Edebiyat eleştirmeni ve yazar Ahmet Yıldız’la günümüz edebiyatı söyleşisi…

“YAYINEVİ TEKELLEŞMESİ İLK ÖNCE
EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNİ KÖRELTTİ”

Korona salgını günlerinde hangi kitaplar okunmalı? Yayınevlerinin hegemonyası sonrası edebiyat eleştiri kültürünün sekteye uğraması, edebiyat akımlarında Ankara’nın yeri gibi birçok soru ve konu başlığı üzerine Edebiyat Eleştirmeni ve Yazar Ahmet Yıldız ile söyleştik. Moliere’in, “Edebiyat; gençliği yetiştirir, yaşlılara zevk verir, ikbalde süs, felakette teselli ve sığınak olur” sözlerini hatırlatan Yıldız 24 Saat Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.

CENGİZ ALDEMİR / ANKARA – Türkiye korona salgını günlerini evinde geçiriyor. Zor anlarda kitaba sığınmak en iyi seçenekler arasında. Bugünlerde hangi kitaplar okunmalı? Yayınevlerinin hegemonyası sonrası edebiyat eleştiri kültürünün sekteye uğraması, edebiyat akımlarında Ankara’nın yeri gibi birçok soru ve konu başlığı üzerine Edebiyat Eleştirmeni ve Yazar Ahmet Yıldız ile söyleştik. Moliere’in, “Edebiyat; gençliği yetiştirir, yaşlılara zevk verir, ikbalde süs, felakette teselli ve sığınak olur” sözlerini hatırlatan Yıldız 24 Saat Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.
Bir eleştirmen olarak Türk Edebiyatı’nın bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?
Türk Edebiyatı büyük bir edebiyat. Özellikle Latin harflerine geçişten sonra sesli harflerine kavuşan Türkçe, 100 yıllık bu süreçte çok büyük bir mesafe aldı. Çok kısa zamanda çok önemli yazar ve şairler yetiştirdi. Edebiyatımızda Beş Hececiler, 1. Yeni, II. Yeni, 40 Kuşağı gibi önemli yenilenme / değişme dönemleri yaşadı. Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Attila İlhan, Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi kendi başına birer ekol olan büyük şairler yetiştirdi. Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi özel yetenekleri ortaya çıkardı. Roman ve hikâyede Yakup Kadri’den Oğuz Atay’a, Yaşar Kemal’den Orhan Pamuk’a değişik düşüncede olan ve üslupta yazan büyük yazarlar yetişti.
Ne var ki bugün edebiyatımızın büyük bir sanayi haline gelmesi, milyarlarca liralık bir ciroya sahip olması, bankaların yayınevi kurması, tekelleşme ilk önce edebiyat eleştirisini köreltti. Yayınevlerinin hegemonyası bağımsız olması gereken ve bir kitabın iyi ya da kötü olmasını belirleyen bu önemli mekanizmaydı yok etti. Onun yerine gazete kitap eklerini reklama boğarak orada kitapları tanıtanları öne çıkardılar.
Yine aynı yayıncılık dünyası ödüllere el attı. Hemen hemen her büyük yayınevinin parsellediği bir büyük değerli şair ve yazar için konmuş ödülü, kendi yayınladıkları yazarlar arasında verilmesi için sanki gizli bir paylaşım anlaşması yaptılar.
Kağıt fabrikalarının satılması sonrası kağıt, kitap fiyatlarını dolara göre belirledi. Türk lirasıyla kazancı olan Türk okuru Euro ve Dolar’la geliri olan ülkelerin okuruyla aynı fiyata kitap almak zorunda bırakıldı.
Yani edebiyatımızda at izi it izine karışmış durumda. Lisede kompozisyondan beş bile alamayacak düzeyde yazma yeteneğine sahip kişilere ödüller verildi. Genç dimağlar nasıl olsa ödül almış büyük yayınevince yayınlanmış diye kitabını aldığı bu yeteneksiz yazarların kitaplarını sonuna kadar okuyamadı. Böylece gerçek edebiyat büyük bir darbe aldı.
Yine de edebiyatımızın başta saydığım o müthiş damarı alttan alta yaşıyor ve devam ediyor. Çok önemli şair ve yazarlarımız yazmaya devam ediyor.
Peki bir okur bu durumda neye dikkat etmeli?
Oldukça karışık bir durum…
Okurlar gazete eklerinde gazete köşelerinde tanıtımına rastladıkları kitapları kitabevinde görünce kendileri alıp bir kaç sayfa okusunlar yazım kurallarına baksınlar; yazım kurallarını doğru kullanmayan yazarın kitabı da iyi değildir. Yine kitabı bir kaç sayfa okusunlar ayaküstü, okunabilirliğini test etsinler, kafalarına yatarsa öyle alsınlar. Yoksa “isime” göre kitap almasınlar; genellikle hayal kırıklığına uğrarlar.
Kitaplar daha çok internetten satılıyor, özellikle bu salgından sonra…
Evet haklısınız. Kitapların tanıtımını daha dikkatli okumaları ve yazarı hakkında daha iyi bilgilenmeleri belki bir çare olabilir; gerisi şansa kalmış diyeyim…
Birçok yazarlık kursu atölyeleri var. Sanal alemde de çoğalmaya başladı. İnsanlar eve kapanınca yazarlık yeteneğini mi anımsadılar?
Yazarlık, şairlik öncelikle bir yetenek işidir. Herkes yetenekli olabilir ama aldığı eğitim ya da kendisini yetiştirmesine göre yazarlık yaşamı da şekillenir. Bu merdiven altına kadar inmiş yazarlık atölyeleri para tuzaklarıdır. Bence düzenli olarak kütüphaneye gitmek daha yararlıdır!
Siz yıllardır Ankara’da yaşıyorsunuz? Edebiyatmerkezi İstanbul değil mi?
Hemen hemen tüm edebiyat dünyasını tanıma olanağı buldum. Akademisyeninden yazarına, şairine ve heveslisine kadar.
Ailemin Ankara’da olması nedeniyle 1992’de Edebiyat ve Eleştiri dergisini 2008’e kadar 100 sayı Ankara’da çıkardım. Haklısınız bu emeğimi İstanbul’da harcamış olsaydım belki daha etkili olurdum. Ama sanılanın aksine Ankara bir edebiyat şehridir.
EDEBİYAT VE ANKARA
1.Yeni, 2. Yeni şiir akımı da Ankara’da başladı
değil mi?
Bir zamanlar en önemli yazar ve şairler -bugün olduğu gibi- Ankara’da yaşadı. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Adnan Binyazar, Fakir Baykurt, Ceyhun Atuf Kansu, Cahit Külebi gibi.
Doğma büyüme İstanbullu olan Salah Birsel bile uzun süre Ankara’da yaşamıştı. Edip Cansever her hafta sonu gelirdi ve Piknik’te iki gün iki gece otururlardı Turgut Uyar’la. Yani İstanbul’dan Ankara’ya gelinirdi edebiyat ve şiir üzerine konuşmak için. Şimdi “medya” kavramı çıktı çıkalı herkes İstanbul’da bir “plaza” buluyor ve gidiyor.
Ankara’ya özelliğini veren önemli yazar ve şairler, kültür adamları yaşıyor hâlâ. Önemli yayınevleri ve kitapçılar burada. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in bütün kitapları Ankara’da açtı gözünü Türkçe’ye. Sol Yayınları, Onur Yayınları burada. İmge, Dost, Bilgi yayınevi Ankara’nın ruhuna yakışır bir ciddiyetteler. En önemli edebiyat dergileri Folklor ve Edebiyat, Patika, Littera gibi dergiler Ankara’da yayınlanıyor. Yalçın Küçük, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hasan Ali Toptaş, Cemil Kavukçu, Hüseyin Atabaş, Ahmet Özer, Atilla Şenkon, Metin Turan, Kurtuluş Kayalı, Remzi İnanç gibi adını şimdi sayamadığım onlarca yazar ve şair dostum bu kentte soluk alıyor ve yazıyor.
“Eğer hapishanesine uğramamışsanız, o kentli sayılmazsınız daha” diye bir tümce vardır. Ulucanlar Cezaevi’ni tanıdım bu kentin ben; 12 Eylül döneminde dördüncü koğuşun misafiri oldum. Emniyet müdürlüğünde hırsızlar ve eşcinsellerle birlikte bitlendim. İlk öykümü ve tüm öykülerimi/yazılarımı bu kentte yazdım. Turgut Uyar’ın 15 yıl yaşadığı sokakta çıkardım ben Edebiyat ve Eleştiri dergisini…
Televizyonda edebiyat programı da yaptınız; beraber çalıştık. Neden TV’de program yapma ihtiyacı duydunuz?
Nezihe Meriç’i kaybettiğimiz gündü, televizyonlarda tek bir ölüm haberi çıkmadığını gördüm. Dergiyi de kapatmıştım. Kendi halimde bir edebiyat programını ancak Halk TV’de yapabilirim diye kapılarını çaldım. 1999’un son aylarıydı. Sağ olsunlar 70 hafta aralıksız Gerçek Edebiyat adıyla program yaptım. Alaattin Bilgi, Ahmet Say, Tevfik Çavdar gibi önemli insanları kayda geçirdim. Amacım bazı değerlerimizi kayda geçmek ve kitlelere ulaştırmaktı.
12 Eylül Hapishanelerinden söz ettiniz. Sahi kendinizden söz eder misiniz biraz…
Önce en son kitabım bundan iki ay önce yayınlandı: Edebiyatta Doğu’ya Dönmek. Bir öykü yazarıyım ama eleştirmen yanımın da etkili olduğu söylenir. Evet, 20-22 ve 28-29 yaşlarım hapislerde geçti… Öğrenciyken “Generallerin sonu Şah ve Somoza gibi olacak” başlıklı bildiriler basıp dağıttım. Ben tescilli bir aydınım yani. 12 Eylül faşizmine karşı yazı yazarak ve bunu dağıtarak karşı koymuş birisiyim. Sözde değil mahkeme kararıyla tescilli. Yedek subay maaşını aldığı halde beni askerde kantine verdiler sakıncalı olarak diye övünenler gibi değilim. Cezam Yargıtay’da kesinleştiği ve devlet memuru olamadığım için askerliğimi de 18 buçuk ay er olarak yapmak zorunda kaldım. Yani bir hayat gitti. 32 yaşında yara bere içinde Ankara’ya askerden döndüm ama hayat akıp gitmişti. Ruhum da paramparçaydı… Bu başka bir konu; fazla deşmeyelim. Bambaşka bir hayatım olacaktı. Yıllar sonra mahkeme kararıyla alabildim pasaportumu. Çok geçti.
Kitaplarınız ve ödüllerinizden söz edebilir misiniz?
1987’de Akademi Kitabevi Öykü Birincilik Ödülü aldım. 2012 yılında Homeros Edebiyat Ödülleri Tarık Dursun K. Öykü Ödülü Birinciliği ve Dil Derneği 2016 Onur Ödülü sahibiyim.
Öykü kitaplarım: Üçlü Kavşak, Kadın ve Boğa, Genç Kyros’un Yazgısı, Nizamülmülk’ün Öldürülüşü, Alçaklık Öyküleri, Ayışığında Kargıdalı Tarlasında
Eleştiri kitaplarım: Kertenkeleler ve Edebiyat, Büyük Yapıtlar Küçük Yapıtlar, Edebiyatta Doğu’ya Dönmek
Şimdi ne yapıyorsunuz? Yazarın tezgahı boş olmaz…
Sabahattin Eyüboğlu’nu tek kişilik oyun olarak sahneye koymak için oyun yazıyorum. İnternet dergisi gercekedebiyat.com’u yönetiyorum. Bolca kitap okuyorum film izliyorum. Korona günlerinde ne yapılabilir başka…