Bir aile müzesi olan Kalıpçızade Konağı, Ankara’nın en önemli kültür evi haline geldi

Kalıpçızade Konağı, iki yüzyıllık aile mirası ile Türk tarihine, kültür ve geleneklerine sahip çıkmaya devam ediyor

HABER VE FOTOĞRAFLAR NAZ AKMAN (ANKARA) – Kalıpçızade Konağı sahibi Dr. Bülent Kalıpçı, yapımı 1800’lü yıllara dayanan aile konağında hem Ankara kültürünü yaşatıyor hem de tarihe tanıklık etmeye devam ediyor. Özellikle 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya ilk kez gelişiyle birlikte Milli Mücadele’ye büyük maddi destek veren konakta, tarihi eşyaların yanı sıra Türk kültürünü yaşatan geleneklere de sahip çıkılıyor.
Altındağ Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarıyla birlikte ziyaretçi akımına uğrayan Hamamönü’nün hemen arkasında yer alan Kalıpçızade Konağı, bu yıl hizmete açılarak Ankara’nın kültür evlerinden biri haline geldi. Ankara’nın köklü ailelerinden Kalıpçılara ait olan bu konakta sünnet, mevlit, şehit ve gazi ailelerine iftar yemekleri ve kına geceleri gibi organizasyonlar Türk usulüne uygun yapılıyor. Konakta, 1930 ve 1970’li dönemlere ait eşyalar, Ankara’nın farklı bölgelerini yansıtan fotoğraflar, eski banyo takımı aksesuarları, bebek kıyafetleri ve Ankara gelin çeyizleri gibi çok sayı da kıymetli eşyalar yer alıyor. Bir aile müzesi olarak kapılarını ziyaretçilere açan Kalıpçızade Konağı’nda özel yemekler, sünnet düğünleri veya kına geceleri de düzenleniyor.

21 yıl boyunca Ankara Kulübü’nün başkanlığını yapan şu an ise onursal başkan olarak çalışmalarına devam eden Dr. Bülent Kalıpçı, ailesini ve eski Ankara’yı şu sözlerle anlatıyor:
Dr. Bülent Kalıpçı, 21 yıl boyunca Atatürk’ün önderliğinde kurulan Ankara Kulübü’nün başkanlığını yaptı
“1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve seymenlik şiyarını yaşatan Ankara Kulübü’nün başkanıydım. Anadolu Medeniyetler Müzesi’nin karşısında Hisar Parkı’nın içine doğru giden yolda tek bir bina vardı ve orası 10 yıl boyunca kullanabilmemiz için kulübümüze verilmişti. Ankara Kulübü, bugün hiçbir derneğin sahip olamadığı müstesna bir şerefi de taşıyor. 9. ve 10. cumhurbaşkanlarımız Ankara Kulübü’nün asli üyeleriydi. Ankara’ya özgü her türlü değeri, geleneği, kültürü yaptığımız çalışmalarla korumaya çalışıyoruz. Şu an Kalıpçızade Konağı’nı topluma açarak yapmak istediğimiz şey de yine tüm bu değerlerimizin bilinmesini ve sahiplenilmesini sağlamaktır. Babam Seymen Abdurrahim Efe ve ben bu konakta doğmuşuz. Türkiye’de son nüfus sayımının yapıldığı 1930 yılında burası Yusuf Abbas Mahallesi olarak geçiyormuş, daha sonra Alparslan, Oğuz, İnönü ve Sakarya şeklindeki isimlerle değişime uğradı. Bütün tahsil hayatım burada geçti. Tıp doktoruyum ve ihtisasımdan sonra hayata atılınca iş yerime yakın olsun diye ailemle birlikte bu konaktan ayrıldık. Annem buraya gelin olarak geldiğini ve cenazesinin de bu konaktan çıkmasını istediğini söylemişti. Konaktan ayrılışımız bu yüzden çok zor olmuştu. 1960 yılında Ankara’nın ilk özel polikliniğini açmıştım. Tabi o dönemlerde uzman doktorlar 40 veya 50 liraya hasta muayene ederken ben 10 hekimle beraber Ulus’ta Anafartalar Caddesi’nde açtığım klinikte, 10 lira ücretle dar gelirli Ankaralılara 40 yıldan fazla bir süre seve seve hizmet ettim.

Kalıpçı ailesinden Milli Mücadele’ye büyük destek
Şimdi burada Ankara’nın somut olmayan kültürel miraslarını yaşatmak için çalışıyoruz. Bu konağın her köşesinde benim yüzlerce anım bulunmaktadır. 85’in üzerinde yaşım var ve Ankara’nın yerlilerindenim. Milli Mücadele dönemlerinde Atatürk Ankara’ya ilk kez geldiği zaman bizim aile o dönemin parasıyla 27 bin 500 kuruşluk bir bütçeyle en fazla destek veren ailelerden biriymiş. Bunca tarihin, hatıranın yer aldığı bu konağı da topluma kazandırmak istedik.
Bu mahallede çok güzel bir düzen vardı ve o devlet ciddiyeti bekçilerden komiserlere kadar her alandan bizlere yansıtılıyordu. Mahallemizde çok dar sokaklar ve çok az ailenin sahip olabildiği avlular vardı. Bizim avlumuz, Osmanlı dönemlerinde bir medrese olarak görev üstlenmiş ve Kurtuluş Savaşı’nda da bir hastane gibi askerlerin tedavi edildiği bir yer olarak kullanılmış. Konakta, en az yedi aile hep beraber yaşıyorduk. Babamı sekiz yaşında kaybettim ancak hiçbir zaman baba yokluğunu yaşamadım. Gerek annem gerekse konaktaki ailem bu boşluğu dolduruyordu.
Kalıpçı, “Tok Ana, savaşta yaralanan askerleri konağın avlusunda tedavi ederek cepheye gönderiyormuş”
Özellikle Sakarya Meydan Savaşı’nda bizim Tok Ana diye bilinen bir annemiz varmış. Ankara’ya trenlerle getirilen yaralı askerleri bu konağın avlusunda tedavi ederek cepheye geri gönderiyormuş. Tok Ana, bu savaş dönemlerinde yaralı askerleri Ankara’nın endemik bitkilerinden biri olan sarı kantoron otu, dut, asma yaprağı ve yağ ile karıştırarak elde ettiği merhemleri kurşun yaralarının üzerine sürermiş. Mahalledeki tüm kadınlar çeyizlerindeki beyaz örtüleri sargı bezi olarak kullanarak askerleri iyileştirirmiş. Ve bu ülkeyi böyle kahramanlar sayesinde kazanmışız. İlginçtir, bu avlu savaşlara da, acılara da, mutluluklara da şahitlik etmiş. Mahallede evlenecek ya da sünneti yapılacak olan herkesin düğünleri burada tertiplenirmiş. Bu nedenle şu anda da bu geleneği bırakmak istemediğimiz için aynı etkinlikleri sürdürerek geleneklerimizi yaşatmak istiyoruz. Evvelinden bu zamana kadar insanlarımıza kapılarını açan bu konağı aslına uygun bir şekilde restore edip daha fazla insana faydası dokunsun istedik. Aile yakınlarımızla beraber Ankara’nın kına geceleri, nişanları, sünnetleri, aile yemekleri, edebiyat günleri gibi etkinlikleri sürdürmeye devam ediyoruz”.

Kalıpçızade Konağı, geleneksel Ankara şiir gecelerine ev sahipliği yapmak için gerekli çalışmalara başladı
Kalıpçızade Konağı’nın gelinlerinden aynı zamanda konağın sorumlusu da olan Handan Kayakökü ise çizdiği resimlerle konağın alt katında sergi salonu açarak sanatsal çalışmalarda bulunuyor. Kayakökü, Kalıpçızade Konağı’nda yapmayı planladıkları çalışmaları ise şöyle anlatıyor:
“Kalıpçı ailesinin mensuplarından biri de benim. Bir takım araştırmalar neticesinde ve ailenin hatıralarından hareketle bildiğimiz kadarıyla bu konak Ulucanlar’daki üç medreselerden biriymiş. Özellikle Ankaralı araştırmacıların tespitlerine göre, burası 1800’lü yıllardan önce de medrese ve Ahi geleneklerinin devam ettiği bir yermiş. Burada birçok aile eşleriyle, çocuklarıyla ve torunlarıyla birlikte oturmuşlar. Konakta, eski Ankara’ya ait dönemin başbakanlarının da yer aldığı fotoğraflar, Bülent Bey’in annesi Halime Hanım’ın Bindallığı ve Singer dikiş makinesi gibi ailenin özel eşyaları sergileniyor. Özellikle Dr. Bülent Kalıpçı’nın Ankara Kulübü’nün başkanlığını yaptığı zamanlarda, o dönemin şairlerinin ilk şiirleri, her ayın ilk Pazar gününde bu konakta okunurmuş. Ankara’nın en köklü ailelerinden biri olarak bu geleneğin kaybolmaması için şiir akşamlarını yeniden başlatarak, uluslararası boyutlara taşımak istiyoruz”.