CHP’li Özkoç: Siyaset özgürleştirme alanıdır, tehdit alanı değildir

ANKARA (ANKA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, çoklu baro teklifine karşı Sakarya’daki patlamadan örnek vererek, “Bir taraftan Cumhurbaşkanı, fabrika sahibini arıyor, öbür tarafta cenazeler duruyor. Fabrika sahibine MÜSİAD Genel Başkanı moral yemeği veriyor, öbür taraftan acı yemeği paylaşılıyor. Paranın olduğu siyaset gücüne karşı, yarın bölünmüş baroda hangi baroya gidecekler? İktidar barosuna mı yoksa kendi hakkını hukukunu savunan ama iktidar sopasında olan baroya mı gidecekler? Siyaset özgürleştirme alanıdır, tehdit alanı değildir. Nasıl bir ile iki vali atanamıyorsa, iki ya da üç baroya ayırmak da o derece yanlıştır” dedi. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, gündeme dair ANKA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Geçtiğimiz cuma günü Sakarya Hendek faaliyet gösteren havai fişek fabrikasındaki patlamaya ilişkin Özkoç, “Sakarya’nın unutamayacağı feci bir kaza ihmallerden dolayı yaşandı. Bu kazaya neden olanlarla mağdur olanları birbirinden ayırma görevi, artık hem gazetecilerin hem siyasetçilerin hem de vatandaşımızın vicdanının meselesidir. Bu kaza bir kere olmadı, 5 6 kere oldu ve ölümlü kazalar oldu. Her seferinde fabrikanın adı değiştirildi, fabrika sahibinin siyasilerle olan bağı ve gücü nedeniyle bu fabrika yeniden üretime başladı. Bir öncekinden ders alınmadı. Tamamen tedbirsizlikler nedeniyle işçilerin hayatı tehlikeye atıldı. Allahın kimsenin başına vermemesini dileyeceğimiz şekilde cenazelerle karşı karşıya kaldık” dedi.
MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan’ın, fabrikanın sahibi MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Yaşar Coşkun’a patlamanın hemen ardından yemek düzenlemesine tepkili olan Özkoç, “İş dünyasında buna sebep olan kişilerin avukatları, paraları, güçleri olabilir ama bu işçilerin yukarıda Allahları bu ülkede de onlar için mücadele eden vekilleri ve vicdan sahibi insanlar olmalıdır. ‘Sonuna kadar araştıracağız, denetleme yapıldı’ denildi. Denetlemeyi kimler yaptı? Denetlemeyi yapanlar, usulsüzlükleri neden kayda geçirmediler? Geçirdilerse kim üstünü örttü” sorularını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yöneltti.
“Bir milyon öğrenci mağdur”
Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümü birinci sınıf öğrencisi olan Özkoç, yaz okulunun kapatılmasını eleştirdi. “Öğrenmenin sınırı yok” diyen Özkoç, başka bölümlerle okumaya devam edeceğini de sözlerine ekledi. Özkoç, “Anadolu Üniversitesi’nde yeni bir rektör atandı ve bir milyon öğrenci mağdur edildi. Gerçekten bir hata yapılıp düzeltilirse gerçekten bu anlaşılabilir bir şeydir. Bir öğrenci bir üniversiteden okuyorsa kaldığı derslerden ya yaz okulu yapılır ya da bütünleme sınavı yapılır. Hem yaz okulunu açmayacağım hem de bütünleme sınavını yapmayacağım.’ Neden? ‘Ben istiyorum da öyle.’ Öğrenciler, kendi imkanları doğrultusunda dışarıdan tahsillerine devam etmek istiyorlar ve diplomalarını alırken de bunu hakkıyla hukukuyla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Çalışmak zorundalar, hayatlarını idam ettirmek zorundalar. Bunlara rağmen okumak istiyorlar. Onların önünde böyle bir hak varken onların hakkını önünden almak doğru değildir” diye konuştu
“Eşit temsil hakkı istiyoruz”
Avukatlık Kanunu ve baroların yapısında değişiklik öngören kanun teklifi için Adalet Komisyonu’nda CHP’li 139 milletvekilinden 101’inin söz aldığını aktaran Özkoç, “Genel Kurul’a geldiği zaman İçtüzük’ten kaynaklı tüm haklarımızı kullanacağız. Çünkü savunma hakkının siyasallaştırılmasını istemiyoruz. Savunma hakkı kutsal bir haktır. Savunma hakkının görüşe göre, etnik gruba göre, siyasi çıkara göre ayrılmasını istemiyoruz. Biz eşit temsil hakkının delegeyle yansıtılmasını baronun bir baro olarak devam etmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Nasıl bir ile iki vali atanamıyorsa baroları ayırmak da yanlış”
Özkoç, çoklu baro düzenlemesine karşı Sakarya’daki patlamadan şöyle örnek verdi:
“Sakarya’daki patlamadan dolayı mağdur olan işçi kardeşimiz… Bir taraftan iktidar, Cumhurbaşkanı, fabrika sahibini arıyor ama öbür tarafta cenazeler duruyor. Fabrika sahibi bakanlarla konuşuyor, onlarla beraber hasar tespiti yapmaya çalışıyor, öbür taraftan insanlarımızın cenazeleri kalkıyor. Fabrika sahibine MÜSİAD Genel Başkanı moral yemeği veriyor, öbür taraftan acı yemeği paylaşılıyor. İnsanlar yutkunarak cenazelerini kaldırmaya çalışıyorlar. Parçalanmış cesetlerin bir araya getirilmesi için DNA testi yapılıyor. Bu güce karşı paranın olduğu siyaset gücüne karşı, bir avukatla karşılaşmak isterken yarın bölünmüş baroda hangi baroya gidecekler? İktidar barosuna mı yoksa kendi hakkını hukukunu savunan ama iktidar sopasında olan baroya mı gidecekler? Siyaset özgürleştirme alanıdır, tehdit aları değildir. Meslek odaları önemlidir ama baro sadece meslek orası değil insanın hakkını savunan bir kamu kuruluşudur. Nasıl bir ile iki vali atanamıyorsa iki ya da üç baroya ayrırmak da o derece yanlıştır.”