Evet anayasa değişmelidir ama uzlaşmaya…

Bugün Türkiye sorunlarının arasına dahil edilen başlıca konulardan biri de Anayasa değişikliği…

Ülkenin, askeri ve sivil darbelerin ürünü olmayan yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu noktasında herkes hemfikir.

Evet, artık bu bedene dar gelen bu Anayasa, yerini eni bir Anayasa’ya bırakmalıdır: Hiç kimsenin buna itirazı olmaz. Ancak 78 milyonu kucaklayan bir Anayasa‘nın, temel hedef alınması gerektiğini vurgulamakta da yarar görüyorum.

Dayatmacayla yapılması düşüncelerinin ortaya atılması ihtimali bile, toplumda endişe yaratıyor. İlle de benim dediğim türünden bir Anayasa, milletin istediği Anayasa olamaz.

Bir parti tekelinde hazırlanacak ve uyuşmazlıklar içeren bir Anayasa modeli, çok ciddi sorunların kaynağı da olabilir. Kaldı ki böyle bir ihtimal, ulusal Anayasa değil, partisel Anayasa sonucunu doğurur.

O nedenle hislerin değil, şuurun ön plana çıktığı, bir tutuma ihtiyacımız var. Uzlaşma olmadan farklı düşünceleri kaale almadan bir Anayasa yapmak, karanlıkta göz kırpmaktan başka bir anlam taşımaz.

Kaldı ki, yeni Anayasa yapmayı aceleye getirmenin de manası yok. Toplumun geleceğini tayin eden ve devletin özü diyebileceğimiz bu hukuk belgesi üzerinde mutabakat sağlanamadığı takdirde, ciddi sıkıntılar yaşanması da kaçınılmaz olur.

Şunu da hatırlatmakta yarar var; ayrıntılara yer veren bir Anayasa modelinin kalıcılık şansı yok gibidir. Bu bağlamda Anayasa, mutlaka kısa olmalı, temel hükümleri içermelidir.

Anayasa, devlet ve toplum ilişkilerinde ana köprüdür. Bu köprünün ayakları da sağlam olmalıdır.

Bir önemli husus da, Anayasa’nın “Değiştirilemeyecek hükümler” başlığını taşıyan 4. maddesi, Anayasa’nın 1. Maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu, 2 maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümlerinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğinin vurgulanmasıdır.

Sözü edilen ilk üç maddeyi burada aynen belirtelim.

“Devletin Şekli

Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Cumhuriyetin nitelikleri

Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti.

Madde 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz al yıldızlı, al bayraktır.

Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.”

Şimdi soralım; Türkiye Devletinin Cumhuriyet oluşundan rahatsız olan mı var?

Cumhuriyetin niteliklerine kimse itiraz edebilir mi? Ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünden daha tabii ne olabilir ki?

Anayasa’nın 4. Maddesiyle pekiştirilen bu ilk üç madde, aslında Türkiye’nin özüdür. Devletin varlık nedenidir. Geleceğimizin teminatı, rejimin çimentosudur. Onun için değiştirilmeyeceği ve değiştirilmesinin teklif dahi edilmeyeceği hükme bağlanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, güçlü, kudretli ve görkemli bir siyasi yapıyla mücehhez hale getirilmiştir.

Yeni Anayasa yolunda olanlar bu gerçeği görmezden gelemezler. Bunları yok sayamazlar. Aksini düşünmek bile abestir.

Şunu da özellikle vurgulamak gerekiyor. Yeni Anayasa’nın gerçekleşmesi için 367 oyun sağlanabilmesi neredeyse imkânsız. Zira iktidarın dışındaki partilerin bu yönde bir eğilimleri yok. Açık açık da, AKP’nin getireceği ve Başkanlık sisteminin üzerine oturtulan bir Anayasa düzenlemesine karşı olduklarını özellikle belirtiyorlar.

Referanduma götürmek için de 330 oyun sağlanabilmesi de şüpheli. Bu konuda AKP içinde de fireler olabileceği ihtimalini dışlamak gözden uzak tutulamaz.

İş, dönüp dolaşıp uzlaşmaya geliyor. Bu fasit daire nasıl çözülecek? Asıl sorun bu… Muhalefetin davranışı, inşallah 1 Haziran 2015 seçim sonrasına benzemez.