Canavar Design ve Peyote Ceramic’in ellerinde yazılan “yeni tarih”

“Çamur”dan hikayeler

Tarihi çok eskilere dayanan seramik, günümüzde kendisini endüstriyel ürünlerin modern tasarımlarının yanı sıra, eski uygarlıkların estetik anlayışından ilham alarak da var edebiliyor. Sanatçıların özel tasarım ürünleri, şekilleri ve üzerlerindeki motiflerle modern olanı, gelenekselle birlikte sentezleyebiliyor. Seramik ustası denildiğinde, akla genelde erkek sanatçılar gelse de, özellikle son yıllarda kadınların da bu alana artan ilgisiyle birlikte ortaya hayli özgün ve iddialı eserler çıkıyor. Seramiğin özünü oluşturan çamurun, seramik santaçıları için ne ifade ettiği, kadın ve erkek seramikçiler arasında farklılıklar olup olmadığı gibi soruları, Canavar Design’in sahibi Ceyhun Can Avar ile Peyote Ceramic’in kurucuları Meriç Türkyılmaz ve Özge Bozkurt’la konuştuk

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ (ANKARA) – Doğa ananın rahmi, doğurganlığın, kök salmanın ve elbette dişil olanın sembolü. Çıplak ayakla toprak üzerinde yürümek ya da toprakla uğraşmak ise rahatlatıcı olduğu kadar, doğayla bir tür iletişim kurmanın da yolu. Çocukken çamurla oynadığımız dönemlerde yaptığımız şekiller, bir şey üretmenin verdiği haz, belki de yetişkinlik döneminde seramikle uğraşmaya tekabül ediyor olabilir.
Canavar Design’in sahibi Ceyhun Can Avar da, çamura kimlik veren ellerden biri… Tesadüf eseri girdiği Marmara Güzel Sanatlar Bölümü’nden mezun olan Avar, üretimi heykelden daha pratik olan seramiği tam da bu yüzden tercih ettiğini belirtiyor. Kullanım açısından hem daha yaygın oluşu hem de sanatsal objeler ortaya koymaya müsait bir malzeme olduğu için, çamurla çalışmaktan keyif aldığını kaydeden Avar, “Çamuru elinize aldığınızda, onunla resim de heykel de fincan da yapabilirsiniz” diyor. İki aydır Ankara’da bulunan ve bu sürede atölyesini açan Avar, bir sanat olduğunu ifade ettiği seramik için, “Bu malzemeyle her şeyi yapabilirsiniz. Çocukken de oyun hamuruyla oynardım mesela, sonuç olarak bir şeyi şekillendiriyorsunuz. Bire bir elle çalışmak ve bir şeyi üretiyor olmak, benim için özel bir anlam ifade ediyor” diyor.
Seramiğin pahalı bir uğraş olmadığını söyleyen Avar, “Son yıllarda seramik çok yaygınlaştı. Evlerine fırın alan insanlar olduğunu da gözlemliyorum. 220 voltta çalışan fırınları, eviniz ve bütçenniz uygunsa alabilirsiniz, bir risk de içermez” diye belirtiyor.
Seramiğin, bazı ünlü ressamlar için de cezbedici bir alan olduğuna dikkat çeken Avar, Pablo Picasso ve Joan Miro gibi ressamların da seramikle uğraştıklarını kaydediyor. Avar, “Mesela Miro, ‘Seramiğin parlaklığını ve canlılığını görünce, çıldırdım’ diyor. Bizde ise Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun çalışmaları daha çok bilinir. Onun panolarını İstanbul’da pek çok yerde görebilirsiniz. Bir de 1970’li yıllarda eskilerin güzel semtlerine baktığınızda, binaların dış cephelerindeki seramik panoları görürsünüz, yaygın bir süsleme biçimidir. Günümüzde maalesef bu durumdan bahsedemiyoruz” diye anlatıyor.
Ceyhun Can Avar, seramiğin kalıcı bir sanat dalı oluşuna ilişkin de şu sözleri söylüyor, “Mesela Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gittiğiniz zaman oradaki koleksiyona bakıp, insanların o tarihlerden beri aynı malzemeyi kullanarak seramik yapmaktan vazgeçmediklerini görüyorsunuz. Akıllı telefonlarla internete girip, konferans takip ettiğiniz bir çağda bir yandan da daha ilkel ya da geleneksel olanı yapmak, aslında oldukça keyifli. Tek başınıza çamurun başına oturduğunuzda, zaten tüm stresinizi alır. Ben kendi çizimlerimi üretiyor ve bir koleksiyon oluşturmaya çalışıyorum. Tarihsel motiflerden besleniyor ve onların yolundan ilerleyerek, biraz daha yamuklukları olan objeleri daha canlı renklerle ortaya çıkarıyorum.”
Meriç Türkyılmaz: “Seramik, yetenekle alakalı değil”
Ceyhun Can Avar ile komşu atölyeleri olan Peyote Ceramic’in sahiplerinden Meriç Türkyılmaz da, Nevşehir Üniversitesi’nde seramik bölümü okumuş. Bu tarz işlerle uğraşmak her zaman ilgisini cezbetse de, onu seramiğe asıl bağlayan unsur çömlekçi çarkı olmuş. Türkyılmaz, “Çömlekçi çarkıyla tanıştıktan sonra devam etmeye karar verdim, olmasaydı muhtemelen bırakırdım” diyor.
Peyote’nin iki yıldan beri devam ettiğini kaydeden Türkyılmaz, beş aydır da Ayrancı’da bulunduklarını ifade ediyor. Kız arkadaşıyla birlikte var ettikleri Peyote’de Cuma günleri hariç seramik dersleri verdiklerini ve workshop’lar düzenlediklerini aktaran Türkyılmaz, seramiğin yetenek işi olup olmadığına dair de şunları dile getiriyor, “En iyi seramik ustalarından biri de benim ustamdır ve ‘Bu iş yeteneğe bağlı olsaydı, ben yapamazdım’ derdi. Bence seramik, yetenekten ziyade onu ne kadar istediğinizle ve çalışmanızla alakalı. Ben geleneksel motiflerle başladım ve çark üzerinden yoluma devam ettiğim için, ilk başlarda Avanos’ta güveç ve su testisi gibi objelerle başladım. Daha sonra ise dekoratif üretime yöneldim. Özellikle Hititler’den kalma motifler benim ilgimi çekti. Hitit kalıntılarına baktığınızda, ortası boş, yuvarlak motifler görürsünüz. Mesela onu yapabilirsen, usta sayılırsın Avanos’ta…”
Eski dönemlerdeki eserlere bakıldığında, onların estetik kaygılarla üretildiğinin çok belirgin olduğuna dikkat çeken Meriç Türkyılmaz şunları söylüyor, “Günümüzde, o günkü eserlerle yarışabilecek işçiliğe sahip bir esere rastlamadım. Bir de, mesela toprağa hiç dokunmamış bir kişiyle, bir seramikçinin o eserlere bakması birbirinden farklıdır. Kırşehir’de bir kazı alanında bulunmuştum, orada indiğimiz çukurdaki duvarda bir kalıntı görmüştüm, üzeri toprak kaplıydı. Dokununca, toprak aktı ve bunun büyük bir kâsenin yarısı olduğunu gördüm. Elimi altına götürdüğümde, avucuma düşen o kâsenin üç bin yıllık olduğunu öğrendiğimde tarifsiz bir haz duydum diyebillirim. Üç bin yıl önce benimle aynı işi yapan bir insan vardı… O esnada zaten mağaranın içinde çömlek yapıyordum.”
Özge Bozkurt: “Çamur, başlı başına yaratmak ve yaratmak da kadına bahşedilmiş bir beceri”
Peyeto Ceramic’i, Meriç Türkyılmaz ile birlikte kuran Özge Bozkurt ise Kütahya’da arkeoloji bölümünü bitirmiş ve seramikle arkeolojiyi birleştirmeye karar vermiş. Eser replikalarını, onların günümüze uyarlanmış hallerini ve önemli eseleri seramiğe uyarlamak istediğini kaydeden Bozkurt, “Ben lisansımı yaparken de en çok Klasik Yunan ve Helen dönemine ilgi duyuyurodum. Oradaki sanat anlayışı ve eserlerdeki incelik, beni gerçekten cezbediyor” diyor.
Seramik, çamur ve kadın arasındaki ilişkiye dair düşüncelerini de merak ettiğim Bozkurt, bu soruya şu sözlerle yanıt veriyor, “Çamur başlı başına yaratmak ve yaratmak da kadına bahşedilmiş bir beceri zaten. Biz atölyede Meriç’le ortak çalışmalar yaparken, o erkek eliyle biraz daha farklı bir anlayış sergiliyor. Ben ondan daha farklı bir bakış açısı sergileyebiliyorum. Zaten birimiz olmadan, diğeri yapamaz muhtemelen. O biraz daha temel kısımlarıyla, bense ‘nasıl daha güzelleştirilir’ kısmıyla ilgileniyorum. O yüzden seramiğe kadın elinin değmesi başkadır. Tabii ki bir erkek de çok güzel örnekler yapabilir, hatta ülkede tanınan bir çok seramik ustası da erkektir ama bakıyorsunuz işler aynı. Ama bir kadın elinin değdiği atölyedeki işler çok daha farklı oluyor, biz seramiğe çok daha farklı yorumlar getirebiliyoruz. Son birkaç yıldır, sosyal medyanın da biraz getirisi olarak kadınların seramikte ne kadar başarılı oldukları görülüyor. Öte yandan, 25-30 kiloluk çamur torbasını kaldırmak da kolay iş değil, ben çoğu zaman yardım istiyorum.”
Seramik yapmanın duygulardan çok da bağımsız olmadığını sözlerine ekleyen Bozkurt, “Seramik yapmaya başlarken kafanızda bir fikir olabilir ama sonra iş çok başka yere gidebiliyor. Biraz doğaçlama gider aslında, hangi duyguyla başlarsanız onunla ilgili bir şey ortaya koyarsınız. Mesela kızgınlıkla yaptığınızda farklı, ‘Ortaya güzel bir şey çıkaracağım’ diyerek yaptığınızda ise farklı sonuçlar ortaya çıkar. Bence duygularınızın sizi yönlendirmesi, bu mesleğe bir katkı olarak düşünebilir.”
Her gün çamura dokunduğunu kaydeden Özge Bozkurt, çamura dair düşüncelerinden de şöyle bahsediyor, “Burada ders verdiğimizde, ilk günün sonunda katılımcıların çoğundan ‘Ya ne kadar rahatlatıyormuş’ cümlesini çok duyarız. Benim için bir rahatlama değil, çünkü çamurla zaten rahatlarsınız, enerjinizi alır. Benim için çamuru özel kılan yanı, her şeyi unutturabiliyor oluşu. Rahatlamaktan ziyade size bir özgürlük sunuyor. Birkaç saat çamurun başına oturduğunuzda, bir de bakıyorsunuz ki gün geçmiş ve siz hiçbir şey düşünmemişsiniz. Ben biraz özgürleşmek için seramik yapıyorum. Düşüncelerimden ve sıkıntılarımdan özgürleşmek için…”
Canavar Design ve Peyote Ceramic’e Facebook ve Instagram hesapları üzerinden ulaşabilirsiniz.