Can suyunu termik santraller kullanıyor

Akademisyen Doğanay Tolunay

Türkiye’nin neredeyse her bölgesi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya. Uzmanlar büyük şehirler başta olmak üzere Türkiye’deki su krizi ve kuraklığın artacağı yönünde uyarıyor

LEYLA ÖZKAYNAK
İSTANBUL- Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı 2020 Ekim-Kasım-Aralık aylarını kapsayan Meteorolojik Kuraklık Haritası’na göre Türkiye’nin büyük bölümünde olağanüstü, çok şiddetli ve şiddetli kuraklık yaşanıyor. İklim kriziyle birlikte mevsim normallerinin dışında seyreden sıcaklıklardan dolayı kuraklık tehdidi büyüyor.
Cerrahpaşa Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, su kaynaklarının planlı kullanmadığını belirterek, kuraklığın artacağı konusunda uyarıyor. Su kaynaklarının yüzde 71’inin tarımsal sulamada kullanıldığını ve en çok tarımsal sulama yaparken su israfı yaşandığına işaret eden Tolunay, bu durumu “Su kaynaklarımızda bir artış olmamasına rağmen 2008’den 2016’ya kadar geçen zamanda tarımda kullandığımız su miktarı 10 milyar metreküp artmış, bu çok ciddi bir rakam. Nüfusumuz 120 milyonlara çıktığında kişi başına düşen su miktarı bin metreküplerin altına inecek. Ülke olarak kuraklık yaşanıyor gelecek yıllarda da kuraklığın şiddeti artacak üst üste kurak yıllar yaşayabiliriz” diye açıklıyor.
Tolunay çözüm önerilerini ise şöyle sıralıyor;
“Tarımda damlama sulama yöntemlerine geçilmesi gerekiyor. Bununla birlikte bölgenin toprak özelliklerine bağlı olarak ürün yetiştirilmesi, çiftçinin eğitilerek suyu toprakta tutacak toprak işleme yöntemleri, toprak organik maddesinin artırılması gibi yapılabilecek çok sayıda yöntem var.”
‘Su kullanımında artış var ama su kaynaklarımız değişmedi’
Türkiye’de 2008 yılında kullanılan su miktarının yaklaşık 45 milyar metreküp civarında olduğunu belirten Tolunay, bu miktarın 2016’da 60 milyar metreküpe çıktığını söylüyor: Yani 8 yıllık bir sürede 15 milyar metreküp kadar su kullanımında bir artış var ancak su kaynaklarımız hiç değişmedi. 2000 yılında kişi başına düşen su miktarı bin 600 metreküp civarındayken nüfus artışıyla birlikte bu 2020 sonunda bin 300 metreküplere geriledi. Kişi başına kullanılan su miktarı bin 500 metreküpün altındaysa o ülke su stresi yaşayan ülke olarak kabul ediliyor. Bin metreküpün altına düşerse de su kıtlığı yaşayan ülke konumuna giriyor.
Can suyunu termik santraller kullanıyor
Sanayide çok su tükettiğimizi belirten Tolunay, durumu şöyle özetliyor:
“8 yılda kömürle çalışan termik santrallerin kullandığı su miktarı 8 milyar metreküpe çıkmış. Bunların bir kısmı denizden su çekip kullanırken yeraltından su çeken termik santraller var. Tekirdağ Çerkezköy’de kurulacak bir termik santral, Kırklareli’nde, Konya’da bir termik santral planlanıyor. Bu yapılacak termik santrallerde ise yeraltı sularının kullanılması planlanıyor. Yeraltı rezervleri bizim gelecekte artacak olan kuraklıkta hayatta kalmamız için kullanacağımız en büyük kaynaktır.”
‘Sera gazı salınımlarını en fazla artıran ülkeyiz’
Ülke olarak kömüre, doğalgazla çalışan termik santrallere ağırlık verdiğimizi hatırlatan Tolunay, “1990 yılına göre sera gazı salınımlarını en fazla artıran ülkeyiz. Bugün 500 milyon tonlar civarı olan sera gazı salınımlarımızı 2030 yılında 920 milyon tonlara çıkartacağımız öngörülüyor” diyor.
‘Kanunlar ormanların aleyhine yapıldı’
Son yıllarda değiştirilen kanunlara da dikkat çeken Tolunay, bu değişikliklerin orman alanlarında madenlerin daha kolay açılmasına ve ormanların rahatça tahrip edilmesine neden olduğunu söylüyor:
“Enerji kanunlarında yapılan değişiklerle de orman alanlarında HES’ler, rüzgar santralleri, JES’ler, güneş santralleri gibi projelerle her yıl 30 bin hektar alanın ormancılık dışı faaliyetlere ayrılıyor. 740 bin hektar orman alanı bunlara ayrılmış durumda. Bu değişiklikler ormanların daha küçük parçalara ayrılmasına neden olduğundan küresel ısınma artırılıyor.Küresel ısınma sadece fosil yakıtların kullanımından kaynaklanmıyor. Son yıllarda değiştirilen orman kanunu, yenilenebilir enerji kanunu hatta turizm kanununda yapılan değişikliklerin hepsi ormanın aleyhine yapıldı.”
‘İklim müzakerelerinde söz hakkımız yok’
Türkiye, iklim kriziyle mücadelede önemli bir rolü olan Paris İklim Anlaşması’nı uygulamayan Irak, İran, Libya, Yemen, Güney Sudan ve Eritre ile birlikte yedi ülkeden birisi.
Anlaşmadaki maddelere değinen Tolunay şunları ekliyor: “Anlaşmada sanayiye bağlı artan sıcaklıkların 2 derecenin altında tutulması, küresel sera gazı salınımlarının azaltılması gibi hedefler yer alıyordu. İmzacı ülkelerden sera gazı salınımlarını ne kadar azaltacaklarına dair bir taahhüt belgesi istenmişti. Halen anlaşmayı imzalamadığımız için bundan sonra uluslararası iklim müzakerelerinde maalesef söz hakkımız da yok.”