Erol Ünal Karabıyık: “Kurduğum takım, ben federasyon başkanıyken küme düştü; tarafsızlık bu…”

Taner DEDEOĞLU – Her genç kadar sporla ilgilendi, ileri yaşlarda kulüp yöneticisi olarak girdiği spor dünyamızda Federasyon Başkanlığına kadar yükseldi, önemli katkılar sağladı. Her genç kadar şiir, öykü yazdı, müzikle ilgilendi, üç bestesi, TRT repertuarı ve albümlerde yer aldı. Yayınevinde ilk defa yerli yazar ve uzmanlarla özgün çocuk yayınları çıkarttı. Hayata polis olarak atılan, federasyon başkanlığı sırasında Türk Voleyboluna birçok ilki yaşatan, Yayıncı, Sürekli Sarı Basın Kartı sahibi Erol Ünal Karabıyık ile Zaman Tüneline giriyoruz.   Şebinkarahisar’ın Biroğul mahallesinden Bünyamin Karabıyık, Karaağaç köyünden Medine Hanım ile yaşamını birleştirir. Çiftin ikinci çocuğu, yayın ve spor dünyamızın önemli ismi Erol Ünal Karabıyık da 1955 yılında Karaağaç köyünde dünyaya gelir.

Karabıyık çocukluğunu şöyle anlatıyor:   “Önce isim konusunu aydınlatalım. Babam evlendikten sonra yeni bir yaşam kurmak için İstanbul’da çeşitli işlerde çalışırken, doğduğum haberini alınca, ‘Adını Erol koyun.’ diye telgraf çekiyor. Beni nüfusa kaydettirmek için kasabaya, Şebinkarahisar’a giden dedem de nedense adımı ‘Ünal’ olarak kaydettiriyor. Uzun süre aile içinde Erol, okullarda dolayısıyla da çalışma hayatımda adım Ünal olarak sürdü, sonradan yasal yollarla babamın isteğini de yerine getirdim. Askerliğini inzibat olarak yapanlara polis olma imkânı doğuyor, babam da bu hakkını kullanıyor. Etiler Polis Okulundaki kısa bir eğitimden sonra ilk görev yeri İzmit ardından Karamürsel ve ben Malatya’da ilkokula başladım, ilkokulu Malatya’da, ortaokulu Hatay ve Eskişehir’de okudum. Çocukluğum emniyet teşkilatında geçtiği için bir etkilenme var mutlaka ama babam da ‘oğlum emniyet müdürü olsun’ isterdi…    1972 yılında Ankara Polis Kolejini, 1975 yılında da Polis Akademisini bitirdim. İlk görev yerim Bursa oldu. Tıp Fakültesi sınavını kazandığım için, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığına atandım. Çok idealist yetiştirildik biz,  herhangi bir siyasi yapının değil devletin polisi olmak üzere yetiştirildik… Gördüğümüz çarpıklıkları eleştirdik, bir takım olaylara verdiğim tepki sonunda Ankara Emniyet Müdürlüğüne atandım ardından da son görev yerim olan Mardin’e gönderildim. 1978 yılında istifa ettim, bizi devlet okuttuğu için, borcumuz varmış; o parayı da ödedim ve teşkilattan ayrıldım.” YAYINCILĞA İLGİSİ VAR   Erol Ünal Karabıyık, Komiser Yardımcısı olarak mesleğe başladığı zaman, 1976 yılında mutlu bir yuva kurmuş. Dayısı ünlü Eğitimci Hüseyin Hüsnü Tekışık’ın kızı Işıl Hanımla yaşamını birleştirmiş, oğlu Üner de Mardin’e atandığı dönemde dünyaya gelmiştir.

Karabıyık hayatını yeniden yapılandırdığı bu dönemi de şöyle anlatıyor:   “Dayım ve kayınpederim Hüseyin Hüsnü Tekışık o dönemde İlk Öğretim Müfettişi fakat eğitim yayıncılığında da faaliyetleri var. Yayınevi ve matbaa olarak çok gelişmiş bir sistem olmasa da bir alt yapı var, birlikte çalışalım, dedi; kabul ettim.   Ortaokul yıllarında çok okurdum, şiir, öykü denemelerim de vardı, sevdiğim ilgi duyduğum bir alandı.   Bana polislikten aldığım maaşı verin bana yeter dedim, öylece başladık. ‘Çağdaş Eğitim’ isimli bir dergi çıkarttık, sorumlu Yazı İşleri Müdürü bendim, ‘Yorum Sizin’ başlıklı bir de köşem vardı.   Erol ve Ünal’ın ilk hecelerinden oluşan aynı zamanda oğlumun da adı olan Üner Yayıncılık 1979 yılında kuruldu. Askerliğim sonrasında yayıncılıkta düşündüklerimi açıkladım,  bazı yeniliklerden söz ettim, aile sadece ders kitaplarında kalmayı tercih etti, ben kendi firmamda düşündüklerimi yapmaya başladım.   Çocuk yayınlarında klasikler ve çeviri kitaplar vardı, özgün eser yoktu. Gülten Dayıoğlu, ile okul öncesi çocuklara yönelik ‘Ece ve Yüce’ isimli bir dizi hazırladık, resimledik. Ruhsar Belen ile de benzeri bir çalışma yaptık. Çocuk Gelişim Uzmanları ve yerli yazarlarla hazırladığımız yerli kitaplar dikkat çekti, büyük satışlara ulaştık. Biz Ünite Dergilerini de birinci hamur kâğıda bastık, yıllar sonra girdiğim ilk ders kitabı, sanıyorum ikinci sınıf için Hayat Bilgisi kitabını da ben kendiliğimden birinci hamura basmıştım. Bu, ders kitabı ve ünite dergilerinde bir ilkti…   1984 yılında Tekışık Yayınları ile tamamen ayrıldık, Üner yayıncılık olarak sektörde yerimizi aldık.” HOBİLERİ SPOR VE MÜZİK   Her genç kadar spor yapan, herkes kadar müzikle ilgilenen Erol Ünal Karabıyık’ın bu iki dalda da önemli işlerde imzası var, ‘bestekârlığa’ kadar uzanan müzik öyküsü de şöyle:   “Müzik eğitimi falan almadım, yatkınlığım var. Türk Müziğinin önemli isimleri ile yakın arkadaşlıklarım, dostluklarım oldu. Mustafa Erses, Selahattin Altınbaş, Saim Konakçı… Halk müziğinde Mehmet Özbek, Abdurrahman Kızılay, Enver Demirbağ, Ömer Şan, Arif Sağ, Hüsamettin Subaşı…   Sazlı sözlü sohbetlerimizden çok yararlandım, doğal olarak müzikle ilgim de farklı gelişti. Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Gençliğime Doymadan’ ve Nadide Buluç’un ‘Sevgim İçin’ ile ‘Gülmek Yaraşır Sana’ adlı şiirlerini besteledim, Mustafa Erses de notaya aldı. Bu eserler TRT Repertuarına girdi ve Ayşegül Durukan albümüne aldı. Burada şunu da açıklayalım, müzik piyasasında albüm çıkartmanın güçlükleri olduğunu bildiğimden, inandığım, Ayşegül Durukan, Nurullah Akçayır, Züheyir Yardımcı gibi sanatçı arkadaşlarımın da albümlerini Üner Yapım etiketiyle çıkarttık.   Bir de spor salonlarında seyircinin seslendirdiği Voleybol Marşı vardı, sözleri benim bestesi de Umut Özbek’in. Biz bu marşı çok çalıyorduk, bizden sonra gelenler kaldırdı, beni hatırlatıyor diye sanıyorum ama yerine de bir şey koymadılar.” VOLEYBOLDA DÜNYA ŞAMPİYONLUĞU   Erol Ünal Karabıyık hiç beklemediği bir anda girdiği Voleybol Federasyonu Başkanlığı dönemini de şöyle anlatıyor:   “Polis Kolejinden başlayarak hep spor yaptım, voleybol da vardı ama futbol ağırlıklıydı. Çalışma hayatına geçince de spor, amatör bir zevk olarak kaldı. Sayın Ünal Erkan Ağabeyim ile farklı bir dostluğumuz vardır. Benim amirim olmuştur ama daha önemlisi ağabeyim, aile dostumdur.    Ünal Ağabey 1980’de Ankara Emniyet Müdürü olduğunda ‘dışarıda durmak yok’ diyerek beni ‘spor yöneticiliğine’ çağırdı. 1990 yılında Emniyet Genel Müdürü olduğu zaman da Emniyet Spor Kulübünde yönetici olarak görev almamı istedi.. Dah sonra merhum Taner Arda ‘Polis Koleji’ne olan borcunu ödeme zamanı’ diyerek ‘Polis Akademisi ve Koleji Spor Kulübü’nü kurmamı istedi. 1996 yılında kurduk, beni başkan yaptılar, kısa zamanda 18 dalda iki bine yakın sporcusu olan bir kulüp olduk. Pek çok dalda birinci lige kadar çıktık, örneğin Erkek Voleybol Takımımız birinci ligde oynuyordu. KARABIYIK KÜRSÜDE   2005 yılı Aralık ayında Voleybol Federasyonunun kongresinde, kulüp başkanı olarak delegeyim. Yönetim ile delegeler arasında sıkıntılı bir durum var, çeşitli iddialar ortaya atılıyor, sert tartışmalar oluyor, yönetim ibra edilemeyecek gibi. Ortalık karışık, çıkıp bir konuşma yapmak gereğini duydum. Kürsüye çıktım, önce divan başkanından bir ara vererek ortamı sakinleştirmesi, yönetimin de talepleri dikkate alarak uzlaşmalarını öneren bir konuşma yaptım.   Benim söylediklerim olmadı, Genel Kurul, ibra etmediği için de yönetim düştü. Bu tatsız olaydan delegenin aklında sadece benim uzlaşmadan yana konuşmam kalmış ki, bir anda ‘sen aday ol’ demeye başladılar.   Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin benimle ayrı ayrı görüştü. Ben iş adamı olduğumu, zaten bir kulüp başkanlığını da yürüttüğümü, zamanımın olmadığını söyledim. Mehmet Ali Şahin bana ‘Adaylık için birçok kişi bizi devreye sokup desteğimizi isterken biz sana öneriyoruz sen kabul etmiyorsun.’ dedi, bu kadar ısrara dayanamadım 2006 yılı Şubat ayındaki Genel Kurulda aday oldum.  Başkanlık öyle kolay da gelmedi, eski başkanla birlikte iki kişi daha adaydı, çetin bir seçim dönemi geçirdik, çoğunluğun oyu ile seçildim.   Hayatımda bir şeye evet dedikten sonra kendimi mahvedercesine çalışırım. İşi, eşim Işıl, oğullarım Üner ve Evren üstlendi. Ben işi unuttum, yedi yılda iş yerime en fazla beş defa uğramışımdır, eve de ancak geç saatlerde gidebildim.” BİZ ÖRNEK OLDUK   Erol Ünal Karabıyık, Voleybol Federasyonu Başkanlığı döneminde yapılan modern tesisler ile örnek olduklarını söylüyor.

Karabıyık, “Eskiden yurt dışına gidince, biz fotoğraflar çekerdik, bizim yaptığımız tesislerin fotoğrafını çeken İtalyan, Rus spor adamlarını görmek benim için en büyük mutluluk oldu.” diyerek şöyle konuşuyor:   “2006-2012 yılları arasında yürüttüğüm Voleybol Federasyonu Başkanlığımda idari, mali yapılanma, tesisleşme, eğitim, altyapı ve sportif alanda reformlar yaptık. Yirmiye yakın uluslararası standartta tesis yaptık, kamp amaçlı Voley Otel zinciri ve spor federasyonları açısından bir ilk olan TVF Spor Lisesini kurduk. Birçok ilki yaşadığımız bu proje sonunda; Yıldız Bayan Voleybol Takımı Avrupa ve Dünya Şampiyonu, Yıldız Erkek Voleybol Takımı Avrupa Olimpik Oyunları, Genç Bayanlar Avrupa Şampiyonu oldular. Ülkemiz takım sporlarında elemeleri geçen ilk branşı voleybol oldu. A bayan milli takımımız 2012 Londra Olimpiyatlarına katıdı.   GSGM’den geçici görevle gelen birkaç memurla yürütülen Federasyonda, uzman, profesyonel onlarca insan çalışır oldu.    Federasyon olarak, devletten rutin bütçe dışında, her federasyona verilenden farklı bir ödenek almadık ama sponsorluğu çalıştırdık. Her hafta birinci, ikinci ve üçüncü lig maçlarımızı televizyondan naklen yayınlattık-ki 3. liglerden televizyon yayını futbolda bile yok- bu yayınlar gençlerde voleybol sevgisini artırdı, sponsorların ilgisini çekti. Bu ilgi de bize mali güç kattı.    Bütün bu işleri yaptıktan sonra 20 milyon liraya yakın bir nakti değerle başkanlığı bıraktım.   Benim her zaman dik durduğum bilinir, zamanın bakanı Suat Kılıç’la anlaşamadık,  gergin bir ortamda Genel Kurula gittik, 280 delegeden 116’sı beni aday gösterdiği halde sandıktan 116 oy çıkmadı! Yedi yıl sonra işimin başına döndüm, pek çok gazete, dernek ve üniversite tarafından layık görüldüğüm yılın spor adamı ödüllerimi de raflara dizdim.”   Erol Ünal Karabıyık’ın sporda tarafsızlık tarifi de şöyle:   “Fenerbahçeliler beni Galatasaraylı olarak anlatır ama ben Beşiktaşlıyım, hem de ailecek Beşiktaşlıyız… Bunu da hiç gizlemedim, iş yerimizde, evimizde siyah-beyaz renkler ve kartal görüntülerimiz vardır. Hem bir kulübün üyesi, hatta kurucu başkanı hem de federasyon başkanı olunabilir mi? denilebilir; bence olunur… Federasyon Başkanı iken Beşiktaş Erkek Voleybol Takımı küme düştü. Kurucusu ve yıllarca başkanlığını yaptığım Polis Akademisi ve Koleji Spor Kulübü voleybol takımı da küme düştü, ikisi de bir yıl çıkamadı, bence tarafsızlık bu.”