Eğitimde büyük sorun “eşitsizlik”

Özel öğretimin eğitimdeki payı artıyor. Eğitimde eşitsizlik büyüyor

Eğitim Reformu Girişiminin (ERG), Eğitim İzleme Raporunda eğitimde süren eşitsizliklere, dezavantajlı çocuk gruplarının deneyimlerine ve özel öğretimin payındaki artışa dikkat çekildi

Eğitim Reformu Girişiminin (ERG), Eğitim İzleme Raporunda eğitimde süren eşitsizliklere, dezavantajlı çocuk gruplarının deneyimlerine ve özel öğretimin payındaki artışa dikkat çekildi.
ERG’nin 2008’den bu yana her yıl hazırladığı Eğitim İzleme Raporunun 9.’su, ERG Gözlemevi Direktörü Işık Tüzün ve ERG Politika Analisti Yeliz Düşkün’ün katıldığı basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.
Raporda eğitimde süren eşitsizliklere, dezavantajlı çocuk gruplarının deneyimlerine ve özel öğretimin payındaki artışa dikkat çekilirken, eğitimde kamu harcamaları, öğrencilerin farklı okul ve program türlerine dağılımı, eğitimin niteliğine ilişkin göstergeler ve öğretmenlerle ilgili gelişmeler ele alınıyor.
Gelişmeleri ve mevcut durumu kurumsal kapasite, erişim ve nitelik ana eksenlerinde değerlendiren rapor, ERG içinden ve dışından uzmanlarca hazırlanan 5 arka plan raporuna ve ek incelemelere dayanarak hazırlandı.
Raporun ön sözünü “Kadınların Eğitimi ve Bilim Eğitimi” başlığı altında, akademik çalışmalarını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), David H. Koch Kanser Araştırma Merkezinde sürdüren Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyesi Dr. Canan Dağdeviren, son sözünü ise “Suriyeli Çocukların Eğitimi” temasında, Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan kaleme aldı.
Işık Tüzün, Eğitim İzleme Raporu ve benzer çalışmaların politika yapım süreçleri için önemine değindiği konuşmasında, Eylül 2015’te yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı 2015-2019 Stratejik Planı’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Güncel planın bir önceki stratejik plana göre daha bütüncül bir kurguya sahip olduğunu belirten Tüzün, şunları söyledi:
“Plandaki performans göstergelerinin ve izleme değerlendirme yaklaşımının geliştirilmesi, artırılması ve iyileştirilmesi gerekiyor. Örneğin, stratejilerde dezavantajlı gruplara öncelik verildiğini görüyoruz ama bunlara karşılık gelen, bunlara ilişkin gelişmeyi izlemeyi sağlayacak göstergeler eksik. Ayrıca, kurumsal kapasiteye ilişkin hedeflerde çoğulculuk, saydamlık, hesap verebilirlik gibi iyi yönetişim ilkelerine atıfta bulunuluyor. Özellikle veri ve bilgi üretimi ile bunların kamuoyuyla paylaşılmasına ilişkin stratejiler çok önemli. Bu stratejiler henüz yaşama geçmiş değil, geçtiğimiz senelerde dile getirdiğimiz veri paylaşımına ilişkin sorunların bu yıl da devam ettiğini gözlemledik. Dahası, MEB’in tarafsız bir konumu olmalı ve devamsızlık, ikili eğitim gibi konulardaki verileri benzer çalışmalar yapan tüm kurumlarla paylaşmalı.”
Düşkün ise okul öncesi eğitimde ve ortaöğretimde bölgeler ve iller arasında eşitsizliklerin sürdüğünü, orta öğretimde cinsiyet temelli farkların da belirgin olduğunu anlattı.
450 bin Suriyeli öğrenci var
Yeliz Düşkün, Orta Vadeli Programın, 2017-2019’da okul öncesi eğitimin kademeli olarak zorunlu hale getirilmesinin öngörülmesinin, iller ve bölgeler arasındaki eşitsizlikleri azaltma adına olumlu bir gelişme olduğunu söyleyerek raporda öne çıkan bulgular ışığında şu önerilerde bulundu:
“Yürütülen çalışmalara karşın özel gereksinimli öğrencilerin eğitime erişimi istenen düzeyde sağlanamıyor, özellikle de okul öncesi eğitime ve ortaöğretime erişimleri sınırlı kalıyor.
2016-17 eğitim-öğretim yılında okula kayıtlı Suriyeli öğrenci sayısının 450 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu artış ve erişim odaklı çabalar çok önemli olmakla birlikte, okulların ve eğitimcilerin bu çocuklara daha iyi hizmet vermek için daha donanımlı hale gelmesi ve okula devamın izlenmesi ile okulu terkin önlenmesine yönelik müdahaleler geliştirilmesi gerekiyor.”
“Özel okullardaki öğrenci sayısı yüzde 20,4’e ulaştı”
Rapora göre, tüm kademelerde özel okullara devam eden öğrencilerin payı artmaya devam ediyor. Öğrenci sayısı bakımından özel öğretimin payı okul öncesinde yüzde 15,9’a, ilkokulda yüzde 4,3’e, ortaokulda yüzde 5,7’ye, genel ortaöğretimde yüzde 20,4’e ulaştı.
Raporda, genel ortaöğretim okullarının sayısının son bir yılda 3 bin 954’ten 5 bin 310’e yükseldiğini ve bu artışın büyük ölçüde dershanelerin dönüşümüyle kurulan temel liselerden kaynaklandığı belirtildi.
Raporda ayrıca, ortaöğretim öğrencilerinin farklı program türlerine göre dağılımında özel okulların payının sadece bir yılda yüzde 3,9’dan yüzde 8,7’ye çıktığı, imam-hatip liselerinin yüzde13’lük payını koruduğu ve genel eğitim veren Anadolu liselerinin payının artmaya devam ettiği belirtildi.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi Güneydoğu Anadolu ve İstanbul ilk ve ortaöğretimde en kalabalık sınıflara sahip olduğu ifade edildi.
 Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi
2019 itibarıyla ikili öğretimin sona erdirilmesi hedefinin, okullardaki beslenme, dinlenme ve sosyal etkinlik olanaklarını iyileştirmek için önemli bir fırsat olduğu kaydedilen raporda, tam gün eğitime geçişte derslik yapımının yanı sıra bu alanlardaki ihtiyaçları da dikkate alan yatırımlar gerektiği ifade edildi.
Raporda, şu görüşler dile getirildi:
“MEB’in ilk atamalarda Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu bölgelerine öncelik vermesi öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında bölgesel farkların kapanması için önemli ancak yetersiz kalıyor. İlk atamaların alanlara göre dağılımında sınıf öğretmenliği, İngilizce ve din kültürü ve ahlak bilgisi ilk sıralarda yer alıyor. Önleyici çalışmalar ve risk altındaki çocuklar açısından fark yaratma potansiyeli olan rehberlik alanına yapılan atamaların sınırlı kaldığı görülüyor. Eğitim hizmetlerinin toplumsal cinsiyete duyarlı biçimde sunulmasını amaçlayan Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi, eğitimin niteliği için önemli bir adımdır. Yapılan çalışmaların pilot iller ve okullarla sınırlı kalmaması için projede mevzuata, politikalara ve ders kitaplarına ilişkin geliştirilen önerilerin yaşama geçmesi büyük önem taşıyor. 2015-16’da ilk defa uygulanan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi içeriklerinde masallar aracılığıyla değer öğretimine odaklanılması, bireyden başlayan bir anlatım yerine biz olma düşüncesinin egemen olması ve güncel sorunların ele alınmaması dersin potansiyelini zayıflatıyor. Farklı inançlara sahip bireylerin birlikte karşılıklı anlayış ve saygı temelinde yaşamasına katkıda bulunacak bir modele ihtiyaç sürüyor. Kamu kaynaklarıyla yapılan eğitim harcamaları artıyor, ancak yatırım harcamaları hala istenen düzeyde değil ve öğrenci başına eğitim harcamasında Türkiye OECD ortalamasının çok altında.”