Bir nevi iyileştirme yöntemidir tiyatro…

Kadir Çevik: Bir avuç insan olarak kaldığımız bölümde tüm eğitimi sırtlayıp götürmek her açıdan sorunlar yaratır

Ankara’nın tam ortasında, cumhuriyet paradigmasının temsillerinden biri olarak bütün ihtişamıyla varlığını sürdüren Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTFC), bünyesinde bir de tiyatro bölümü barındırıyor. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde DTCF Tiyatro Bölümü’ne 24 Saat Gazetesi olarak konuk olduk. Hocalarımız Kadir Çevik ve Nedim Yıldız’la, DTCF Tiyatro ve bu dönem sergilenecek olan bölüm oyunu “Sidikli Kasabas”ı üzerine sohbet ettik

H. Cengiz Gültekin – ANKARA / Kadir hocamın odasına girdiğimde hayatımın en heyecanlı anlarından birini bu odada yaşadığımı hatırladım. DTCF Tiyatro, Dramatik Yazarlık sınavının son aşaması olan mülakat bölümüne bu odada girmiştim. Karşımda Türkiye tiyatrosunun çok değerli isimleri vardı: Selda Öndül, Tülin Sağlam, Süreyya Karacabey, Beliz Güçbilmez, Elif Çongur…
Bu saydığım isimlerin hiçbiri artık bölümde değil. Ama DTCF Tiyatro halen varlığını sürdürüyor; Kadir Çevik, Nedim Yıldız, Erkan Ergin ve gencecik akademisyenleriyle (Özgün Çakar Özdemir, Ozan Utku Akgün, Gülşah Erdem, Gülden Ateş, Utku Saçak, Duygu Toksoy Çeber.) dimdik ayakta.
Nedim Hoca sözlerine 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutlayarak başladı: “Ondan önce de 20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Günü ve 21 Mart Dünya Kukla Günü’nü kutluyorum. Ülkemizdeki tiyatro yaşamı önceki yıllara göre kıyaslandığında biraz sıkıntılı görünüyor. Bunda dizilerin ve toplumun biraz daha duyarsızlaşmasının etkisi var. Özellikle özel tiyatro yapan birimler, kurumlar ve kişiler varlıklarını sürdürme noktasında çok zorlanıyorlar. Bu nedenle tiyatronun biraz daha desteklenmesi biraz daha izleyici açısından ilgi görmesi gerekmekte. Ülkemizin sanat yaşamında, insanların yaşamındaki sanatın yerinde bir sallanma var. Bu durum müzikte de böyle, tiyatroda da böyle, sinemada da böyle. Yani her alan kendi değerlendirmesini yaptığında bu eksilmeyi ya da gerilemeyi görüyor. Bu açıdan bakıldığında yerel yönetimler, merkezi yönetimler buna ilgi göstermeli ama asıl önemlisi izleyiciler buna çok önem göstermeli. En büyük problem salon ve sahne. Onlar sağlandıkça, destekler arttıkça kendi ayakları üzerinde durabilecek tiyatro.
Çevik: “Tiyatro biletlerinden yüzde 30’dan fazla vergi alınıyor”
Nedim Hoca’nın bıraktığı yerden Kadir Hocamız tiyatronun başına gelen zamane belalarının belki de en büyüğüne değindi ve dizilerin tiyatronun önüne geçtiğini, oyuncuların eğer ekranlarda görünüyorlarsa tiyatroda bir seyirci bulabildiğini belirterek söze başladı: “Devlet tiyatrosunun yerleşmiş bir seyirci kitlesinin olmasından dolayı devlet tiyatrosu prodüksiyonları bu durumun dışında kalmaktadır. Tiyatronun diziyle özdeşleşmesi, televizyona tabii hale gelmesi ciddi bir problem oluşturuyor. Ek olarak tiyatro biletinden alınan vergi çok daha önemli bir sorun. Yüzde 30’dan fazla bir vergiden söz ediyoruz. Bu anlayışla tiyatro yapmanın imkânı yok ve bu durumun mutlaka önüne geçilmesi lazım. Kaldı ki bu durum yeni bir şey değil, uzun zamanlardan beri süregelmiş bir sorun. Tiyatro yapmanın yeterince zor olduğu bir dönemde biletten vergi alınması işi iyice zorlaştırmaktadır. Devlet tiyatrosu sübvanse edildiği için on liradan bilet satılabiliyor ancak özel tiyatroların bunu yapması mümkün değil. Dolayısıyla burada çeşitli sorunlarla karşılaşıyoruz.
Dil Tarih’in durumuna dönecek olursak, okulumuzda yedi hocamız ihraç edildi ve bu çok ciddi problemler demektir. En başında yedi hocasının ihraç edildiği bir okulda eğitimi devam ettirmek çok zor bir süreçtir. Dil Tarih, işinin ehli hocaları yetiştirmiş ve bu hocaların uzun yıllardır verdiği kendi alan dersleri olmuştur. Bu hocanın bir anda gitmesi altından kolaylıkla kalkılacak bir durum değil. Bir avuç insan olarak kaldığımız bölümde tüm eğitimi sırtlayıp götürmek her açıdan sorunlar yaratır ve bu da doğrudan eğitimin kalitesini etkiler. Bunlar olmasaydı hiç şüphesiz çok daha iyi bir seviyede olmamız mümkündü. İnsanlar bazen bana sorunca, “Kaderimiz böyleymiş diyorum.” Artık bu biraz da böyle bir şey…
Yıldız, “Eğer onlar olmazsa ne öğrenci ne meslek adamı ne de izlenecek bir tiyatro bulabiliriz. Bu kuraklıktır, bir işe yaramaz”
Nedim hoca DTCF konusunda Kadir Hoca’ya ekleyeceği şeyler olduğunu, Dil Tarih’in ülkedeki tiyatro okulları içerisindeki önemli bir yeri olduğuna değinerek konuşmasına devam etti: “DTCF Tiyatro’nun, ilk olarak diğer okullara öğretim elemanı yetiştirme ve bu eğitimin nasıl yürütüleceğinde önder olma gibi bir sorumluluğu vardır. Özellikle kuramsal eğitim boyutunun çok sağlam ve köklü olduğu su götürmez bir gerçektir. Bunun kaynağı tüm platformlarda bu şekilde anılıyor olmasından gelir. Yani diğer okullara özellikle kuramcı yetiştirme konusunda bir desteği vardır. DTCF kültürü gereğince buradan mezun olan herkesten yıllar sonra dahi pratik oyunculuk derslerinde yardım istenir. Yedi hocamızın gitmesi tam da bu noktada DTCF’nin etkilediği alanın çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına sebep olur ve toparlanması da henüz mümkün değildir. Mevzuat gereği kadro verilmesi açısından iki yılda bir hoca alabiliyoruz fakat hem yetişmiş eleman bulmakta hem de bunu ivedilikle yapmakta zorlanıyoruz. Dolayısıyla bu herkes açısından bir moral çöküntüsü yaratıyor. Oysaki tiyatro insan yaşamında sadece bir şeyler öğretmek için değil, onlara umut aşılamak için vardır. İnsanlara incelikler öğretmek, onları sorunlarıyla karşılaştırıp yüzleştirmek içindir. Sorunlarına çare bulmak için tiyatroya gider insanlar. Sanatla karşı karşıya kaldığında kendinden parçalar bulur ve kendi sorunlarını sahnede görürler ve belki de sorunun çözümüyle ilgili ipuçları bulurlar yani bir nevi iyileştirme yöntemidir tiyatro. Eğer ki iyi insan, umutlu insan yetiştirmek istiyorsak başta söylediğimiz konuyla da bağlantılı olarak genel sanat uygulamalarının hiç durmaması gerekir. Bunun da temeli okulda atılır, öğrencilerimizin okuldan ayrıldıktan sonra bulundukları alanlarda etkili olmaları gerekir ki hayatlarını sürdürebilecekleri olanaklara sahip olsunlar. Eğer onlar olmazsa ne öğrenci ne meslek adamı ne de izlenecek bir tiyatro bulabiliriz. Bu kuraklıktır, bir işe yaramaz.”
Kadir Çevik, “Ele aldığımız her oyuna dokunuruz…”
Bölümün her sene mezuniyet oyunu olarak sergilediği ve prömiyerini 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde yaptığı bir oyun vardır. Bu sene “Sidikli Kasabası” adlı oyunun seçilmesinin özel bir sebebi olup olmadığını konuşmak için Kadir Hoca, bölüm ve sınıflar içindeki süreçten bahsederek söze başlıyor: “Bizde oyunlar 3. sınıfta seçiliyor ve o oyunları okurken çocuklar, “Sidikli Kasabası”nı istediler. Geçen sene oynanan “Cesaret Ana” oyunundaki müzikleri de çok beğendiklerinden Nedim Hoca’dan tekrar müzik yapar mı diye bir talepleri oldu. Biz de “Sidikli Kasabası” üstünde dramaturgi ekibiyle baştan çalıştık ve yeniden düzenledik. Metin artık “Sidikli Kasabası” müzikalinden çıkıp “Sidikli Kasabası” oyununa döndü. Okulun misyonlarından biri de tam olarak budur, bir taraftan oyuncular bir oyun oynayacaklar ancak öte yandan dramaturgi ekibi de -yazarlık ve kuram öğrencilerinden oluşuyor- bu oyunun dramaturgisini yapacak. Ele aldığımız her oyuna dokunuruz ki öğrencilerimiz bir oyunun nasıl okunup değiştirilebileceğini, dramaturginin nasıl yapılacağını öğrensin.”
Sonrasında da oyunculuk bölümü öğrencileriyle müziklerin sözlerini yeniden yazdık ve tabi bu sözler orijinal metinden oldukça farklı, özgün diyerek söze katıldı Nedim Hoca: “Bölümün yapısına, öğrenci sayısına ve bu sayıların dengelenmesine göre müzikler de yeni baştan yapıldı. Bölümün, yönetmenin ve hazırlayan ekibin dünya görüşüne uygun bir şekilde ortaya dökülmesi gereken konular ve olaylar içermesi için cazip hale getirmeye çalıştık. Oyuncular bu oyunla birlikte hem sahip oldukları yetenekleri hem de sahip olmaları gereken yeteneklerinin ne kadarını taşıdıklarını sağlamak için seyirci karşısına çıkacaklar ve biz de bölüm olarak bir oyunu seyirciye aktarıp aktaramadığımızı göreceğiz.”
Oyunun gerçek metnindeki sonuna bağlı olunup olunmadığı konusunda ise Kadir Hoca oyunu tamamen değiştirdiklerini belirterek: “Oyun normalde karamsar bir şekilde bitse de biz bunu değiştirdik ve oyunu Nedim Hoca’nın yazdığı “Anka” şarkısıyla karamsarlıktan uzak bitirdik. 27 Mart’taki prömiyerden sonraki haftalarda da önceden duyurusunu yaparak bölümün sahnesinde (Melehat Özgü Uygulama Sahnesi) belirli günler oyunu oynamaya devam edeceğiz. Oyunumuz ücretsiz ve herkese açıktır’’ vurgusuyla sözlerini bitirdi.