Çamurdan sanata her yönüyle seramik

Doğa Sanat’ta toprak, su, hava ve ateşin beraberliği

Yoğurma, biçimlendirme, kurutma, fırınlama, sırlama, sır fırınlaması ve boyama gibi uzun süreçlerden geçtikten sonra yiyecek içecek formları, süs eşyaları, heykel ve duvar panosu olarak pek çoğumuzun evine giren seramiğin sanatsal yolculuğunu Ankara Kalesi’nde bulunan Doğa Sanat’ın sahibi Erkan Kılınç’tan dinledik

NAZ AKMAN – Toprak, su, hava ve ateşin beraberliği olarak bilinen seramik, tarihin en eski soylu sanatlarından biri olarak sanatçının yaratıcılığıyla vücut bulup, günümüze kadar pek çok alanda kullanılagelen Türk kültürünün izlerini taşıyan en önemli parçalarından biri. Hammaddesi kil olan, yoğurma, biçimlendirme, kurutma, fırınlama, sırlama, sır fırınlaması ve boyama gibi uzun bir süreçten geçtikten sonra pek çoğumuzun evine araç gereç, süs eşyası veya heykel gibi farklı formlarda giren seramik sanatının inceliklerini Erkan Kılınç’tan dinledik.
Kalenin en eski üç camisini onardı
Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Seramik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Ankara Kalesi Atpazarı sokakta “Doğa Sanat” adı altında kendi atölye ve galerisini açan Erkan Kılınç, kaledeki sayılı seramik sanatçılarından biri.
Atölyesinde ürettiği eserlerle özellikle yabancı turistler tarafından sıkça ziyaret edilen Kılınç ayrıca Kale bölgesinde yer alan Ankara’nın en eski camilerini de restore eden kişi. Samanpazarı’nda bulunan, 13’üncü yüzyılda Ahi Kardeşler tarafından yaptırılan Selçuklu mimarisi Aslanhane (Ahi Şerafettin) Camii’nin minare, mihrap ve sütunlarını restore eden Kılınç, yine kalede yer alan bir diğer Selçuklu mimarisi Ahi Evran Camii’nin onarımını üstlendi. Kılınç, “Aslanhane Camii Ankara’nın en eski ikinci camisi. 13’üncü yüzyıldan kalan önemli bir Selçuklu mimarisi. Geçtiğimiz yıllarda restorasyon çalışmalarına başlandı. Bir yıl boyunca caminin minaresindeki çinilerden içerideki mihrap ve ahşap sütunlar, sütun başları ve kapı girişlerine kadar her yerini onardım. Cami hem ibadet hem de yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açık. Selçuklu mimarilerinden Kale Mahallesi’ndeki yine Başkentin en eski üçüncü camisi Ahi Evran Camii’nin de restorasyonunda bulundum. Ayrıca Hamamarkası’ndaki Zeynel Abidin Camii ve türbesinin restorasyonunu yaptım. Normalde atölyemde kendi zevkime uygun formlar üretiyorum ancak çini bilgim üzerine bu tarz önemli yerlerin restorasyon çalışmalarında da yer alıyorum” dedi.
“Fırından çıktıktan sonra ortaya ne çıkacağı sürpriz”
Yaklaşık 10 yıldır Ankara Kalesi’nde seramik işi yapan Kılınç, hayatımızın neredeyse her alanında bulunan seramik sanatının, yapım aşamaları ve türleri hakkında bilgi verdi. Kılınç, seramik yapımına ilişkin, “Seramikte ilk aşama yoğurmadır. Çamur kütlesini el yordamıyla çevirip, homojen hale getiriyoruz. Daha sonra biçimlendirilme aşamasına geçiyoruz, ben torna kullanmıyorum, el yöntemi ve kalıp yöntemleriyle şekillendirme yapıyorum. Ardından kurutma dediğimiz aşamada çamur torbası, açıldığı andan itibaren kurumaya başlar, kuruyan kil de havadan dolayı sertleşip küçülür. Benim atölyemde hobi fırını diyebileceğimiz bir fırın mevcut, ürünü kullanılan kile bağlı olarak belirli saat aralığında pişmesi için fırınlıyorum. Ardından seramiğin yüzeyinde su geçirmeyen, düzgün parlak tabaka oluşumunu sağlayan sır dediğimiz işlemi yaparak ürünü tekrar fırınlıyoruz. Son olarak ise boyama işlemini yapıyoruz. Seramik ürünleri, sırsız çömlek veya sırsız pişmiş toprak işleri, sırlı çömlek, Çini ve porselen olarak farklı türlerde yapılabiliyor. Seramikle yapılan ürünler çok uzun bir süreçten geçiyor ve fırınlandıktan sonra ise kontrol sizden çıkıyor. Fırına vererek, uzun saatler yüksek ısıya maruz bıraktığımız ürün çatlayabilir veya patlayabilir. Açıkçası seramik sanatı fırından çıktıktan sonra ortaya ne çıkacağı tamamen sürpriz olan bir iş” diye konuştu.
Seramik yapmaktan büyük bir keyif aldığını ifade eden Kılınç, müşteriler tarafından verilen siparişler yerine kendi tasarladığı ürünleri yapmayı tercih ettiğini belirterek, “Kendi işimi yapmayı çok seviyorum. Atölyemde istediğim formlarda ürünler yaratıyorum. İşin içine para kazanma kaygısı girdiği zaman insan kendi istediği ürünleri yapmak yerine satılacak popüler şeyler üretmeye başlıyor. Dolayısıyla satış amaçlı çalışmıyorum, özel sipariş de almıyorum. İstediğim gibi çalışmayı seviyorum. Ayrıca zaten seramik de hem çamur hem de fırınlanma süreci olduğu için çoğu zaman istenilen veya beklenilen formu vermiyor” sözlerine yer verdi.
En fazla tercih edilen objeler, seramik saksılar
Atölyesindeki farklı formlardaki saksıların çok fazla beğenildiğini söyleyen Kılınç, çiçek sevgisinin annesinden geldiğini dolayısıyla saksı çalışmayı sevdiğini belirtti. Kılınç, en fazla tercih edilen ürünler hakkında “Doğa Sanat çok beğeniliyor. En fazla tercih edilen objeler, seramikten yapılan küçük evler ve saksılar. Atölyede oldukça fazla seramikten saksı yer alıyor. Annemin evin farklı yerlerinde yaşı oldukça büyük olan çeşitli çiçekleri var. Çiçek sevgim annemden geliyor. Bunun üzerine ben de farklı şekillerde saksılar yapmaya başladım. Bu ürünlerim çok tercih ediliyor. En çok yabancı turistler tarafından ilgi görüyorum. Özellikle konsolosluklarda çalışanlar, onların aileleri veya benden ürün alıp bunları yurt dışındaki sevdiklerine hediye eden çok sayıda müşterim var. Yabancılar özellikle bizim fiyatlarımızın çok uygun olduğunu kendi ülkelerinde seramik ürünlerin pahalı olduğunu söylüyorlar. Son iki yıldır Doğa Sanat’ın ziyaretçi sayısında artış olduğunu söyleyebilirim” bilgilerini verdi.
“Kalenin fiziki şartları iyileştirilebilir”
Önceki yıllara oranla Ankara Kalesi’ndeki ziyaretçi sayısında düşüşün yaşandığını ifade eden Kılınç, fiziki şartların iyileştirilmesiyle kalenin eski haline dönüşebileceğini söyledi. Kılınç, son olarak “Kalede birkaç yıl öncesine kadar daha fazla ziyaretçi oluyordu, en azından hafta sonu çok yoğun olabiliyorduk. Şimdi böyle bir durumdan söz etmek mümkün değil. Farklı güvenlik gerekçelerinden dolayı zaten genel olarak Ankara’ya gelen yabancı turist sayısında bir azalma yaşandı. Fakat kalede en azından çöp kutusu, aydınlatma gibi temel gereksinimler yerine getirilirse o zaman belki bu ziyaretçi sayısında farklılık olabilir. Sokak boyunca hiçbir yerde küçük çöp kovası yok veya özellikle kış aylarında akşam saat altıdan sonra her yer karanlık, aydınlatma yetersiz. Dolayısıyla insanlar da güvenli bir ortam bulamadıkları için geç saate kalmadan kaleyi terk ediyor” sözlerine yer verdi.