Gayrimeşru…

Yusuf KANLI

Hazırlığını çoktan yaptı birisi. “Bu konuyu uzatacaklar” falan deyip, “mümkün olan en kısa zamanda” seçime gidilmesini kendisi istiyormuş çünkü mevcut durum en fazla onu rahatsız ediyormuş…
Anladınız… 26 Nisan günü cumhurbaşkanlığında son günü idi Mustafa Akıncı’nın. “Zaruret gereği” anayasa iğfal edilerek cumhurbaşkanlığı seçiminin ertelenmesi aşkına bir ahbap-çavuş pazarlığıyla “bir defadan bir şey olmaz” anlayışıyla hem seçim ötelendi hem de Akıncı’nın görev süresi uzatılmaya çalışıldı.
O gün de söylenildi, yazıldı, bugün de söyleniyor. 26 Nisan günü itibarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ıstırap ve yanlış uygulamalarla dolu görev süresi çok şükür doldu. Artık gitmeli. Tekrar seçilir ise, demokrasiye saygıdan bir beş yıl daha bu ıstıraba katlanmak zorunda olunacak, tamam. Ancak, makamın yasa dışı bir şekilde işgal edilmesine evet denilmesi mümkün değildir. Bir kez yasal açıdan “Zaruret istisnasını” kabul ettiğiniz zaman 1964’de aynı bahaneyle Kıbrıs anayasası ve kurucu anlaşmalara rağmen Kıbrıs Türklerini dışlayan ve sadece Rumlardan oluşan hükümetin Birleşmiş Milletler tarafından “Kıbrıs’ın meşru tek hükümeti” olarak kabulünü de meşru görmeniz lazım.
Yeniden Doğuş Partisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nim bir hukuk devleti olduğu inancıyla bu garabet durumu Yüksek Mahkemeye götürdü, Akıncı’nın görev süresinin uzatılması kararının iptalini talep etti. Umarım yürütmeyi durdurma imkanı da bulunur ve seçimler ötelendiği gibi 11 Ekim’de yapılmadan önce bu makam işgaline son verilebilme ihtimali doğar.
Zaruret ilkesi yürürlüğe girecekse bile ancak oluştuktan sonra uygulanır. Yani, Cumhurbaşkanlığına vekalet anayasada düzenlenmiş ise, makam boşaldığında gereği yerine getirilir. 45 günde seçim yapılamıyor ise, o zaman zaruret doğar, çözüm aranır. Makam boşalmadan, uygun şekilde vekalet ile doldurulmadan, vekalet süresinin sonuna gelmeden, yani boşalmayan makamı mevcudun süresini uzatarak doldurmak açıkça işgaldir. İşine geldiği için meclis çoğunluğu buna evet demişse açık şekilde gücün kötüye kullanılması, anayasa ihlali durumu vardır. Yapan ister en yakın dostum ister kardeşim olsun, durum budur.
“Mavi Vatan” okul müfredatına girmeli
Ulusal konuların konuşulması, savunulması bazı çevrelerde alerji yaratsa da gerek tarihini gerekse haklarını ve çıkarlarını bilmeyen, öğrenmeyen halklar kaybetmeye mahkumdurlar.
Yıllarca önce bir yazımda vurgulamıştım. Şehit Hüseyin Ruso ortaokulunun bahçesinde bir grup genç arkadaşla ayaküstü sohbette okullarına simi verilen yiğit Kıbrıs Türk öğretmen ve sporcusundan bihaber olmalarından çok üzüntü duymuştum. Ölümünden onca yıl sonra geçen yıl ebedi istirahatgahına taşınabilen Şehit Ruso ve diğer mücahit şehitlere saygısızlığa asla müsaade edilmemeli.
Bilmem biliyor musunuz, uzun zamandır KKTC eğitim bakanlığı orta ve lise öğrencilerine Barbarlık Müzesi ziyareti programlanmasına soğuk duruyor. Güya çocuklarımızı Rumlara karşı düşmanca duygularla yetiştirmemeliymişiz. Sevsinler sizi. Sorun bir Mehmet Ali Talat’a. Onun eğitim bakanlığında Kıbrıs Türk mücadele tarihi ders kitaplarından çıkarılmış, Türk tarihi kitabında birkaç sayfaya indirilmişti. O sayfalarda da bilgi falan yok, sadece yüzeysel izahatlar. Okuyan ne Rum mezalimini ne Kıbrıs Türk şanlı direnişini görebilir. Rusolar işte o kafayla unutturuldu. Peki Rumlar kendi kitaplarını değiştirdiler, düşmanca ifadeleri ayıkladılar mı? Ne münasebet… Onlar güya çözüm istiyor, ama her vesileyle Türk düşmanlığı bileniyor.
Haklarımıza, çıkarlarımıza ve elbette coğrafya ile tarihimize ve onlardan kaynaklanan haklarımıza sahip çıkmalıyız. Mavi Vatan diye bir kavramı son zamanlarda herhalde duymayan kalmadı. Birkaç dava adamının gayretleriyle Türkiye ve dünyanın gündemine geldi bu konu.
Tümamiral Cihat Yaycı’nın Yunan karasularının bırakın 12 mile çıkarılmasını (Türkiye 1982’de ve 1995’te bunun savaş sebebi olacağını ilan etti) tek taraflı olarak 1936’da üç milden altı mile çıkarılmasının da Türkiye’nin Ege’deki hakları açısından kabul edilemez olduğunu vurgulaması Yunanlıları ayağa kaldırdı. Niye? Çünkü karaya hapsedilmeye çalışılan Türkiye çook uzun bir aradan sonra Yunanistan’a “Ege’de benim de haklarım var” demeye başladı.
Son günlerde okullarda Mavi Vatan’ın müfredata alınması talebi var. Tümamiral Mustafa Özbey’in bu kampanyası desteklenmelidir. Türk gençliği tarihini, coğrafyasını ve elbette hem tarih ve coğrafyadan hem de ekonomik ve siyasi çıkarlarının bilincinde yetiştirilmelidir.