Duvarları konuşan kafe: Sur

Özcan: Başkentin daha değerli ve kültürel yönünün daha gelişkin olması lazım

Ankara Kalesi’nde Atpazarı Sokak’ta yer alan Sur Kafe, henüz çiçeği burnunda mekânlardan… Babasının bakliyat dükkânlarından birini kafe hâline getiren Engin Özcan’ın, Kale ile ilişkisi eski yıllara dayanıyor. Her ne kadar 1990’lı yıllardan itibaren Kale’de babasının yanında çalışmaya başlasa da, bakliyatçılık dede mesleği olduğundan, Kale ile 70 yıllık bir ilişki söz konusu. Özcan, Sur Kafe’yi ve Kale’yi 24 Saat Gazetesi’ne anlattı

SULTAN YAVUZ – Ankara Kale’nin Atpazarı sokağında yer alan Sur Kafe, duvarlarındaki resimlerle dikkat çekiyor. Kafe sahibi Engin Özcan’ın ressam arkadaşları tarafından yapılan resimlerde Barış Manço’dan Sadri Alışık ve Marilyn Monroe’ya kadar pek çok popüler figür yer alıyor. İki katlı kafenin yolculuğu, dükkân sahibinin anlattığına göre, 1950 yılında büyük bir yangın geçirdikten sonra yeniden tadilat edilerek devam etmiş. Özcan’ın babasının bakliyat dükkânı olarak hizmet veren mekân, altı aydır da kafe olarak hizmet veriyor.
1980, Ankara doğumlu olan Özcan’ın dedesi Kale’de 70 yıl önce bakliyatçılık yaparken, dönemin ruhuna uygun olarak meydanda satış yapmış. Özcan’ın babasıyla birlikte dükkâna evrilen satış işi, zaman içinde bakliyat sektörü gerileyince, bakkalla birleştirilmiş. Özcan ise 1990’lı yıllarda babasının işine yardım etmek için geldiği Kale’de, istediği üniversiteyi kazanamayınca tam zamanlı çalışmaya başlamış. Özcan, Kale’ye ve kafeye ilişkin şunları söylüyor:
“Samsun’daki çeltik fabrikası ortaklığımız bozulunca, dükkânın birini yedi yıl süreyle bakkala çevirdik. Altı ay önce de ben bu dükkânı kafe yapmaya karar verdim. Duvar resimlerini güzel sanatlardan arkadaşlarım yapınca, ben de çerçevelerini yaptım. Kullanılmayan üst katı da oturulabilir hâle getirdim.
Kale eskiden daha bereketli bir yerdi, 1990’lı yıllarda çok hareketliydi, dericiler vardı, sonra onlar da OSTİM tarafına gittiler, 2000’li yıllarla birlikte dönüşüm yaşandı. Eskiden bakliyatçı, kuruyemişçi, derici olduğu için bir bereket vardı. Her şey perakende olunca o eski dükkânların yerine başka bir şey konulamadı.
Hâlâ Kale’de ufak tefek bakliyatçı var ama gün geçtikçe talep azalınca, bu sektör de geriledi. Kale’nin yapısı biraz bozuk ama bir dönüşüm içinde, ben daha iyi olacağına inanıyorum. Işıklandırma yapılırsa, belki akşamları da ziyaretçiler gelir.”
“Kale’nin en büyük eksiği otopark”
Kale’nin en büyük eksiğinin otopark olduğuna dikkat çeken Özcan, tadilat nedeniyle bir dönem trafiğe kapalı olan Kale’nin işlerini sekteye uğrattığını belirtiyor. Özcan şunları anlatıyor:
“İnsanımız her yere aracıyla gitmeyi çok seviyor, yürüme alışkanlığı pek yok. Burada otopark var ama esnaf park ediyor, çok katlı otopark yapılabilir. Güvenliğin de artırılması gerekiyor. Kalede eskiden içkili mekânlarla ufak bir gece hayatı da vardı, konaklarda fasıl dinlenebiliyordu. Buranın halkı genelde sokakta alkol aldıklarından, dışarıdan gelenler bundan çekiniyor. Oysa derli toplu hâle getirip, güvenli mekânlarda içilmeli. Kışın, saat 18.00’den sonra kimse buraya gelmiyor, daha önce meydana gelen bazı vakalar nedeniyle insanlar her gün olay var sanıyor.
Benim gördüğüm kadarıyla Kale’ye gereken değer verilmedi, Hamamönü gelişti, orada ufaktan bir rant oluştu. Burası Ankara’nın simgesi, gelişmesini istiyoruz. Projeler olduğunu duyuyoruz ama biraz ağır işliyor.”
“Esnafla beraber karar verilmeli”
Engin Özcan, Kale’ye yapılacak yeniliklere esnafla birlikte karar verilmesi gerektiğini belirterek, Kale’ye gelen insan profilini de şu şekilde ifade ediyor:
“İnsanlar artık Kızılay’dan, basmakalıp mekânlardan sıkılmaya başladı, görsel anlamda da sosyal medyada Kale’yi paylaşmak istiyor, bunun bize de faydası oluyor. Gençler arasında bilinçli olanlar var, müzeleri keyifle geziyorlar. Kale’de ekstra bir çeşitlilik yok ama burası daha güvenli, otoparklı olduğunda o çeşitlilik de kendiliğinden gelişecek. Biraz zaman lazım, planlı ilerlemek lazım…
Ankara benim memleketim, çoğu insan sıkıcı buluyor ama ben sade ama güzel buluyorum, fazla bir karmaşa yok. İstanbul’da hiç yaşamadım ama Ankara’yı seviyorum ve başkentin daha değerli ve kültürel yönünün daha gelişkin olması lazım.”