Dünyanın tek kadın stand-up grubu: “Çok da Fifi Hatunlar”

“Çok da Fifi Hatunlar Stand-up” grubu, farklı alanlarda eğitim almış altı kadından oluşan, kadınlık hallerini seyirciyle buluşturan dünyanın ilk stand-up kadın grubu…
Üç yıldır turne yapan grup, Deniz Özturhan, Meltem Parlak, Aslı Akbay, Hande Yögen, Şirincan Çakıroğlu ve Buse Sinem İren’den oluşuyor. “Çok da Fifi Hatunlar Stand-up” grubuyla, Ankara 6.45’teki gösterilerinin ardından bir söyleşi gerçekleştirdik. Kadınlar, grubu ve mizah anlayışlarını 24 Saat Gazetesi için anlattı

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ – Türkiye’de özellikle Cem Yılmaz ile aşina olduğumuz stand-up, son yıllarda düzenlenen “açık mikrofon” etkinlikleriyle, alana pek çok ismi kazandırıyor. Yavaş yavaş gelişen bu performans sanatında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ağırlıklı olarak erkek stand-upçılar mevcut. Bu ezberi bozan “Çok da Fifi Hatunlar Stand-up” grubu ise altı kadın olarak aldıkları sahneyla sadece Türkiye’de değil, dünyada da bir ilki teşkil ediyor. Farklı alanlardan gelen grup üyeleri, Deniz Özturhan, Meltem Parlak, Aslı Akbay, Hande Yögen, Şirincan Çakıroğlu ve Buse Sinem İren’den oluşuyor. Güldürürken düşündüren grup üyesi beş kadının hikâyelerini dinledik.
Grubun ilk üyelerinden Deniz Özturhan, siyaset bilimi eğitimi alsa da, mesleğini yapmamış. Uzun süre reklam ve metin yazarlığı yapan Özturhan, mizah yazarlığından geldiğini belirtiyor. Sekiz yıl önce sahne almaya başladığını kaydeden Özturhan, grubun en eski üyesi ve kadınlar grubunu oluşturmadan önce erkek stand-upçılarla sahneye çıkmış. Özturhan hikâyesini şöyle anlatıyor:
“Mizah dergilerinde de çiziyordum; L-Manyak ve Penguen’de yazdım. ‘Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği’ diye kişisel bir blogum da vardı, sonra onun kitabı çıktı. Hep erkek mizahçılarla çalıştığınızda, enterasan bir kafayla karşıyorsunuz. Orada erkeklere özel bir dünya olduğu için, kadın kimliğinizle var olmaya çalışmak hem eğlenceli hem de biraz zor. Grup olarak üç yıldır varız ve sanki ailemizi bulmuş gibi olduk. Çünkü sadece iş olarak bakmıyoruz, çok iyi anlaşıyoruz, sahne dışında da birbirimize destek oluyoruz. Bir nevi kızkardeşlik…
Ben hep kadın mizahçılarla birlikte iş yapmak istiyordum ve o sırada Ankara Mizah Festivali’nden de teklif alınca, durumu kızlara söyledim ve beş kişi katıldık, sonra da kopmadık. Bence, seyirci bize tutunarak, Türkiye’de kadın olmak denilen o büyük ama komik olmayan şakayla mücadele etme fırsatı buluyor. Kadın izleyicilerimizin gösterimizde bu kadar rahat ve mutlu olmasının sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de olmayan bir şeyi yapıyoruz; mevcut erkek mizahı içinde bir yandan kadınlarının seslerinin duyulması, anlaşılması ve dahası kendilerini ifade etmelerinde bir araç oluyoruz. Erkek mizahçılar kendilerinden bahsederken, ‘erkek’ insanın en doğal hâli olduğu için, yaptıkları erkeksi mizah olarak algılanmıyor. Oysa kadının kendinden, kadından bahsetmesi ‘Hımm, kadınlıktan bahsediyor’ diye algılanıyor. Fakat aslında biz insanın hallerinden bahsediyoruz ve kadın mizahı yerine iyi mizah demeyi tercih ediyoruz.”
Yeni nesil stand-upçıların pek çok konu hakkında mizah yaptıklarını belirten Özturhan, sadece kadınları değil, herkesi güldürmek istediklerini ve kadınlıklarını ön planda tutarak mizah yapmadıklarını vurguluyor. Herkesin kendi hikâyesini anlattığını kaydeden Özturhan, seyirciden olumlu geri dönüşler aldıklarını ve özellikle erkekler nezdinde kırılma yaratabildiklerini şu sözlerle anlatıyor:
“Mesela daha önce stand-up izlemeyen biriyle karşılıyorsunuz. Samsun’da genç bir erkek gelmiş ve inanamıştı. Eminim, onun kız arkadaşlarına yaklaşımı farklı olacak. Erkekler genelde şaşkın ama mutlu ayrılıyorlar gösteriden…”
Meltem Parlak: “Bizim algı kırmak gibi bir misyonumuz yok, amacımız iyi mizah yapmak”
İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji eğitimi alan grup üyesi Meltem Parlak, New York Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken oyunculuk eğitimi de almış ve tiyatro çalışmaları yapmış. Türkiye’ye döndükten sonra bir yandan yazarlık, bir yandan da oyunculuk yapan Parlak şöyle konuşuyor:
“Hatıra Sevgili başta olmak üzere dizi ve filmlerde rol aldım. Mizah yazarlığı yaptım ve uzun süre Zaytung’da yazdım. ‘Gülfim Abla’nın da dâhil olduğu dört kitabım yayınlandı. Stand-up konusunda arkadaşlarımı cesaretlendirmeye çalışırken, kendimi bu alanın içinde buldum ve ‘açık mikrofon’ aktivitlerinde sahne almaya başladım. Dört yıldır satnd-up yapıyorum. Kızlarla olan hikâyemiz, Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM)’nde düzenlenen bir kadınlar gününde bir araya gelmemizle oldu. Önce ben, Aslı, Deniz ve Buse olmak üzere dört kişiydik; Hande ve Şirincan sonradan dâhil oldular. 2016 yılındaki Ankara Komedi Festivali’nden beri çeşitli şehirlerde sahne alıyoruz.”
Aldığı psikoloji eğitiminin sahnede çok işine yaradığını kaydeden Parlak, stand-up’ın anında reaksiyon alınması sebebiyle özel olduğunu düşünüyor. Parlak stand-up’a ilişkin de şunları söylüyor:
“Kendi yazdığınız ve oynadığınız bir materyal ve tereyağının erimesi gibi o kahkahanın cızırtısını ânında hissediyorsunuz. Hangi durumda olursak olalım, şaka çıkarmayı biliyoruz ve bence mizah, insan en çok acıyan yerinden güldürüyor. Mizah bir güçlendirme stratejisi aynı zamanda, iyileşme mekanizması haline de geliyor. Mizah yoluyla, o acı ile aranıza mesafe koyuyorsunuz ve o zaman da acı o kadar büyük gözükmüyor. Bizim algı kırmak gibi bir misyonumuz yok, amacımız iyi mizah yapmak ama geri dönüşler bu yönde oluyor. Anlattıklarımız, daha önce çok duyulmadığı için insanlara tuhaf geliyor. Regl ya da ağda gibi konuların konuşulması ve şakasının yapılması özellikle erkeklere ilginç geliyor.”

Hande
Yögen

Hande Yöngen: “Her seyirci her espriye açık olamayabiliyor”
Ankara İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema bölümünden mezun olan Hande Yögen de 2009 yılına kadar sektörde çalışmış. BKM atölyesinde oyunculuk atölyesine katılan Yögen, orada skeç yazıp yönetmenin ve aynı zamanda oynamanın çok keyifli olduğunu anlamış ve kamera önünde olmaya “Çok Güzel Hareketler Bunlar” ile başlamış. “Açık mikrofon” etkinliklerine de katılan Yögen, grupla tanışınca stand-up’ta karar kılmış. Yögen şunları söylüyor:
“Seyircinin hemen tepkisini alabildiğin çok güzel bir iş ve tüm kontrolün sende olması da çok hoş. Meğer ben hep bu mesleği yapmak istiyormuşum. 8 Mart’ta BKM’deki kadınlar gecesi çok tutunca, tekrarını istediler. Derken sayımız arttı ve grup olduk. Araştırdık, dünyada da sadece kadınlardan oluşan böyle bir stand-up grubu yok. Biz gösterimizi yaparken şehirlere ve seyircinin konservatifliğine göre küçük sansürler koyabiliyoruz. Çünkü her seyirci her espriye açık olamayabiliyor, utandıkları için bir sessizlik çökebiliyor. Yaptığımız şey aslında radikal çünkü bir kadının sahneye çıkıp kendi cinselliğinden bahsetmesi çok alışılmış değil. Aslında biz Huysuz Virjin’le büyüdük, bel altı espriler ülkemizde çok yapılır ama mesele biraz samimi olmakta. Ben biraz ailenin sevimli kızı yolundan yürüyorum ve empati kurduğum an o utanç bariyerini kırmaya bayılıyorum.
Stand-up dünya genelinde erkek bakış açısıyla yapılıyor, kadınlar kendi bakış açılarını duyunca mutlu oluyor ve yalnız olmadıklaırnı anlıyorlar. Özellikle üniversite okuyan kadın öğrenciler bizi izlediklerinde geleceğe dair umutlandıklarını söylüyorlar. Bir de avantajımız şu; altı kadın olduğumuz için birimize gülmeyen, diğerine gülebiliyor. Stand-up ile ilgilenenlere ‘açık mikrofon’ etkinliklerine gitmelerini tavsiye ediyorum.”

Buse Sinem İren

Buse Sinem İren: “Bir gün herkes Karadeniz şivesine gülecek”
Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi mezunu olan Buse Sinem İren ise ilk rolünü kendisinden ders aldığı Erkan Can’ın kızı ve karısı olarak oynamış. “Açık mikrofon” aracılığıyla grup üyeleriyle tanışan İren, şovunda kullandığı Karadeniz şivesine dair şöyle konuşuyor:
“Ben şivenin dezavantaj olduğunu düşünüyorum, benim hitap ettiğim kitle şiveyi çok sevmiyor ama benim yapmak istediğim, bu zamana kadar yapılan Karadeniz şivesinin ve mizahının yanlış yapıldığını göstermek. Temel sadece kendisini temsil ediyor, tüm Karadeniz halkını değil. Oranın insanı pratik zekâlı, kumpasçı tiplerdir, içlerinde büyüdüğüm için biliyorum. Bir gün herkes Karadeniz şivesine gülecek diyorum.”
Stand-up gösterilerinin, içinde geleneksel kodları da barındıran modern bir performans olduğunu kaydeden İren, bu ikileme dair de şunları kaydediyor: “Şu anda hayatımızda teknoloji ve sosyal medya olduğu için, bu konulara ilgi duyanları çok güldürebiliyoruz. Bence tarım devrimi gibi bir durum var ve biz tam ortasındayız. Hem ilk gören kuşağız hem gelişimine şahitlik ediyoruz. Bir karmaşa var ortada, bu da hem şaşırtıyor hem de güldürüyor. 20 yıl sonra belki genç kadınlara yapılan ‘tas kapama’ esprisi yapılmayacak ama bizim kuşak hâlâ hatırladığı için gülüyor. Bir yandan sosyal medyada göğsünü açan kadınlar var, bir yandan tas kapamayı anlatıyoruz, tam bir kaos yani…

Aslı
Akbay

Aslı Akbay: “Erkeklerin bilmedikleri, açık açık konuşulmayan konular”
İngiltere’de doğup büyüyen Aslı Akbay ise hep bir çelişki içinde yaşadığını ve çok sevdiği İstanbul’a dört yıl önce yerleştiğini anlatıyor. Stand-up yapmaya İngiltere’de başlayan Akbay, İngiltere’deki Edinburgh Festivali’ne beş kez katılmış. O zamanlar eğlence amaçlı yaptığı stand-up’ın bağımlılık hâline geldiğini ve kendisi için çok özel bir alan olduğunu kaydeden Akbay, stand-up hakkında şunları belirtiyor:
“Bizim gösterimiz için şunları söyleyebilirim; erkeklerin bilmedikleri, açık açık konuşulmayan konular var ve bir nevi bu dünyaya yabancılar. Önemli olan noktanın samimiyet olduğunu düşünüyorum, eğer samimiyet yoksa dikkat dağılır. Stand-up bir iletişim meselesi olduğu için, gösterilerimiz şehirlere ve seyirciye göre farklılaşıyor. Hem erkek hem kadın seyircilerimiz oluyor. Mesela Ankara’daki her gösterimize gelen bir kadın grubu var, onlar deşarj olduklarını söylüyorlar ve sahneden indiğimizde herkes birbirine sarılıyor. Kurduğumuz bağdan ve geri dönüşlerden çok memnunuz.
Yaptığımız işin bazı konuları görünür hâle getirdiğini düşünüyorum. Mesela ben boşalmadan bahsediyorum, bunun gibi genelde dile getirilmeyen konuları eminim ki çiftler evlerine gittiklerinde konuşabiliyorlar. Bence kadın konusunda malzeme bol, biz erkeklere göre daha zor hayatlar yaşadığımız için materyal de gülme konusu da daha fazla. Şimdiye kadar hep baskın olan erkek esprilerini ve onların dertlerini dinledik, biraz da kadınlara kulak verilmesi gerekiyor diye düşünüyorum…”