Bilkent Senfoni Orkestrası’ndan “Sevgililer Günü” özel konseri

St. Valentine’s Day” Türkçesi “Aziz Valentin Günü.” Kökeni Roma Katolik Kilisesi’nin bir inanışına dayanıyor. Valetine isimli bir din adamının adına ilan edilen bayram günü… Günümüz dünyasında “Sevgililer günü” olarak kutlanıyor. Bilkent Senfoni Orkestrası da bugüne özel bir konser veriyor.

ŞEF ROLF GUPTA’NIN YÖNETECEĞİ KONSERİN SOLİSTLER İSABELLE VAN KEULEN ENSEMBLE

Bilkent Senfoni Orkestrası Sevgililer Günü Konseri’ni 13 Şubat Cumartesi günü (bugün) gerçekleştiriyor. Rolf Gupta’nın yöneteceği konserin solistleri Isabelle van Keulen Ensemble. Konser programı Astor Piazzolla’nın Tango Nuevosundan oluşuyor.

Isabelle van Keulen, hem keman hem viyolayla tüm dünyayı büyüleyen bir sanatçı. Önde gelen konser sahnelerinde deneyim kazanan sanatçının, karizmatik duruşu ve çok yönlülüğü onu günümüzün aranan müzisyenlerinden biri yapıyor. Isabelle van Keulen gibi dünya çapında bir müzisyen, günün sonunda ne tür müzik yapar dersiniz? Evet, Astor Piazzolla’nın Tango Nuevosu türünde. Sanatçı, çocukken bu sanatsal tango formuna ve büyük Arjantinli bestecinin yarattığı özgün yapıya âşık oldu. Daha yetmişli yıllarda, Piazzolla henüz Avrupa’da tanınmamışken, annesinin ona verdiği Piazzolla tangoları kaydı, Isabelle van Keulen’in odasının başköşesindeydi. Ancak sanatçı kendini öncelikle, kapsamlı tekniği, ustalık isteyen kesinliği, ses dinamikleri, kural ve gelenekleriyle öne çıkan klasik batı müziğine verdi. Böylece klasik batı müziği çalışan ve bu alanda uluslararası üne kavuşan Isabelle van Keulen, günümüzün en çok aranan keman ve viyola solistlerinden biri oldu. Tüm bu süre boyunca tutkusunu gizli tutan sanatçı, ilk fırsatta onu gün yüzüne çıkardı. 2011 yılında birlikte çaldığı Ulrike Payer (piyano), Christian Gerber (bandoneon) ve eşi Rüdiger Ludwig (kontrbas) ile konser programı yaparken, Piazzolla’nın müziğini kullanmalarını önerdi. Bu öneriden bir program, programdan bir konser ve konserden bir kayıt çıktı. Hollandalı Challenge Records kaydı tereddütsüz kabul edince, yeni kurulan topluluk, 2013’te Piazzolla müziklerini içeren ilk albümünü çıkardı.

Peki, bu müziği Isabelle van Keulen için bu kadar çekici kılan nedir? Süssüz, son derece dürüst yapısı, kemancının kendi sözleriyle şöyle şekilleniyor: “Ambalajlanmamış, kurdelelerle süslenmemiş, saf ve eksiksiz duyguları. Bu müziği çalarken icracılar, sınırları aşabilir, klasik müziğin dışına çıkabilir ve tamamen kendine özgü, şaşırtıcı ölçüde duru ses renklerini ve fazla bastırılmamış ritimleri keşfedebilirler.”

Klasik eğitim almış diğer müzisyenler Piazzolla’nın çalışmalarını yorumlamakta zorluk çekerken, Isabelle van Keulen Ensemble bu alanda çok başarılı. Klassik.com sitesinde, topluluğun 2013’te çıkan albümü için, “icralarının mükemmel bir uyuma sahip olmasının yanı sıra ve aslında daha da önemlisi, müzisyenler müziğin kendine özgü haşin karakterini yaratmayı da başarıyorlar” yorumuna yer verildi.

Müziğe yeteneği olan genç Astor Piazzolla, klasik Arjantin tangosu, caz ve Bach müziklerini öğrendiği, Buenos Aires ve New York’ta geçen çocukluk yıllarının ardından, Arthur Rubinstein’la karşılaştı ve ondan aldığı esinle beste yapmaya başladı. Çok çalışan ve çeşitli denemeler yapan Astor Piazzolla’nın, yine de ellili yıllarda kendine özgü “Tango Nuevo tarzına ulaşması için, Paris’teki Nadja Boulanger’i ziyaret etmek üzere uzun bir yolculuğa çıkması, daha da önemlisi anavatanı olan Güney Amerika’nın müzik mirasına sadık kalma cesaretini göstermesi gerekti. Arjantin’de tango, özellikle üst sınıfların gözünde uzunca bir süre saygın bir yer edinemedi. Piazzolla’nın gençliğinde, kariyerini tango üzerine kuran müzisyenlere itibar edilmezdi. Yine de Piazzolla’nın müziği, geleneksel tango armonilerine olan yakınlığı, cazdan, ayrıca Stravinsky ile Bartok’un 20. yüzyıl klasik müziklerinden alınan tekniklerle birleştirilen, altta yatan melankolik ruh hali, bu yeni sanat biçimini doğurdu. Şekil açısından Piazzolla, sık sık, barok süiti ya da toccatayı ve Bach fügünü kullanarak, aslında dans için düşünülmüş olan müziği, dinlenecek müziğe dönüştürdü.

Rolf Gupta, serbest şef ve besteci olarak tanınıyor. Daha önce Norveç Radyo Orkestrasının ve Norveç Barok Orkestrasının Birinci Şefi olan Gupta, son on yıldır Kristiansand Senfoni Orkestrasının Birinci Şefi ve Sanat Direktörü olarak çalışıyor. Sanatçının çalışmaları, klasikten çağdaş müziğe ve operaya uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Astor Piazzolla’nın ünlü Concierto para Quinteto, Le Grand Tango, Concierto del Ángel, Oblivion, Libertango, Adios Nonino tangolarının seslendirileceği Sevgililer Günü Konseri 13 Şubat Cumartesi günü Bilkent Konser Salonu’nda. Saat 20.00’de başlayacak konserden bir saat önce Tunus Caddesi ve Milli Kütüphane’den hareket eden ücretsiz servisler izleyicileri Bilkent Konser Salonu’na ulaştıracak.

Çeşm-i Dil Korosu ilk konserini verdi

Çok değil beş ay önce, Eylül ayı başlarında ses sanatçısı ve şef Cengiz Taşkent, Serap Kifci ve Kemal Özdemir tarafından kurulan Çeşm-i Dil Türk Müziği Korosu ilk konserini verdi. Beş aylık bir çalışmanın ardından Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Fârâbî Salonu’nda gerçekleşen konsere müzik sevenler büyük ilgi gösterdi. Sunuculuğunu Necati Telli, şefliğini Cengiz Taşkent’in yaptığı konser, saz sanatçılarının seslendirdikleri İsmail Hakkı Bey’in Sûzidil peşrevinin ardında üç eserlik mini bir fasıl ile başladı. Ardından beraber ve solo şarkıların seslendirilmesi ile sürdü. Konser sırasında değişik bestekârların eserlerinden oluşan toplam 23 şarkı sunuldu. Konserin son bölümünde şef Cengiz Taşkent de iki güzel eserle müzik sevenlere seslendi.

Koronun kurucularından Kemal Özdemir amaçları, çalışmaları ve yaşadıkları sorunlarla ilgili olarak düşüncelerini şu cümlelerle paylaştı:

Bizler milli değerlerimize bağlı kalarak öz müziğimizi sevdirmek, yaymak, geliştirmek, yüceltmek, küresel müzik içerisinde özel bir yer edinmesini sağlamak amacıyla özverili bir şekilde çalışmalarımızı aralıksız ve başarıyla devam ettirmeye çalışıyoruz. Ancak bu hiç de kolay olmuyor. Ankara’daki amatör koroların büyük çoğunluğunun küçümsenmeyecek sorunları var. Ne devletimiz ne belediyeler birkaç örnek dışında amatör müzik topluluklarına destek vermiyor. En önemli sorunlarımızdan biri çalışma ortamımız yok, kendi çabalarımızla toplanıp söz yerinde ise orada burada çalışmalar yapıyoruz. Çalışmalarımızı tamladık diyelim bu kez de konser için salon bulmakta zorlanıyoruz. Ses düzenleri için sorunlar yaşıyoruz. Kendi yağımız kendi tuzumuzla idare ediyoruz ama çözüm noktasında gerçekten sıkıntılar yaşıyoruz. Bu kendi koromuzda olduğu gibi birçok toplulukta da yaşanıyor.”