Bir vicdan hareketi: Umutlu patiler

218 köpeğe annelik ediyor

HABER VE FOTOĞRAFLAR SULTAN YAVUZ ÖZİNANIR / ANKARA – Umutlu Patiler, bir umut ve bir vicdan hareketi… Gülden Yüce, köpekleri sadece sevmekle yetinmemiş, sorumluluk almanın önemine de inanmış. Bu bilinçle yıllardır “evlatlarım” dediği köpeklere sevgi, saygı ve yemek vermiş. Ankara’nın Sincan ilçesinde 218 köpeğe yuva olan Umutlu Patiler Derneği’nin kurucusu ve başkanı Gülden Yüce, büyük emeklerle ayakta tuttuğu derneği görmek isteyenlere kapılarını açıyor. Özellikle evde köpek bakamayacak durumda olanlar için koruyucu aile sistemini öneren Yüce, bu sayede seçilecek bir köpeğin bakım masraflarının karşılanabileceğini belirtiyor.

Gülden Yüce, sokak hayvanlarının bakımı ve beslenmesi konusunda yanlış yapılan pek çok uygulamayı eleştiriyor. Sokak hayvanlarıyla ilgili ajitasyon yapmayan tek sayfanın ‘Umutlu Patiler’ olduğunu vurgulayan Gülden Hanım, internet sayfalarına köpeklerin sadece önceki ve sonraki fotoğraflarını koyduklarını söylüyor. Bu sayede, sevgi ve bakımla bir köpeğin ne kadar değişebileceğini gösteriyor.

Özellikle hayvanları acındırarak yardım toplayan derneklere tepki duyduğunu dile getiren Yüce, “Koyduğumuz fotoğraflarda, videolarda acındırma veya onları dilendirme derdinde değiliz. Çünkü ben şunu savunuyorum; benim nasıl ki bir kişiliğim ve karakterim varsa, aynı şekilde onların da bir karakteri var. Onları haysiyetsizleştirerek, acındırarak bu işi yapacaksak, yapmayalım. Bu açıdan bakarsak, yaptığımız işler Türkiye’ye üç-beş gömlek büyük maalesef. Önce insanların bizi anlaması lazım” diyor.

“Umutlu Patiler’i anlamak bir sanattır”

Amaçlarının çok köpek fotoğrafı çekmek değil, aynı köpekle yıllarca fotoğraf çekebilmek olduğunu da sözlerine ekleyen Gülden Hanım, “Aldık, ölen ölür, kalan kalır demiyoruz. Ben on senedir sokak hayvanlarıyla ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bu bağlamda elbette çok yıpranıyor insan. Şeker ve tansiyon hastasıyım, ciğerlerimde sıkıntı yaşıyorum. İlk başta bizi anlayan insan sayısı çok azdı. Çünkü bilirsiniz, bizde bir kişinin yardım etmesi için mutlaka içinin cız etmesi gerekir. Kan görmesi, vahşet görmesi gerekir. Umutlu Patiler’i anlamak bir sanattır ve herkesin anlamasını ya da yardım etmesini beklemiyoruz” diye anlatıyor.

Sadece Umutlu Patiler’de değil, kendi mahallesinde ve parkında da besleme yaptığını ifade eden Yüce, “Benim zaten birçok hayvanım var. Umutlu Patiler haricinde de büyük bir mücadele veriyorum. Hani, arayıp da ‘burada köpek var, alın. Şurada köpek var, alın’ demeleri gerekmiyor” diyor.

“Kendi köpeğime nasıl bakıyorsam, o 218 cana da öyle bakıyorum”

15 yaşına kadar büyüttüğü ve evinde beslediği köpeği Paşa’yı bunca yıl yaşattığı için gurur duyduğunu söyleyen Gülden Hanım, kendi köpeğine hangi aşıları yaptırıyorsa, diğer 218 köpeğe de aynı aşıları yaptırıyor. “Bir günden bir güne ‘paramız yok, mamamız yok, yemek yok’ demedik. Onlar yemek saatlerini bile billirler” diyen Yüce, dernek kurulduktan sonra ilk iki buçuk yıl kimseden destek almamış. Devlet memuru olan ve çektiği kredilerle derneği yaşatan Yüce, arkadaşlarının desteğiyle bu projeyi insanlara anlatmaya başlamış.

Koruyucu Aile Olabilirsiniz

Kemik bir kişi listesi olduğunu dillendiren Yüce, kendilerine destek olmanın en iyi yolunun koruyucu aile olmak olduğunun altını çiziyor. Yüce, “Mesela evine ikinci bir köpek alamayan ya da hiç alamayan bir insan koruyucu aile oluyor. Seçtiği köpek yine bizimle kalmaya devam ediyor. Ama o kişi bir kereye mahsus kulübe yaptırıyor, aylık masraflarını karşılıyor. Böylelikle her köpeğin bir koruyucu ailesi olduğunda, zaten otomatikman başka bir şeye ihtiyaç duymayacak bir hâle geleceğiz. Biz o yüzden, en çok bunun üzerinde duruyoruz” diyor.

Toplu köpek bakmanın pek çok sıkıntısı olduğunu da ifade eden Gülden Yüce, ihtiyaç durumunda her gün Sincan’a gittiğini ve gece gündüz fark etmediğini de ekliyor. Günde beş kazan yemek pişirdiklerini söyleyen Yüce, makarna ve et dağıttıklarını, günlük on üç paket de mama tüketildiğini belirtiyor. Ekonomik olarak her gün mama veremeyeceklerini söyleyen Gülden Hanım, köpeklerin de mamadan çok yemek sevdiğini belirtiyor.

 “Sonunu Düşünen Kahraman Olamaz”

Yaptığının bir nevi uçaktan paraşütsüz atlamakla aynı şey olduğunu söyleyen Gülden Yüce, şunları dile getiriyor, “Sonunu düşünen kahraman olamaz. Hayat felsefemi de bunun üzerine kurdum diyebillirim.” Köpekler için böyle bir dernek kurma fikrini, hayli uzun bir mücadelenin sonunda hayata geçiren Yüce, sokaktaki hayvanları yemek ve su ile her gün beslemenin, bir süre sonra arada bir bağ oluşturduğunu vurguluyor. “Git gide bağlanıyorsunuz. Onu her gün görme ihtiyacı duyuyorsunuz. Sonra yaralandığını görüyorsunuz, tedavi ettiriyorsunuz, tekrar başına bir şey geliyor. Saçma gelmeye başladı. Yani bu hayvan demek ki burada zorda, başına bir şeyler geliyor. Dedim ki, bu böyle olmamalı, Paşa benim evimde nasıl sağlıkla, güvenle yaşıyorsa, bunlar da bir şekilde güvenle yaşamalı.”

“Hayvanat bahçelerine karşı çıkıyorlar ama barınaklara gidip, telleri geziyorlar”

Önce bir gecekondu tutarak on üç köpeğe bakan Yüce, çevreden gelen şikâyetler nedeniyle, köpekleriyle birlikte İncek’te bahçeli bir pansiyona yerleşmiş. Zamanla, zor durumda olan hayvanların da eklenmesiyle sayısı otuzu bulan grup, Gülden Hanım’ı zorlamış. “En iyisi, kiralayacağım ve bakıcı da tutabileceğim bir yer bulayım” derken, Sincan’da otuz iki dönümlük araziyi tutmuş. “Neden Sincan? diye sorduklarında, 32 dönümlük arazi olduğu için diyorum. Çünkü siz hayvana günde üç öğün pirzola da verseniz, çok da sevseniz, dar alanda veya kafes sisteminde bağlı şekilde yaşattığınız hayvanı mutlu edemezsiniz. Siz onların özgürlüklerini elinden aldığınızda, her şeyini elinden alıyorsunuz. İşte Türkiye’de bunun için de tekiz. Hatta belki Avrupa’da tekiz, bilmiyorum. Tüm barınakları gezin, hepsi hapishane. İnsanlar hayvanat bahçelerine karşı çıkıyorlar ama barınaklara gidip telleri geziyorlar” diyor.

Barınaklarda pek çok kez kavga etmek zorunda kaldığını ifade eden Yüce, “Çoğu barınakta zaten yasaklıyım, giremem. Çünkü ben gemisini kurtaran bir kaptan olmadım hiç. Her zaman, nerede zor durumda bir hayvan varsa, oradayım” diye belirtiyor.

“Hayvanseverim diyen camianın samimiyetine güvenmiyorum”

Sosyal medya hesabında hayvan sever insan olmadığını söyleyen Gülden Hanım, hayvansever diye geçinenlerin samimiyetlerine inanmadığını şu sözlerle anlatıyor, “Hayvenserim diyen camianın samimiyetine güvenmiyorum. Bunu yüzlerine de söylüyorum. Çünkü çoğu gemisini kurtaran kaptandır. O insanlarla tartışıyoruz. Kardeşim, tamam ben de hayvanlar adına yardım topluyorum ama bunu bütün prosedürleriyle yerine getiriyorum. Ne o hayvanları ne kendimi kimseye gebe bırakmamak adına, ben kalktım derneğini de kurdum, yasal iznini de aldım. Onun için kirasını da ödüyorum, elektriğini de ödüyorum, bakıcının maaşını da ödüyorum.”

“Mesele duygusallıksa, bende dibine kadar var”

Devletten izin alınmayan arazilerde kurulan barınakların sahiplerini de eleştiren Gülden Yüce, “Devlet, arazisini neden kullandırsın? Biraz akıl! Ben de çok isterim, devlet versin arazileri, biz hayvanlara bakalım. Ama böyle bir şey mantıklı mı? Değil. Sen şimdi devletin arazisine konuyorsun, oraya üç beş koli koyuyorsun, hayvanları da oraya alıştırıyorsun ve onları hedef hâline getiriyorsun. Bunu da yerleşim yerlerine yakın bir yere yapınca ve hayvanlar zehirlenince ‘vay hayvanlarımı zehirlerdiler! Vay hayvanlarıma vurdular!” diyorsun. Kardeşim, sen bile bile hedef yapıyorsun. Bir kere hakkaniyetle besleme yapan adam, yerini zaten söylemez. Yerleşim bölgesine o hayvanları zaten çekmez” diyor.

Körü körüne hayvanseverliği kabul etmediğinin altını çizen Yüce, “Önemli olan mantıklı olmak, mesele duygusallıksa bende dibine kadar var. Ama ben mantıkla hareket etmezsem, hayvanlarımı yaşatamam, onun için bütün prosedürleri yerine getiriyorum. Yarın bir gün devlet kurumu gelip bana ‘ne yapıyorsun?’ dediğinde, izinlerimi almışım. Ben özellikle kuduz aşılarını falan kaydettiriyorum. Yarın bir kuduz vakası çıktığında, ‘senin bölgendeki hayvanlar’ diyemesinler diye. Elin yolladığı mamayı çamura döküp, ‘hayvan besliyorum’ demiyorum”  diyerek tepkisini dile getiriyor.

“Hayvanseverlik demek, yere mama dökmek değil”      

Sokaklara ya da barınaktaki çamurlu ortamlara mama dökülmesini de eleştiren Yüce, “Hayvanseverlik demek, yere mama dökmek değil. Ya çok görüyorum, artık uğraşmaktan bıktım. Bir hayvansever, mamayı yolladı mesela. Adam gidiyor, mamayı çamura döküyor ve yıllardır besleme yaptığını düşünüyor. Yıllardır besleme yapan bir adamın hiç değilse bir kabı olur, yoksa bile yanında götürür yani. Zaten o hayvanlar bir lokma yemek bekliyor, sen onu bir de çamura, taşa buluyorsun” diyor.

Barınaklarda hasta hayvanları tedavi ettirmeden sadece beslemeye çalışmanın da saçma olduğunu dile getiren Yüce, bu anlamda pek çok mekânın şovdan ibaret olduğunu düşünüyor. “Maalesef işsiz güçsüz bir çok insan, iş kolu hâline getirdi bunu. Gelen maaşla, mamayla, şunla, bunla… Camiadaki bu kavgaların sebebi de bu” diye özetliyor.

“Kötü köpek yoktur, kötü köpek sahibi vardır”

Dağlık bölgelere de gittiğini ve vahşi köpek sürüleriyle de karşılaştığını söyleyen Yüce, Umutlu Patiler’deki tüm köpeklerin de serbest dolaştığını anlatıyor. “İki yüz köpeğin sizin üstünüze doğru geldiğini düşünün, bir de beni görünce ayrı bir çılgınlık oluyor, hepsi üstüme atlıyor. ‘Hiç mi korkmuyorsun, hiç mi ısırılmadın?’ diyorlar. Ben bir kere bile ısırılmadım. Dağda çok yabani sürü de gördüm, artık açlıktan en zayıf halkalarını yiyecek duruma gelmişler. Karşılaştım ama asla ısırılmadım. Bu etki-tepki meselesi. Sizin nasıl yaklaştığınızı, korkunuzu hissediyor hayvanlar. Bir de hayvan saldırısı dediğimizde, medya abartıyor. ‘İşte şu çocuğa köpek saldırdı!’ Biz her zaman söylüyoruz, kötü köpek yoktur. Kötü köpek sahibi vardır” diyor.

“Bizim anlatamadığımızı, doğa onlara anlatıyor”

Yaptığımız ve yapmadığımız tüm kötü şeylerin faturasını hayvanlara kestiğimizi söyleyen Gülden Hanım, “Hayvanları dövüştürüyoruz, hayvanlara faturasını kesiyoruz, onlar ölüyor. Kötü hayvan yetiştiriyoruz, birine saldırıyor, faturayı ona kesiyoruz. Yazık, keşke gelmeselermiş dünyaya… Ama şu da var; mesela ben güzelce anlatırım konuyu, üç kişi ‘vay canına!’ der. Bir müftü, bir imam anlatsa, üç yüz kişiyi etkiler. İşte, bu konuya da eğilmemiz lazım. Özellikle din adamlarının, insanlara bu konuda telkinlerde bulunması lazım. ‘Beni Allah yarattı, onu da. Bir sebebi var.”

Son dönemlerde özellikle sosyal medyada yayılan kedi evi kavgaları hakkında da Yüce şunları dile getiriyor, “En son okuduğum haberde, biri tost büfesi işletiyormuş, onun yanında kedi evi varmış. Demeç şöyle, ‘kedilerin ağzında fareyle oynadığını görüyorum. Burada ben yiyecek içecek satıyorum. Böyle olmuyor.’ E ben sana ne diyeyim? O kedi olmasa, o fare senin dükkânına girecek. Beynimizi kullanmıyoruz. Ekolojik dengeyi bozduğumuzdan, şu anda anlamıyoruz ama felaketler bir bir geliyor. Sen bugün kediyi, köpeği yok etmeye başladığın sürece, yeraltı yerüstüne çıkacak. O beğenmediğin kedi köpek yerine, afedersin sıçanlar ortaya çıkacak. Kendi vicdanını geç, kendi ekolojik sistemin için sahip çıkmak zorundasın. Amerika bunu zamanında yapmış, sokakta kedi, köpek bırakmamış. Sonra bir fast food zincirinden bir sürü fare çıkınca, kendileri sokağa köpek bırakmaya başladılar. Hatta kış için elektirikli kulübeler falan yapmaya başladılar. Çünkü ‘Allah’ın sopası yok’ diye buna deniyor, bizim anlatamadığımızı doğa onlara anlatıyor” diyor.

“Sevmiyorsanız bile saygı gösterin”

Vicdan ve merhamet gibi duyguların sonradan değil, doğuştan olduğunu düşünen Gülden Yüce, “Sevmiyorsanız bile saygı gösterin, yapmıyorsanız bile yapana müdahale etmeyin. Zaten hayatları çok zor, zaten böyle bir dünyada yaşadıkları için hayata 3-0 yenik başlıyorlar. En azından bırakın, durumu eşitlemeye çalışan insanları yormayın. Çünkü biz gerçekten yorgun insanlarız, beynen, manevi, her anlamda yorgunuz. Bazen diyorum ki, pohpohlanmaya ihtiyacım var arkadaş. Çünkü direncin öyle düşüyor ki, keyif alamıyorsun ve bazen güzel bir söz bile seni tekrar motive ediyor” diyor.

Tüm dünyada insanların sadece kendini düşünmeye başladığını ve pek çok olumsuz koşul içinde bir de hayvanları korumaya çalışmanın zor olduğunu vurgulayan Yüce, “Sokağında kedi köpek istemez. Peki, bu kedi nerede yaşar? Doğasını yedin, rızkını yedin. Karadeniz tarafında bahçelere ayı giriyormuş, meyvelerini yiyormuş. Şikâyet etmiş insanlar. İlçe tarım müdürü açıklama yapmış, ‘biz ayılar için dağa meyve ağacı dikiyoruz ama insanlar gidip topladığı için ayılara kalmıyor. Sen şimdi onun rızkını yersen, o da gelir. Şükret ki bahçene girip meyveni yiyor, seni yemiyor. Sen bir gün aç kalabiliyor musun?” diyerek sitemde bulunuyor.

“İyilik de bir meziyet hâline geldi”

Bu dünyada insanın tek kârının iyilik yapmak olduğunu kaydeden Yüce, “Kötülük kadar, kalp kırmak ve can acıtmak kadar kolay bir şey yok. Önemli olan iyi olabilmek, sabırlı olabilmek, anlatabilmek derdini. Hayvanlar vicdanınızın aynası oluyor işte. Size hayatı gerçekten öğretiyor, büyütüyor,olgunlaştırıyor. Çünkü onların dünyası o kadar güzel, o kadar masum; beklentileri o kadar küçük ki… Bunu da yapamıyorsam, niye insanım?” diye soruyor.

Aslında her insanın yapısında iyilik olması gerektiğini ama günümüzde iyi olmanın bir meziyet hâline geldiğini belirten Gülden Yüce, “Hayvanlara yürekten yardım eden insan ağaca da, doğaya da kıyamaz. İnsana kıyamaz, zaten kötülük yapamaz. Tamam çevreyi seviyordur, hayvanı sevmiyordur mesela. Ben zaten sev demem ki, ama saygı göster. Seni sevmiyorum diye seni ortadan mı kaldırayım? Böyle bir hak verilmiş mi bana? Verilmemiş, sevme ama yaşamasına izin ver, bu kadar basit. Bu çok üstünde düşünülecek bir şey değil, sevme ama saygı duy, yapma ama yapanı engelleme. Yapanların da bilinçli yapmaları lazım tabii.”

“Yemeği sokağın ortasına yalapşap döküyor”

Sokak hayvanlarına yemek verirken de, hem çevre hem hayvanlar açısından özenli olunması gerektiğini vurgulayan Yüce, “Özellikle sokak hayvanlarına yemek verenler, alıyor sokağın ortasına yalapşap döküyor. Yapma bun arkadaşım ya! Bunu yola dökmenin anlamı var mı? Beni de rahatsız ediyor. Sen düzenli oursan, özen gösterirsen öbür insanlar da sana karşı çıkmıyor. Mesela benim apartmanında daha önce köpek yokmuş, Paşa gelince selam bile vermiyorlardı. Sonra tanıyınca değiştiler. İyilik bulaşıcıdır! Ben tertemiz koyuyorum yemek ve su kaplarını. Çünkü çevreden hep döke saça görmüşler, tiksinmişler. Şimdi bakıyorum, kap boşaldığında bazen doldurulduğunu görüyorum. İşte bu, ben bir kişiyi kazansam kârdır” diyor.

“Köpeğini seviyorsan, dışkısını da seveceksin”

Köpek sahiplerinin, köpek dışkılarını sokakta bırakmalarına herkes gibi sinirlenen Yüce, sokak köpeklerinin doğaları gereği kaldırıma ve sokağa değil, toprağa yaptıklarını söylüyor. Kaldırımda görülen dışkıların sahipli köpeklere ait olduğunu vurgulayan Gülden Hanım,“Burada köpeğin suçu var mı? Yok. Ne yapsın? ‘Ben alayım’ diyemeyeceğine göre… Her zaman derim, köpeğini seviyorsan dışkısını da seveceksin arkadaş. Yüzlük, küçük boy alacağın buzdolabı poşeti 79 kuruş. Alacaksın, köpeğin kakasını yapınca kullanacaksın. Ben kendim tiksiniyorum, ben basıyorum, benim hayvanım basıyor. İnsanlar zaten hoşnut değil hayvanlardan, onu görünce veya basınca ifrit oluyorlar, sokak hayvanlarına kesiyorlar faturayı. Kardeşim sen sokak köpeklerini tehlikeye atıyorsun böyle yaparak. Nereden bilsin adam onu sokak köpeği mi yaptı, sahipli köpek mi yaptı? ‘Burada hayvan kakası var’ bitti. Zaten sevmiyor, nefret ediyor ‘ben bu pisiği çekmek zorunda mıyım?’ diye. Hakikaten o pisliği çekmek zorunda mı millet? Bırakın kendi köpeğimin dışkısını, ben diğerlerini bile alıyorum sırf onlara kötü bir laf gelmesin diye.”

“Hunharca sevmekle olmuyor iş”

Pek çok insanın hayvansever olduğunu dile getirmesine rağmen, her hangi bir eylem içine girmemeleri hakkında da şunları söylüyor Yüce, “Ben de pek çok şeyi seviyorum ama sevdiğim şeyleri hunharca sevmekle olmuyor bu iş. Mantıklı bir şekilde o sevdiklerini korumak, kollamak gerekir. Asıl mesele eylem ve bunu da çok az insan yapıyor. Çünkü çalışmayı sevmiyoruz, bu yüzden beynimizi de çalıştırmıyoruz. Mesela ben kendi adıma çok hayvanseverim de diyemem. Çünkü yaptığım şeyler konusunda daha çok bir köpek severim” diyor.