Erhan Us’un kavramsal eserlerle açtığı sergi; “Entelektüel Ölüm”

Kavramsal protest sanatçı ve yazar Erhan Us

Kavramsal protest sanatçı ve yazar Erhan Us’un 10’uncu kişisel sergisi “Entelektüel Ölüm” isimli sergisi Mira Koldaş Art Gallery’de sanat izleyicilerinin beğenisine sunuldu. 25 Şubat Perşembe gününe kadar ziyarete açık olacak serginin küratörlüğünü Gökçe Oruç üstleniyor

NAZ AKMAN/ANKARA – Kavramsal protest sanatçı ve yazar Erhan Us’un “Entelektüel Ölüm” isimli sergisi Mira Koldaş Art Gallery’de sanat izleyicilerinin beğenisine sunuldu. Us’un 10’uncu kişisel sergisinin küratörlüğünü Gökçe Oruç üstleniyor. 25 Şubat Perşembe gününe kadar ziyarete açık olacak sergi, Covid-19 virüs salgını nedeniyle randevu alınarak izlenilebilecek. Us’un post-gerçeklik, popülizm, kimlik siyaseti/toplumun aptallaştırılması, eğitim sistemlerinin çöküşü doğrultusunda toplumun sorgulayıcı fonksiyonlarının azalarak tektipleşmesi sonucu entelektüel varlığını kaybetmesi gibi konuları merkezine alıyor. Us’un eserleri geçtiğimiz yıllarda beş kıta, 26 ülkede sergilenmiş, Türkiye’de ilk defa izleyici ile buluşarak, oldukça sert yerleştirme ve resimlerden oluşuyor. Us ile sergiye ilişkin söyleştik.
Us’un eserleri 25’i aşkın ülkede sanatseverlerle buluştu
Bugüne kadar sivil toplum başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve “En İyi Dijital Ajans” ödüllerine layık görüldü. Eserleri, 25’i aşkın ülkede sanatseverlerle buluştu. İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri’nde Sosyoloji ve Felsefe çalışmalarına devam eden Us’un 2018’de yayımlanan, “Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine” kitabının yanı sıra Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD) ve Anadolu Görsel Sanatlar Derneği (AGSAD) üyeliği bulunuyor.
Türkiye’de kavramsal eserlerinin 39, yurtdışında 102 kez sergilendiğini ve 2020 yılında, toplam 26 ülkede eserlerinin sanat izleyicilerinin beğenisine sunulduğunu söyleyen Us, kavramsal eserlerle yapılan sergilerin daha iddialı olduğunu söyledi. Us sergi hakkındaki değerlendirmesinde, “Covid-19 virüs salgını dolayısıyla randevu ile ziyaret sebebiyle daha nezih ve etkileşime daha açık bir sergi ortamı yaşadık. Ülkemizde sanatın satılabilirliğinin eserleri ve sergileri nasıl domine ettiği düşünüldüğünde kavramsal eserlerle yapılan sergiler şüphesiz daha iddialı. İzleyicinin, koleksiyonerin, akademinin, galerilerin bu konudaki kolaycılığını kırmak ve eserlerin sadece fikirlerle var olması anlamında kavramsalın benim için de önemi ayrı. Estetik, dekorasyon derdi olmayan, bazen hızlı anlaşılan, bazen daha derin düşünceye mecbur bırakan eserler bunlar. İstatistikleri de çok şey söylüyor; Türkiye’de kavramsal eserlerim 39, yurtdışında 102 kez sergilendi 2020 yılında, toplam 26 ülkede. Gündelik nesnelerin sanatta kullanımını hala dirençle karşılayan ülke genelinde ciddi bir izleyici kitlesi var” dedi.
“Amaç farkındalık, direniş ve fikirler”
Sergiyi gezenlerin önyargılarını kırdığını ifade eden Us, “Önyargılarla dahî sergimi gezenlerin sergi sonunda önyargılarının kırıldığını görmeyi seviyorum. Bu noktada sergi manifestosuna ek olarak eser künyelerinde bulunan detaylar da büyük öneme sahip. Elbette kişi kendi odaklandığı başlıkları eserde okumayı seviyor, elbette sanat tarihinden göndermelerin okunması hoşuma gidiyor. Ancak sergi bütününe ve diğer eserlerime baktığınızda Sokratik yöntem ile basit bir sorgulama ve mantığını kullanmayı bilen herhangi izleyicinin eserleri anlayabilmesi büyük bir tatmin yaratıyor. Zira amaç farkındalık, direniş ve fikirler.
Estetik Post-Modernizm’den nasibini devrimsellik bazında alırken, Modernizm’in yüksek amaçlarından hala beslenebilir, beslenmelidir. Özellikle Post-Gerçeklik’in en büyük tehlike olup, politik doğruculuğu kuzu postunda bir kurt olarak sahneye çıkardığını gördüğünüzde” diye konuştu.
“Ben bu devrin tanığıyım”
Us serginin manifestosuna ilişkin, “Doğdun. O düaliteli kutuplarda büyüdün hep. Yüklenmiş roller, yapmacık arkadaşlıklarla, birilerine yaptırdın ödevlerini, okuldan eve, evden işe, bir artı değer üretmeden geçti yılların. Kulaktan dolma birikiminle tartışırken Post-Truth çağında, farkında olmadın farkında olmayışlarının. Alet olduğun popülizmin ve cehaletin ve kimlik siyasetinin. Ben bu devrin tanığıyım. Hep gündüz kuşağı izledin zaten, hazırlanıp çıktın eğlenmeye, kısmet dedin sorumsuzluktan gelen, nedensellik kıskacında bütün sorunlarına. Ve ‘tatlı’ geleneklerle meşrulaştırdın şiddeti. Sıkıldın, o new age saçmalıklarla dolu kitapları okurken bile, sıkıldın. Rekor kıran aptallıklara baktın Youtube’da, selfieni çekmen yarım saat sürdü, onaylanma arzusuyla. Ben bu devrin tanığıyım. Survivor izledin sonra, tanrından birkaç istek yapıp, uyudun dogmalarınla. Yani yaşadın sorgulamadan ve öldün. Bilginin ulaşılabilirliğinin, ulaşıldığı anlamına gelmediği bir çağın alacakaranlığına” sözlerine yer verdi.