Biraz tarçın, biraz zencefil kokusu, hayaline kapı araladı

Hayâlindeki işi yapmak, hayatında seni gerçekten mutlu edecek şeyin ne olduğunu bulmak hem zor hem de risklere gebe olabilir. Bu, maddi koşulların yanı sıra kendini tanımayı ve ne istediğini bilmekten de geçer. Bazı insanlar, hayâlindekileri gerçekleştirmek için duydukları “ama”sız isteklerini, cesaret ve azimle birleşirerek ortaya harika işler çıkarabiliyor. Bu cesareti onlara bazen bir duvar yazısı, bazen izledikleri filmdeki bir replik, bazen ilham verici bir kişilik, bazen de Let’s Bake’in sahibi Betül Bilge Aslan’a olduğu gibi bir tutam baharat verebiliyor… İnşaat mühendisliğinden, tarçın ve zencefil kokulu bir mutfağa uzanan serüveninde, Aslan’ın sihirli mutfağına konuk oldum

RÖPORTAJ/SULTAN YAVUZ

ANKARA-Hayatının merkezine “yaptığı işten keyif almak ve mutlu olmak” düşüncesini koyan Let’s Bake’in sahibi Betül Bilge Aslan’ın asıl mesleği inşaat mühendisliği olmuş. Yedi yıl mesleğini yapan Aslan, ilk dört yıl “Yeniden dünyaya gelsem mühendis olurdum yine” demiş. Başarılı iş yaşamıyla dikkat çeken Aslan, zaman içinde inşaat sektöründe çok da yaratıcı olamadığını, kalıplar içinde çalıştığını ve bunun da kendisini körelttiği için mutsuz kıldığını fark etmeye başlamış. Çalıştığı firmada tanıştığı ve o zamanlar evli olmadığı eşi de Aslan’ın bu durumuna yakından şahit olmuş.


Tunus Caddesi’nde keşfettiği bir mekândan büyülenen ve her öğle arasını orada geçiren Aslan, moralinin bozuk olduğu bir gün yine mekâna gittiğinde, dükkâna yayılan tarçın ve zencefil kokusundan o kadar etkilenmiş ki, tabiri caizse o günden sonra bu kokuların peşinden gitmiş. Daha sonra mekânın sahibi Bilge’yle tanışan Aslan, onun kendi mesleğini bırakıp pastacılığa başlayan bir kadın olduğunu öğrenmiş. Bunlar, Aslan’ın kafasında çakan en güçlü şimşekler olmuş. Anlatırken, o ânı yeniden yaşamış gibi gözlerinin içi parlıyor.
Evlenene kadar neredeyse hiç mutfağa girmeyen Aslan, evlendikten sonra pasta ve kurabiye gibi tatlı besinler yapmaktan çok hoşlandığını anlamış. Fakat tarifleri harfiyen uygulamaktansa, karışımlar yapmayı ve içine mutlaka kendine özgü bir tarif katmayı sevmiş. Aslan, “O sevdiğim tarçın, zencefil ve kakao kokularının içinde olmak cezbediciydi” diyor. Bu süreçte, işinden memnun olmadığını bilen eşi, Aslan’a, “Ne yapmak istiyorsan onu yap, biz bir aileyiz ve bir gün çocuklarımız olduğunda, onların da mutlu olabilmesi için önce senin mutlu olman lazım” demiş. Eşinin koşulsuz desteğinden sonra, ailesinden de olumlu yanıt alan Aslan, inşaat mühendisliğini bırakmış ve İstanbul’da Mutfak Sanatları Akademisi’nde eğitim almış. Aslan, “Oraya girdiğim anda mutluluktan ağladım, çok heyecanladım ama iki mülakatı da geçerek eğitim almaya hak kazandım, dört ay İstanbul’da eğitim gördükten sonra, dört ay da Ankara’da staj gördüm” diyor.
Stajının bitmesine yakın, bir kahve dükkânının açılışı için kendisine teklif götürülen Aslan, evindeki küçük mutfakta 350 kişi için ikram hazırlamış ve sonrasında da aynı mekân için üretmeye başlamış. Aslan o dönemi şöyle anlatıyor, “Bir buçuk sene o mekân için pişirdim, sabah 07.00’de kalkıyordum ve küçük ankastre fırınımda bir seferde sadece bir tepsi pişirebildiğim için her şeyi tamamlamam gece 01.00’i buluyordu. Ben hayâlimi gerçekleştirmek ve kendi mutfağımı insanlara sunmak istiyordum ama maddi olarak imkanlarım sınırlıydı.”


Ve Let’s Bake açılıyor…
Aslan, hayâlindeki mekânı açabilmek için düğünde toplanan altınları bozdurduklarını ancak bunun, masraların çok az bir kısmına yettiğini anlatıyor. Şansına ya da kendi deyimiyle “çok istediği için” aynı tarihlerde akrabaları da ona çeşitli yollarla destek olmuşlar. Aslan, şunları söylüyor, “İnsanın hayâlini gerçekleştirmesi çok tuhaf bir duygu ama ben hem seviniyor hem de korkuyordum. Mesela ticareti bilmiyordum ki hâlâ çok bilmem. Bunu istemiyorum da, ben sadece mutlu olmanın peşindeyim… Burayı açtığımızda 23 Mart’tı. Tek başımaydım, annem, ‘Kızım, ikimiz hallederiz’ dedi ama bu zordu. Derken benim yaptığım bir tatlıyı yiyen ve çok seven Cansu isminde bir arkadaş, beni sosyal medyadan takip etmeye başladı. Tanıştık, Cansu da kendi alanını bırakıp, bu sektöre geçmek istiyordu ve ona benimle çalışabileceğini, böylece istediği şeyin gerçekten bu olup olmadığını anlayabileceğini söyledim.


Cansu bana çok destek oldu, o zamanlar dükkânda yatıp kalkıyor, çok yoğun çalışıyor ve birbirimize destek oluyorduk. Sonuç olarak Cansu bu işin kendisi için çok yorucu olduğunu anladı ve kendi alanında kalmaya karar verdi. Bence gönülden istemek çok önemli, “amasız” bir şekilde istediğiniz zaman hayaliniz gerçekleşiyor. Eşim ve ailemin desteği bu süreçte en büyük gücüm oldu. İyi ki açmışım burayı…”
Açık mutfaktan hangi kokular yükseliyor?
Let’s Bake’e gelen konukların, mekânın enerjisinden çok hoşlandıklarını ve kendilerini evlerinde gibi hissettiklerini ifade eden Aslan, mekânın ayırıcı özelliklerinden olan açık mutfak için de şöyle konuşuyor,
“Özellikle açık mutfak istedim. Gerek staj yaptığım yerlerde gerekse diğer mekânlarda mutfaklar hep alt kattadır ya da kapalıdır. Oysa bu benim ruhuma uygun değildi, açık ve şeffaf olmak, insanları evlerinde gibi hissettirmek istedim. Geçen gün bir müşterim, ocağın üstündeki tencerenin kapağını kaldırıp ‘Bunun içinde ne pişiriyorsunuz?’ dedi, çok hoşuma gitti. Benim menüm yok, ‘Bugün ne yapsam?’ diye düşünürüm, gözümü kapatınca bir şeyler hâyal ederim. Yabancı kaynaklardan çok beslenirim mesela ama aynısını yapmam, kendimden bir şeyler katmalıyım ki bana özgü olsun. Sürekli denerim, arkadaşlarımın tavsiyelerini de ciddiye alırım.
Mozaik pastamı ve browni cookie’mi özellikle tercih edenler var. Hatta bir gün bir toplantı için özel bir menü hazırlaken, mozaik pastayı görünce ‘Bunu annem de yapıyordu’ diyen bir müşteri, yedikten sonra ‘Bu çok farklı olmuş’ dedi. Yine bir gün cheesecake’imi alıp arkadaşına götüren bir müşterim, akşam arkadaşıyla geldi. ‘Bu cheesecake’i yapan siz misiniz? Ellerinizden öpmek istiyorum’ diye…”
Aslan, kendi sandviç ekmeklerini de yaptıklarını, el açması böreklerinin olduğunu ve ilerleyen dönemde kendi makarnalarını yapacaklarının da haberini de veriyor. Ekşi mayalı ekmek yapmaya başladıklarını kaydeden Aslan, zaman içinde ekmeği ön plana çıkarmak istediğini de sözlerine ekliyor.
İçecek menüsünde ev yapımı limonata, vişne suyu, bitki çayları, filtre kahve ve cold brew hazırladıklarını söyleyen Aslan, kahve çeşitliliğini artırmak istediğini dile getiriyor. Kış ayları için sıcak çikolata, sıcak ve soğuk şerbetler ile likörü de listeye ekleyeceğini ifade eden Aslan, şu anda kendi dondurmalarını yapmaya başladıklarının da altını çiziyor. Sahip olduğu Let’s Bake’in kendisi için huzur, mutluluk ve özgürlük olduğunun kaydeden Aslan, “Üretim konusundaki hayallerimi gerçekleştirebilmek beni özgür kılıyor. Ben içimde ‘keşke’ kalsın istemem, ‘denedim, olmadı’ demek, diğerinden daha doğru geliyor. İnsanlar hayallerinin peşinden gitmeliler, gerçekten temiz bir yürekle istediğinizde tüm kapılar açılıyor. Özellikle kadınların, istedikleri takdirde yapamayacakları hiç bir şey yok bence…” diyor.
Nefis tariflerin pişerken çıkardıkları mis kokuları takip eden küçük ağaçlıklı bahçe, üstümde huzurlu bir güven oluşturduktan sonra kendimi Ayrancı’nın Yeşilyurt Sokağı’ndan Cinnah’a inen küçük yokuşta buluyorum. Aklımdan şu cümle geçiyor, “Belki de hayatta ne istediğimize dikkat etmeliyiz, belki de içinde bulunduğumuz ve şikâyetlendiğimiz şey aslında bizimle ilgilidir. Tıpkı memnun olduğumuzda ‘bunu ben başardım’ dememiz gibi…”