyor; Youtube kanalları, bloglar gibi… Gazeteciler yeni mecralar bulduklarında da bugünkü medya olmayacak. Türkiye’nin köklü gazeteleri, kendilerini tükettiler ve toplumla ilişkileri bitince bu noktaya geldiler. Bana, ‘Hürriyet’te değilsin artık’ dediler, ben de medya ombudsmanı oldum ve beni eleyemeyecekler. Evrensel ilkelerle kendi bildiğim yoldan devam edeceğim.”

Basın Evi gazeteci buluşmalarının bir sonraki etkinliği, 22 Mayıs Çarşamba günü Prof. Dr. Korkmaz Alemdar’ın “Anadolu Ajansı’nın Kuruluşu ve Gelişimi” başlıklı atölye çalışmasıyla devam edecek. 23 Mayıs Perşembe günü Gazeteci Cansu Çamlıbel, “ABD’de Donald Trump Dönemi Yabancı Gazeteci Olmak-Washington Muhabirliği Dönemi” söyleşisini, 27 Mayıs Perşembe günü ise Foto Muhabiri ve FMD eski Başkanı Abdurrahman Antakyalı “Türkiye’de Foto Muhabirliği Deneyimi ve DepoPhotos Girişimi” söyleşisini gerçekleştirecek. Basın Evi gazeteci buluşması, her hafta saat 18.00’da Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nde gerçekleştirilecek