Farabi Sokağı’nın farklı yüzleri

Son yıllarda merkez yerine sokak aralarında açılan butik mekânlar, endüstriyel olanın biraz daha dışına çıkmak ve daha samimi bir ortamda vakit gerirmek isteyenlerin ilk tercihleri arasında yer alıyor. “Denizi Ankara’ya getirmek istedik” diyen Farabi Sokata’ki “Meze Şehri”nin işletmecilerinden Gizem İbikcam ve sokağın sonundaki “Mean” kahve dükkânının ortaklarından Emin Serkir, hem konuklarıyla olan iletişimleri, hem de sundukları enfes tatlarla bu talepleri karşılıyor

RÖPORTAJ (SULTAN YAVUZ) ANKARA – Son aylarda Ankara Farabi Sokak’ta açılan iki butik mekân, sokağın çehresini değiştirerek meraklıları için özel tatlar sunuyor. Bunlardan biri, her gün birbirinden lezzetli yirmiye yakın mezeyi konuklarına sunan “Meze Şehri”; diğeri ise sokağın sonunda yer alan ve içindeki her şeyin işletmecileri tarafından yapıldığı, özgün tasarımıyla dikkat çeken “Mean” kahve dükkânı…
Farabi Sokak’ta yürürken, dışarıya Yunan ezgilerinin taştığı, renkli masa ve sandalyeleriyle dikkat çeken “Meze Şehri”ni görüyorum. Daha çok yazlık mekânlarda görmeye alışkın olduğumuz bu konsept, şehirde hiç de sırıtmıyor. Bu şirin mekânın, en az kendisi kadar sevimli olan işletmeci çifti Gizem ve Yiğit İbikcam, bir buçuk aydır çalıştırdıkları mekânı bir ev kadar samimi kılmışlar.
20 yıl kadar Kıbrıs’tan Marmaris’e, İzmir’den İstanbul’a kadar pek çok yerde turzim ve otelcilik alanında çalışan çift, sonunda Ankara’ya demir atmaya karar vermiş. Hataylı olduklarını söyleyen Gizem İbikcam, “Meze Şehri” için şunları söylüyor,
“Sadece meze yapıp satma fikri, tam da Hataylı oluşumuz üzerinden şekillendi diyebilirim. Biz hem yemek yapmayı hem de yemeyi severiz. Zeytinyağlılar zaten vazgeçilmezimiz, hatta gurme olduğumuzu söyleyebilliriz. Bir lezzet düşkünü olduğum için, gittiğim yerlerde buna çok dikkat ediyorum ve herkesin de lezzet peşinde olduğuna inanıyorum. Ankara’dan önce deniz kenarında yaşadığımız için ve Ankara’da deniz olmadığından, denizi Ankara’ya getirelim istedik. Böyle bir ihtiyaç varmış demek ki… Çünkü beklentilerimizin çok üzerinde bir taleple karşılaştık ve olumlu geri dönüşler aldık.”
İbikcam, “Meze taş gibi sertse, iyidir”
İbikcam, her gün yirmiye yakın meze çıkardıklarını ve Gaziosmanpaşa’daki imalathanelerinde çalışan altı elemanları ile birlikte çalıştıklarını aktarıyor. Meze konusundaki zengin çeşitliliği şöyle anlatıyor,
“Zeytinyağlı yaprak sarmamız, humusumuz, Çerkes tavuğumuz, ezmemiz, şakşukamız, favamız, mücverimiz, mercimek köftemiz, taze fasulyemiz, barbunyamız, semiz otumuz, közlenmiş patlıcanımız, yoğurtlu ve tahinli patlıcanımız, kabak… aklıma ilk gelen mezelerimiz. Bunun yanı sıra, günlük üç çeşitten oluşan öğle yemeği menümüz de var. Öğle yemeği ve çayımız 15 Lira. Konuklarımıza sunduğumuz tüm yemekler temiz, kaliteli ve cazip fiyatta. Evimizde neyi, nasıl yiyorsak burada da aynısını vermeye çalışıyoruz, malzeme kalitesinden ödün vermiyoruz.”
İbikcam, bir mezenin iyi olduğunu anlamanın yollarını da şu şekilde ifade ediyor, “Mezede püf noktası, onun taş gibi sert olması ve renginin koyu olmamasıdır. Örneğin bir humus ya da Çerkes tavuğu sert olmalıdır, cıvık olmaz, rengi de önemlidir. Bazı yerlerde humusa un konulduğuna şahit olabiliyorsunuz. Oysa biz limon suyunu dâhi tercih etmiyoruz.”
En sevdiği mezenin yaprak sarması olduğunu söyleyen ve hamile olduğu için tüm mezeleri canının çektiğini ifade eden İbikcam, mezeler için kullandığı malzemeleri günlük olarak seçtiğini ve tadına bakarak, kendi elleriyle hazırladığını sözlerine ekliyor. Gizem İbikcam, “Malzeme ve yağ kalitesi çok önemli ama elin lezzetini de unutmamak gerekir” diyor.
Mean: Kahve ve fazlası…
Farabi Sokak’ın sonunda yer alan kahve dükkânı “Mean”, her ayrıntısı işletmecileri Emin Serkir ve Serkan Akay’ın ellerinden çıkmış, aylarca süren bir emeğin vücut bulmuş hâlini yansıtıyor. El yapımı asimetrik masalar, duvarların tasarımı, görmeye alışkın olmadığımız ham dolaplar, özenle seçilmiş kitaplar ve Emin Serkir’in elinden çıkan eskitme saksılar göz dolduruyor. Dükkândaki her şeyin satın alınabilir oluşu ise ayrı bir dinamizm katıyor. Kahvecinin alt katında yer alan atölyede iki ortak, ilgi alanları olan ahşap ve seramik saksı yapımını istekleri ya da siparişler doğrultusunda hayata geçiriyorlar.
Mean’in ortaklarından Emin Serkir’le olan sohbetimizde, Serkir’in farklı deneyimlerden sonra böyle bir işletmeye yöneldiğini öğreniyorum. İzmirli olan Serkir, dokuz aydır Ankara’da olduğunu ve bu süreci, her şeyini kendi elleriyle yaptıkları mekânı hazırlamakla geçirdiklerini belirtiyor. İzmir’de bir meslek lisesinin elektronik bölümünde okurken, yaz aylarında aile dostlarının lokantasında çalışan Serkir, ustasının yönlendirmesiyle üniversiteyi kazanarak Eskişehir’de radyo televizyon bölümüne gitmiş. İlgi alanı çeşitliliği ve biraz da özgür ruhu nedeniyle eğitimini yarıda kesen Serkir, İzmir’e döndükten sonra yine aynı lokantada çalışmış. Kafe açma fikrinin özellikle Eskişehir’de gördüğü mekânlardan sonra geliştiğini kaydeden Serkir, askerlik yaparken tanıştığı arkadaşı Serkan Akay’la dostluğunu devam ettirmiş.
Serkir, askerlik dönüşü babasının yanında çalışmaya başlamış, babası saksı yaparken o da paketleme işini öğrenmiş ama zaman içinde elinin yatkınlığı, onu da saksı yapmaya yönlendirmiş. Daha sonra tiyatro ve kitapçılık alanlarına da giren Serkir, iş dolayısıyla Ankara’ya sıkça gelip giderken, arkadaşının ortaya attığı kafe fikrini benimsemiş.
Serkir, “Amacımız hem geri dönüşüm hem de ürettiklerimizi satmak”
Serkir, mekânı açarken aynı içerikteki pek çok işletmenin birbirine benzediğini ve bir farklılık arayışına girdiklerini belirtiyor. “Dükkândaki her şey satılıktır” düsturunu benimsediklerini ve bu ürünlerin de kendi el emekleri olduğunu anlatan Serkir, “Ustalara boyun eğmeyelim diyerek, ustanın yapacağı işi dokuz ayda tamamlayabildik ama içimize sindi” diyor.
Ortağı Serkan Akay’ın iç mimar olduğuna dikkat çeken Serkir, hem meslekleri hem de yaşam deneyimlerinin ikisinin de el işlerine yatkın oluşunu sağladığını ve ilgi alanı çeşitliliklerinin yönledirici olduğunu ifade ediyor. Serkir şunları söylüyor, “Mesela çocukken babamı gözlemlerken elinden her iş geliyor olması ve tüm tamirat işlerini yapabiliyor oluşu beni etkiliyordu. Yazları da farklı alanlarda çalıştığım için elim yatkın, ki Serkan’ın da öyle… İkimizin de çok çeşitli ilgi alanları olunca, her şeyi deniyoruz. ‘Metal de güzelmiş, ahşap da güzel, cam da güzel’ diye diye her şeyi üretir hale geldik. Kendi adıma pek çok alana girip çıkmamın ve farklı uğraşlara sahip olmamın sonucunu bu kafeyi açarken fark ettim.”
İnsanların genelde kahve içme kültürlerinin çalışma düzeniyle paralel gittiğine değinen Serkir, “Mesela keyif için kahve içen insan, genelde sütlü olanları tercih edebiliyor. Ama akşam 22.00’de gelip sert kahve alan kişi, muhtemelen çalışacaktır, dinç kalmaya ihtiyacı vardır ya da sabah 10.00’da Americano alan insan da ayılmak istediği için sert kahve tercih ediyordur” diyor.
Günde bir kaç bardak sert kahve tercih ettiğini söyleyen Emin Serkir, sosyal medyanın kahve kültürünü belirlemede etkiili olduğunu düşünüyor. Kahvenin, oksijen gibi bir zorunluluk olmadığının altını çizen Serkir, “Sabah yüzünüzü yıkayıp işinize gidebilirsiniz tabii ki ama mesela hafta sonları üzerinize çöken miskinlikten kurtulmak ve yapmanız gerekenleri yapacak enerjiye sahip olmak için bir bardak kahve, sizi kendinize getirebiliyor. Sabah enerji içeceği tercih edemeyeceğinize göre kahve iyi bir alternatif olabiliyor” diye ekliyor.
Farabi Sokak’ın kokusunu ve tadını değiştiren bu iki yeni mekân, işletmecilerinin samimi tavırlarıyla da şimdiden dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış.