Bir halk müziği dergisi: Türküğ

Elimizde bir araştırma var mı bilmiyorum. Ülkemizde periyodik yayınlanan müzik dergileri var da bizim haberimiz mi yok! Kim bilir belki vardır. Ancak bir raslantı sonucu da olsa böylesi bir derginin varlığından haberdar oldum. Ankara’da bulunan Bozok Kültür ve Sanat Derneği tarafından ilki yayınlanan “Türküğ – Halk Müziği Dergisi.” Doğrusu çok beğendim sayfamızda sizlerle paylaşıyorum.

Yozgatlı meslektaşım Osman Hakan Kiracı ile tanışıklığımız 1970’li yılların ortalarına dek gider. Ben Hürriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilciliği’nde yazı işleri sorumlularından biri, o da Yozgat’ta kısa adı HA (Haber Ajansı, daha sonra HHA-Hürriyet Haber Ajansı oldu) muhabiri idi. Sadece Hürriyet’e haberler göndermekle kalmayıp küçümsenmeyecek bir atak gerçekleştirdi ve yaşadığı kentte “Yozgat” adlı yerel bir gazete yayımlamaya başladı. Bu gazete günümüzde internet ortamında varlığını sürdürüyor. Osman Hakan Kiracı internet gazeteciliğinin yanı sıra gazetesini her yıl iki dini bayram ve yılbaşı günleri basılı olarak yayımlıyor. 2016 için basılan gazetesinden sağ olsun bir örneğini de bana gönderdi. Kendisi ve Yozgat kökenli yazarlar yaşadıkları kente ait ne yazılabilecekse kaleme almış, sayfalara taşımışlar. Yerel gazetecilik adına güzel bir örnek teşkil ediyor. Gazetenin son sayfasında bir haber dikkatimi çekti. Başlık şöyleydi:

Coşkunsoy’un yayıma hazırladığı ‘Türküğ Dergisi’ beğenildi. Yazı şöyle sürüyordu.

Merkezi Ankara’da bulunan Bozok Kültür Sanat Derneği “Türküğ” adıyla halk müziği dergisinin yayımına başladı. Dernek adına sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü Habib Coşkunsoy’un ve genel yayın müdürlüğünü de Hasan Basri Dumlupınar’ın yaptığı ‘Türküğ Dergisi’nin ilk sayısı başkentte kültür ve sanat çevresinde beğenildi.

Bir halk müziği dergisi olduğu hemen anlaşılıyordu.

Ancak benim dikkatimi özellikle derginin başlığı çekti: Türküğ. Tür ve küğ heceleri bitişik ama farklı renklerle basılmıştı. Bir başlık altında üç ayrı kelimenin olduğunu fark etmemek de mümkün değildi. Türk – türkü – küğ.

İlk iki kelime için söylenecek bir şey yok, ancak son kelime “Küğ” üzerinde biraz düşününce anılarım beni 1970’li yılların başına götürdü. Meslektaşım, arkadaşım, 24 Saat Gazetesi’nin İstanbul temsilcisi Attila Güvenç ile Turhan Dilligil’in (rahmetle anıyorum) Adalet Gazetesi’nde çalışıyorduk. O yıllarda özellikle Milliyet gazetesi haftada bir gün çok başarılı müzik sayfası yapıyordu. Biz de özendik, Turhan Dilligil onay verince kolları sıvadık. Attila DTCF İtalyan Filolojisi’nde bir süre okumuş, ardında Tiyatro Bölümü’ne girmiş ve mezun olmuştu. O, özellikle yabancı müzik dergilerinden haberler yazacak ben de sayfayı oluşturacaktım. Ancak sayfanın bir de özel ismi olmalıydı. Attila kısa bir süre sonra geldi, “Arkadaş sayfamızın adı ‘KÜĞ’ olacak” dedi. Ben ilk kez duyuyordum. Attila’nın Tiyatro Bölümü’ndeki hocalarından ülkemizin akademik unvan taşıyan ilk müzik bilimcisi, Türk halk ve sanat müziği alanında ciddi çalışmaları olan Prof. Dr. Gültekin Oransay (1930-1989) özellikle derslerinde “Müzik” yerine “Küğ” kelimesini kullanıyordu. Ayrıca besteci, şair, öykü, roman yazarı, ressam, hukuk adamı Ertuğrul Oğuz Fırat da (1924-2014) “Küğ” kelimesini benimseyen ve savunan bir kişiydi. Hemen büyük bir şevkle hazırlandık, sayfa yayınlanmaya başladık. Çok hoş tepkiler aldık. Ben bir süre sonra Adalet Gazetesi’nden ayrıldım, Attila 1980 yılına kadar sayfanın yayınını sürdürdü.
Kendisi ile tanışma olanağı bulduğum, bana Türküğ dergilerinin yanı sıra “Yozgat Türküleri-I” ve “Yozgat Tesellemeleri” isimli iki çalışmasını veren Habib Coşkunsoy bu özel yayın ile ilgili şu bilgileri bizimle paylaştı:

“Türküğ dergisi 2015 yılında Bozok Kültür Sanat Derneği adı altında yayın hayatına başladı. Hiçbir siyasi ifade içermeyen bu dergi halk müziği alanında bugüne kadar yapılmamış bir çalışma olup, yayına hazırlayanların tamamına yakını sanatçı ve akademisyenlerden oluşuyor. Halk müziğinin tanıtılması, yaşatılması ve genç kuşaklara aktarılması adına hazırlanan Türküğ, önemli bir boşluğu doldurabilme amacını taşıyor.

Halk müziğimizin dejenerasyona uğratılmaya çalışıldığı şu günlerde mücadele noktasında isabetli bir karar olarak varsayılabilir. Toplumun yüzde seksenine yakınının hala bir konser salonuna bir tiyatro oyununa vb. etkinliklere katılmadığı anketlerle tespit edildiğine göre bu sanatı yanlış icra edenlerden dinleyenlerin sayısının fazlalıkta olduğu söylenebilir. Bu dergi, bu sanatı doğru icra edenlerin dinlenmesini ve takip edilmesini sağlamak için var olacak.

Ne yazık ki sanatçı kavramı da yanlış algılanıyor ve bazı ortamlarda okunan eserleri halk müziği olarak niteleniyor. Unutulmaya yüz tutmuş olan âşıklık geleneğimiz hakkında ve halk müziğinde tavır, üslup vb. akademik yazılar derginin muhteviyatını oluşturuyor.

Her sayımızda bir türkümüzün hikâyesine yer verileceğiz ve yalan yanlış filmlere alınan türkü hikâyelerinin gerçeği bu sayfalarda görülecek.

‘Türkülerle Gelenekler’ adlı köşede her sayı yörelerimizin gelenekleri ve bu gelenekler içerisinde söylenen türküleri üzerinde durulacak. Bu sanatın yaşamasında en önemli pay sahibi olan ve yıllardır göz ardı edilen saz yapımcılarımızın göz nuru emekleri, görüş ve düşüncelerine yer verilecek.

‘Halk Müziğinde Bir Kuşak’ adlı köşemizde yine uzun yıllar halk müziğine hizmetleri olmuş saz ve söz üstatları yer alacak. Türk dünyasından bir ülkenin halk musikisi ve ülkemizle olan kültürel bağları hakkında yazılar olacak.

Her sayımızda bir ilimiz veya yörenin halk dansları ve kıyafetleri ile ilgili görsellerle açıklayıcı bilgiler aktaracağız.

‘Taş Plaktan Kalanlar’ adlı bölümde geçmiş zaman hatıralarını anımsatacak olan plaklar ve sahipleri hakkında bilgilere yer verilecek.

Tabii ki kaynak kişilerimiz ve mahalli sanatçılarımız; hiçbir yerde adları geçmeyen bu insanlarımız da dergimizde yer bulacak. Bu dergi düzenli olarak yayınlanacak.”

Yayın kurulunu Prof. Dr. Ayşe Meral Töreyin, Prof. Sabri Yener, Doç. Dr. Reyhan Altınay, Doç. Dr. Türker Eroğlu, Doç. Dr. Barış Karaelma, Yrd. Doç. Dr. Murat Karabulut ve Necdet Kurt’un oluşturduğu dergisinin ilk nüshasında “Türk Halk müziğinde tavır-üslup”, “Aşık edebiyatında gelenek”, “Bozkırdan Oscara”, “Gelenekler ve Türküler” ve “Çalgı atölyesi” başlıklı yazı ve röportajlara yer verildi. Derginin kapağında ise “… bu insanların hepsinin çocuğunun elinde bin liralık, iki bin liralık cep telefonları var. Ama aynı toplumun çocuğunun ve kendisinin elinde beş yüz liralık, bin liralık enstruman yok” şeklinde bir düşündürücü spot yayınlandı.

TÜLAY UYAR SEVGİLİLER GÜNÜNÜ, “MÜZİKALLER VE AŞK” İSİMLİ KONSERİ İLE KUTLUYOR

13 Şubat Cumartesi 20.00’de İstanbul Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı Tülay Uyar sevgililer gününü, “Müzikaller ve Aşk” isimli konseri ile Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi sahnesinde kutluyor. Baş yapıtların en sevilen bölümlerinden kolaj yaparak oluşturduğu repertuarında Tülay Uyar, en sevilen aşk temalı müzikalleri aşıklar ile paylaşıyor. Yurt içinde ve yurt dışında sayısız konser veren ve Londra’da müzikal albümü yapan Uyar, West Side Story, Cats, Phantom Of The Opera, My Fair Lady, Evita gibi klasik müzikallerin yanı sıra, Dreamgirls, Mamma Mia gibi günümüzün modern müzikallerinden seçilen eserlerinden oluşan bir repertuar sunuyor. Konserde ayrıca, yabancı başyapıtların yanısıra Lüküs Hayat gibi ölümsüz müzikallerde dans kareografileri ile beraber izleyicilerin beğenisine sunuluyor

Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde Cumartesi matineleri de başlıyor. Her ayın ikinci ve dördüncü Cumartesi günleri saat 11.00’de gerçekleşecek olan resitallerin ilkinde piyanist Melin Mollao, 13 Şubat’ ta klasik müzik severler ile buluşuyor. Mozart ve Beethoven eserlerinden bir seçki derleyen piyanist, geçtiğimiz Aralık ayında Beethoven’in 245. doğum günü, Ocak 2016 da ise Mozart’ın 260. doğum günü olması dolayısıyla bu iki besteciyi anmak ve değerli yapıtlarını seslendirmek için Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi sahnesinde izleyicileri mest etmeye hazırlanıyor. Müzik eğitimini Bulgaristan, Türkiye ve Avusturya’da tamamlayan piyanist Melin Mollao, genç yaştan itibaren solo ve oda müziği konserleri veriyor. Konserlerinde özellikle Viyana Klasikleri dediğimiz Haydn, Mozart ve Beethoven eserlerinin yorumlarıyla dikkat çeken ve beğeni kazanan sanatçı, bu bestecilerin her yorumcu için önemli bir sınav, bir o kadar da vazgeçilmez olduğunu savunuyor.