Gözleri kapatmakla, gece olmaz

ARTUN TALAY

İstanbul Maratonu atletizm için önemli analizler sundu. Gözlerini kapatanlar bu analizleri göremezler. İstanbul Maratonun on binler katılıyor, ama atletizm yarışlarında tribünler boş.
Bir de ilginç eleştiriler var, ama havada kalıyorlar. New York Maratonuna katılanların çoğu koşup, azı yürüdüğü, bizde ise durumun tersi olduğu.
Kadın maraton birincisinin birçok erkeği geçtiği gibi. Gerek katılanların koşma yürüme oranları, gerekse maratonu birinci bitirenlerin dereceleri şu üç nedene dayanıyor.
Bu atletler üniversite spor bursundan yararlanıyorlar. Ülkelerinde madalya stratejisi ve ekolleşme var.
Bizde ise bu üçü de yok!
Olduğu zaman birinciler bizden çıkmaya başlar. İstanbul Maratonuna katılanların çok azı yürür ve çoğu koşar. İstanbul Maratonundaki medya ilgisi, renkli festival ortamı da katılımı etkileyen faktörler arasında. Atletizm tribünlerinin dolmaması ise kupkuru organizasyonların meyvesi.
İstanbul Maratonuna katılanlar antrenmanlarını belediyelerin yürüyüş ve koşu parkurlarında yaptılar. Atletizm olarak biz onlara nasıl antrenman yapacakları konusunda hiç katkı sunmadık.
On binler maratonu koşup bitirdiler ve tekrar bu yürüyüş koşu parkurlarına döndüler. Onlara maraton öncesi yapmadığımız katkıyı, bilgilendirmeyi muhtemelen yine yapmayacağız.
Maratona katılanların bir de çocukları, torunları var. Bu çocuklar kreşe ve ilkokula gidiyorlar. Atletizm olarak biz bu çocuklara dokunduk mu?
Bu çocukların kreşlerde ve ilkokullarında atletizm oyunları oynamaları gerekli. Her şeyden önce onların öğretmenleri atletizm oyunları konusunda eğitilmeli.
Maraton haftası öncesi bir tv dizisinde baba, küçük kızıyla İstanbul Maratonu hakkında konuştu. Bu sanat dünyasından bile atletizme el uzatmadır. Tut elimi!
Atletizm hem maratona katılan, hem de kreş ve ilkokullardaki onların çocuklarının elini tutarsa, gün gelir atletizmin gönüllüler ordusu oluşur ve boş olan tribünlerde dolar.
Atletizmin en temel sorunu sporseverleri okuyamamaktır. Yıllardır sporsever diye genellenen yapının önceliklerini anlayamadık. Beklentilerini, neyi duymak istediğini, neye tepki gösterdiğini atletizm anlayamazdı.
Sonuçta atletizm kendi varlığını ve misyonunu tartışılır hale getirdi.
İstanbul Maratonuyla sporseverlerin tercihinin kısmen dönüştüğünü ya da atletizmin toplumsal ortamda anlaşılmaya başlandığını sanmamalıyız.
Bunca İstanbul Maratonu yapıldı, atletizm buna rağmen gerekeni anlamakta zorlanıyor. Sporseverlerin İstanbul Maratonuna ilgisi etkiye tepkidir. Sporseverlerin önlerine konan profesyonel futbol menüsünden bıkmasıdır, yılmasıdır.
Sporumuzda profesyonel futbol gibi bir gerilim hattımız var. İade edilen tv kutuları satılamayan localar, kombineler, formalar ipucu veren kanıtlar.
Zaten bu kafadan hayır gelseydi İstanbul Maratonu’na ilgi ve katkı bu kadar olmazdı.
Atletizmin sporseverlerin neden bu maratona ve atletizme döndüklerini doğru okuması gerekir.
Hiç mi aklınıza gelmiyor, hayal kırıklığına uğramaktan ve taraftar olmaktan bıkmış olan on binlerin olduğunu nasıl olur da düşünemeyiz.
Birbirlerine baktıklarında ben taraftar değilim, sporseverim demek isteyenler olduğunu nasıl göremeyiz. Bunlar maratonun şahsında atletizme sığınmaktalar.
Ayrıca Ankara’da düzenlenen Atatürk Yarışı’na ve Samsun’da düzenlenen 19 Mayıs Maratonuna gereken formatı atmanın zamanı geldi de geçiyor.
İstanbul Maratonu için önerilerim, bu yarışlar için de geçerli. Bir de bakarsınız gün gelir dev bir atletizm gönülleri ordusu kurulur ve zamanla tüm atletizm tribünleri dolar. Yeter ki gözümüzü kapatmakla gece olmayacağını bilelim.