Demirbaş: Bazı eşyalar sizi sevmez

Ankara Kalesi’nde yer alan Kadem antika ve eski eşya dükkânının sahibi Soner Demirbaş, baba mesleğini 25 yıldır sürdürüyor. Söz konusu mekânın 1930 yılından beri antikacı dükkânı olarak kullanıldığını belirten Demirbaş, çocukluk yıllarında babasının yanında başladığı mesleğine âşık olmuş. Objelerin bir dili ve ruhu olduğuna inanan Demirbaş, meslek hayatında ilginç olaylar da yaşadığını ve severek alıp dükkânına koyduğu pirinç bir aynanın, yerini sevmediği için iki kere yere düşerek kırıldığını ve sonunda elden çıkardığını ifade ediyor. Demirbaş 24 Saat gazetesine anlatıyor

SULTAN YAVUZ/ANKARA

Soner Demirbaş, baba mesleği olan antikacılığı 25 yıldır Ankara Kalesi’nde yer alan Kadem isimli dükkânda sürdürüyor. Ağırlıklı olarak 1980 ve 1990’lı yıllara ait dekoratif ya da günlük kullanımı olan ikinci el eşyaları satan Demirbaş, pirinç, ahşap, porselen ve bakır gibi materyallerden yapılan objeleri alıcısıyla buluşturuyor. Dünyanın her yerinden ürünlerin ve farklı dini objelerin Kadem’de yer aldığını belirten Demirbaş, söz konusu eşyaların genelde ebeveynleri vefat eden çocuklar tarafından getirildiğini ya da İzmir, Mardin, İstanbul gibi şehirlerden kendisinin topladığını dile getiriyor.
Mesleğinin keyif ve merak işi olduğunu kaydeden Demirbaş, “Bu bir hastalık, hoşuna giden eşyaları alıyorsun. Depomda satmadıklaırm var, ne kadar fiyat öderlerse ödesinler elden çıkaramam. Merakla başlayıp ticarete dönüyor genelde” diyor. Aldığı ilk objenin 2001 yılında edindiği Fransız bir sandalye olduğunu belirten Demirbaş, eski eşyalardaki yaşanmışlığın kendisini çok etkileidğini sözlerine ekiliyor.
1979 yılında Ankara Kalesi’nin Dışhisar Mahallesi’nde doğan ve hâlâ aynı müstakil evde ikâmet eden Demirbaş, mesleğine başlamasını ve Kale’yi şöyle anlatıyor:
“Babam bu dükkâna 1995 yılında geldiğinde dört kardeşten en meraklısı ben olduğum için beni de alıştırdı ve mesleği öğretti. Kale’yi sevmek için yaşamak gerekir. Eskiden buraya taksi dâhi çıkmazdı, bilinmezdi çünkü ama hâlâ bilmeyenler var. Oysa bir kere gelen sürekli gelmeye başlıyor. Bir de Kale medyada yanlış lanse edildi, Altındağ’daki Hıdırlıktepe’de yaşanan kimi olumsuz habeler Kale’ye mâl edilince, insanlarda da çekince ve önyargı oluştu. Oysa sabah 10.00’dan akşam 22.00’ye kadar burada güvenlik geziyor, bunca yıldır ciddi bir olay görmedim.
Benim 20 yıllık müşterim de, milletvekili müşterim devar. Ankara’da aslında buradan başka gezilecek yer de yok. Fakat 2000 yılına kadar müzeyi gezmeye gelen turistler burayı da gezip alışveriş yaparken, daha sonra hem tur sayısı azaldı hem de gelen turiste gezmesi için boş zaman bırakılmıyor. Hâliyle buraları da gezmiyorlar. Bunun yanın sıra eski komşuluk ilişkileri de çok farklıydı, okuldan öğle yemeğine geldiğimizde evde kimse yoksa rahatlıkla komşuda yiyebilirdiniz. Birlikte yakılan mangallar, gece kapı önlerinde çekirdek eşliğinde sohbetler, herşey bambaşkaydı. Esnaf arasında da daynışma vardı, bunlar kalmadı ne yazık ki…”
“Eskiye önem vermek gerekiyor”
Demirbaş, eskiye önem vermenin ve kültürel değerlere sahip çıkmanın öneminden bahsederek, bunları gelecek kuşaklara aktarmak gerektiğini savunuyor. Demirbaş, “Sadece fotoğrafla olmaz, ne işe yaradıklarını bilmeleri gerekir. Mesela eski kapı tokmakları büyük ve küçük el şeklindedir, kadın gelirse küçük eli, erkek gelrise büyüğü çalar ve sesinden gelen kişinin cinsiyeti anlaşılırmış. Gümüş aynaların ise kapağı olurmuş, çünkü ayna o eve ait görülüp misafirlerin bakması hoş karşılanmazmış. Mutlaka bakılacaksa da kapağı açılır sonra yine kapatılırmış” diyor.
Objelerin de bir ruhu olduğunu düşünen Demirbaş, bir anısını da paylaşıyor:
“Çok beğenerek aldığım pirinç bir aynayı dükkâna düzgünce astım ama ertesi gün geldiğimde yere düşüp kırıldığını gördüm. Sonra tamir ettirip yeniden astım, fakat ertesi gün geldiğimde ayna yine yerdeydi. Ben de bir arkadaşıma hediye ettim. O ürün benim dükkânımı istemedi bence, bazı ürünler sizi sevmez. Farklı bir çok şey gelebiliyor bu meslekte başınıza. Mesela bir müşterime yüzük satmıştım, bir hafta sonra yüzüğün altın olduğunu söyledi, ‘Helali hoş olsun’ dedim, çünkü o zaten onun kısmetiymiş.”
Pandemide zor günler yaşadıklarını ve ayakta kalmaya çallıştıklarını kaydeden Demirbaş, bu sürecin bir şekilde atlatılacağına inandığını ancak Kale’nin tanıtımının daha iyi yapılması gerektiğini ifade ediyor. Organizasyon yapılması gerektiğini ve ikinci el pazarının Kale bölgesinde kurulmasının iyi fikir olacağını söyleyen Demirbaş, güvenlik görevlilerinin de yeniçeri kostmüyle gezmesinin hoş bir fikir olduğunu belirtiyor.