Demiri sanatıyla büken usta

Gökçe: 10 yıldır tek bir kişi yetiştiremedik

SULTAN YAVUZ- Ankara Kalesi’nde yer alan Klasik Ferforje’nin sahibi demirci ustası Nihat Gökçe, yıllardır severek yaptığı işinde bugün bir marka hâline gelmiş. Kâh yurt dışında bir sarayın süslemelerini kâh Çayyolu’nda bir villanın dekoratif malzemelerini üreten Gökçe’yi, dükkânının önünde çalışırken buluyorum. İçeri buyur edildiğimde, birbirinden etkileyici onlarca obje ile karşılaşıyor ve demirin maharetli ellerde nasıl da zarif bir figüre dönüşebildiğine tanık oluyorum.
Hikâyesini anlatmaya başlayan Gökçe, Yozgatlı olduğunu ve yıllar önce Ankara’ya yerleşen dayılarının aile mesleğini öğrenmesi için Gökçe’yi de yanlarına aldıklarını belirtiyor. Dayılarının yanında hem okuyan hem de “sanat öğrenen” Gökçe, bu işi çok sevmiş. 1960’lı yılların ortalarında yaşıtları büyük kurumlara girerken, o meslekte kalmayı tercih etmiş. Bakırcılıkta önce nakış işlemeyi öğrenen Gökçe, demirle ise okulda tanışmış. O yıllarda Ankara’da çok sayıda Amerikalı olduğu için, el sanatlarına rağbet gösterdiklerini kaydeden Gökçe, onların da daha çok pirinç ürünleri istediklerini söylüyor. “O zaman pirinç Türkiye’de çok bilinmezdi, köylüler görünce ‘Altına bak’ derlerdi, yıllarca işledik” diyor.
Sıhhıye’deki Amerikan üssü kapanınca talpelerin de daha sonra ortaya çıkan Çayyolu’na kaydığını ifade eden Gökçe, “Evde ne lazımsa, kapı kolu, şömine önü, pencere demiri hepsini sanatsal olarak yapmaya başladım ve yurt dışına da çok iş yaptım, hâlâ da öyle” diyor. İvedik’te büyük işler için çalıştığı bir atölyesi bulunan Gökçe, Kale’den ise kopamadığı için burada da çalışmayı sürdürüyor.
“Mesleği sevdiremiyoruz”
Yetiştirdiği ustaların olduğuna dikkat çeken Gökçe, bazı müşterilerin aile yadigâri tepsi, güğüm gibi eşyaları getirip, nakışla süslettirerek evlerinde kullandıklaırnı belirtiyor. Gökçe, “Artık fabrikalardan bakır levha çıkmıyor, malzeme olmadığı için de yavaş yavaş bitiyor meslek, on seneye kalmaz biter” diyor. Eskiden Atpazarı Sokak’ın bakırcılar yeri olduğunu ancak “yok edildiğini” ifade eden Gökçe, “Bakırcıları Kale çarşısına koyacağız diyerek bizi yerimizden ettiler, sonra da çok pahalı kiralar istediler. Mesleğe darbe vuruldu, insanlar da başka mesleklere yöneldi. Biz de şansa yaşıyoruz, yoksa dağılıp gidebilirdik” diyor.
Ferforjenin, demir süsleme sanatı anlamına gelen Fransızca bir sözcük olduğunu söyleyen Gökçe, “Bu tür süslemeleri geçmişte büyük iş yerleri ve oteller isterdi, korkuluklar, avizeler… İşte onun yerini ferforje yani sıcak demir aldı, bize katkısı oldu, insanlar sevdi. Masa ve sandalyelerini bile ferforje isteyenler oluştu” diyor. Ferforjeyi tercih edenlerin maddi olarak çok iyi durumda olan insanlar olduklarını, işçiliğin pahalı olduğunu kaydeden Gökçe, “Pandemide 70 gün evde kalmak zorundaydım, fakat Pazar günleri dâhil hiç tatil yapmam” diye gülümseyerek anlatıyor.
En büyük sıkıntının yeni zanaatkâr yetiştirememek olduğunun altını çizen Gökçe şunları söylüyor:
“10 yıldır tek kişi yetiştiremedik, mesleği sevdiremiyoruz. Çocuk geliyor, izliyor sonra telefonuyla oynuyor, ilgilenmiyor. Arkamızdan gelen insan yok, bence bu konu araştırılmalı. Bizim işimizde makineleşme yok, her şeyi elde yaptığımızdan pahalıdır. Günümüzde fabrikasyon ürünler var ama onları montajcı yapıyor, biz çizimi de uygulamayı da kendimiz yaparız. Çayyolu’nda birinci sınıf bir villaya da yaparız, bir orman ya da dağ başındaki saraya da… Ekonomisi iyi olan insanlar ve biraz araştıranlar bizi tercih ederler. Keşke mesleği sevdirebilsek, meslekte sadece Nihat Usta bir şey ifade etmez, kocaman bir ülkeyiz…”