Gramofon doktoru: Abdülkadir Akcan

Ankara Kalesi, Pirinç Han’da otuz yıldır gramafon tamirciliği yapan Gramafoncu Kadir, tesadüf eseri başladığı bu meslekte, Türkiye’nin sayılı ustalarından biri hâline gelmiş. Ankara Gaziosmanpaşa Rotary Kulübü Meslek Ödülleri dalında, “Unulmaya Yüz Tutmuş Meslekler” branşında bu yıl ödüle değer bulunan Akcan, mesleğini 24 Saat gazetesine anlattı

SULTAN YAVUZ/ANKARA

Her yıl Ocak ayında “Meslek Hizmet Ödülleri” veren Rotary kulüplerinden Ankara Gaziosmanpaşa Kulübü, bu yıl da üç kategoride ödül belirledi. Kulüp Başkanı Lale Gökdağ’ın ödül verdiği isimlerden biri de, 30 yılı aşkın süredir Ankara Pirinç Han’da çalışmalarını sürdürerek, gramafon tamiri ve bakımı yapan Abdülkadir Akcan oldu. Bugüne kadar pek çok ödülle başarısı taçlandırılan Akcan, mesleğe ilginç bir şekilde başlamış.
1955 yılında Ankara Kızılcahamam’ın Belpınar köyünde hayata gözlerini açan Akcan, 1990 yılından beri Pirinç Han’daki atölyesinde hizmet veriyor. Asıl mesleği şoförlük olan ve 112 Acil Servisi’nden emekli olan Akcan, 1970’li yıllarda gramafonunu yaptıracak usta bulamayınca, kendisini mesleğin içinde bulmuş. Akcan şöyle anlatıyor:
“O tarihte gramafonumuzu yaptıracak kimseyi bulamadık, bir usta vardı Anafartalar Caddesi’nde ama o da iş kalmadı diye bisiklet tamirciliğine başlamış. Bana, “Ankara’da bu işi yapan kimse yok, istersen el at’ diyerek, elinde kalan malzemeyi verdi ve işe böylece girmiş oldum. 1990 yılıydı ve Pirinç Han’ın sahibi olan Ahmet Cebeci arkadaşımdı, önce onun elindeki arızalı gramafonları tamir etmeye başladım. İnternet yok tabi.. İmkânlar kısıtlı ama ben çokça araştırma yaptım. Muavinlikle başladığım için elim anahtar tutuyordu zaten, mekaniğim olduğundan kendi çabalarımla araştırma yaparak işi öğrendim. Hatta İstanbul’da Mehmet Usta vardı, onunla görüşmüştük. Derken, diyaframın sesi nasıl, çuhanın nasıl olması lazım gibi bilgiler için görselleri incelemeye başladım ve bugüne kadar geldim. Ben ölürsem meslek ölmeyecek, bir kaç kişiyi yetiştirdim. Zaten insan bildiğininin zekâtını bilmeyenlere öğretmekle mükelleftir…”
“Gramafonda sanatçı ne okuduysa onu duyarsınız”
Akcan, gramafonun mekanik bir alet olduğunu ve analog bir ses verdiğini kaydererek, ses kayıtlarının bire bir olduğunu ve elektroniğe yer olmadığını belirtiyor. Akcan, “10 cm’lik disk şeklindeki balmumlarına kayıt yapılırdı. Müzeyyen Senar biraz kekeçtir, bazı şarkılarında ikileme yaptığını bile duyarsınız dinlerken, çok nettir ses. Kayıt sistemi neyse, okuyuş da aynıdır. Sanatçı ne okuduysa onu duyarsınız ve sanki yanınızda söylüyormuş hissine kapılırsınız” diyor.
Gramafonun kişinin bütçesine göre değiştiğini ve 1500 lira ile 25 bin aralığında pek çok çeşidi olduğunu söyleyen Akcan, “Seyahat gramafonundan opera gramafonuna kadar geniş bir yelpaze barındırıyor ve koleksiyoneri de çoktur” diyor. Günümüzde gramafona talebin arttığını ifade eden Akcan, piyasadaki durumu da şu sözlerle eleştiriyor:
“Talepler artınca, Hindistan’da da aksesuar amaçlı gramafonlar yapılır oldu. Fakar onlarla ses dinlenmez, ben bir gramafon kasasını 400 liraya yaptırıyorum, adamlar komplesini 250 liraya fiyatlandırıyor. Piyasa hallaç pamuğuna döndü, para kazanacağım diye işin şovmenliğini yapanlar, sahtekârlar arttı ne yazık ki… Biz Ahilik geleneği de geliştirmeye çalışıyoruz ama elinden biraz iş gelen ‘Ben yapıyorum’ diyor, oysa işi ya hakkıyla yap, ya hiç yapma.
İnsanlar usta ararken iyi araştırsınlar, benim 15 günde yaptığımı bir günde yapan adamdan hayır gelmez. Bu makineler hassastır, bu tür insanlar nedeniyle insanlar gramafondan soğuyor.”
Özellikle üniversite öğrencilerinin ses ve müzik sistemlerini araştırmaya başladıklarını ve zaman zaman gelip kendisiyle sohbet ettiklerini dile getiren Akcan, bazı üniversitlerden ve çeşitli kurumlardan ödül aldığını da sözlerine ekliyor. Son dönemde pikap ve plak modasının başladığını ancak yeni üretilen plaklaırn eski kaliteyi yakalayamadığını belirten Akcan, “Gramafon dinledikten sonra dijital sesi duyarsanız, asla haz alamazsınız. İyi iğne, iyi plak ve gramafon insana kaliteyi verir” diyor.
Pandemide meslek
Akcan, kendisinin de gramafon ya da uzun çalar pikap dinlediğini belirterek, dünyada da bu işi yapan çok iyi ustanın az sayıda olduğunu belirtiyor. Özellikle Amerika ve İngiletere’nin en iyi gramafonların merkezi olduklarını ifade eden Akcan, sosyal medya üzerinden yurt dışındaki pek çok koleksiyoner ve usta ile de iletişim kurmaya çalıştıklarını söylüyor.
Pandemi nedeniyle yaklaşık sekiz aydır köyünde olduğunu ve dükkânını açmadığını belirten Akcan, ustalığını bilenlerin köye de geldiklerini vurgulayarak, “Mesela ailesiyle Yalova’dan Kızılcahamam’a gelen müşterim oldu. Orijinal olmayan bir gramafon almış, ona durumu anlattım ve orijinalini toplayacağımı söyledim. Adımızı bilenler geliyor yani…” diyor.
“Kale güvendir” ifadesi ile Kale’yi tanımlayan Akcan, Kale’yi de şu cümlelerle anlatıyor:
“Ahiliğin merkezi Samanpazarı ve Kale bölgesidir. Ahi Şerafettin, Ahi Evren camilerini görürsünüz. Kale bölgesindeki Pilavoğlu, Taş Han, Pirinç Han gibi yerler ise eski dönemlerde çok önemliydi. Biliyorsunuz, akşam belli vakitte Kale kapıları kapanınca, dış kısımdaki bu hanlarda gelen tüccarlar kalırlardı. Kervanlarla gelirlerdi ve bu hanların çatal kapılarından mallar içeri sokulurdu, insanlar ise daha küçük bir kapıdan girip çıkardı. Kapı üstünde kapı vardı yani… Hanlar korunaklı yerledir ve Pirinç Han da bildiğim kadarıyla Türkiye’deki tek ahşap handır. 45 dükkânlıktır ve önceden karakol ve ev olarak kullanılmış. Arkadaşım Ahmet Cebeci burayı restore etti ve antikacılar başta olmak üzere esnafa kiraya verdi. Halıcılar, ressamlar… Biz de buraya yerleştik ve eskiden herkese verilmezdi bu hanlar. İşini iyi yapana verilirdi, bu kural sonradan gevşetildi tabi…
Benim dükkânımın anahtarı iki komşumda mevcuttur. Bazılarınınki de bendedir, destek oluruz birbirimize ve müşterinin istediği şey handa varsa oraya yönlendiririz. İnsanları da boş çevirmemeye çalışırız yani… İnsanlar gramafon alırken biraz daha hasasas davranıp iyisini, özel bir yerden alsınlar. Benden alın demiyorum ama araştırsınlar, iyisi neredeyse oraya gitsinler çünkü bunlar pahalı eşyalar…”