Gülsin Onay: Atatürk’ün diktiği çınarı daha çok sulamalıyız

Onay: Gençler, klasik müziğin geleceğinden endişeli, “günah” nitelemesi bile yapıldı, bunlar çok üzücü

Nursun Erel – Dünya çapında bir sanatçı, bir bakıyorsunuz Londra’da, New-York’ta, Ankara’da, İstanbul’da piyanosuyla dinleyenleri büyülüyor, bir bakıyorsunuz, gençleri eğitiyor, deneyimlerini paylaşıyor. Konserlerden nefes alacak vakti bile yok ama hoca, eş, anne ve evlat olmanın sorumluluğunu da taşıyor. Devlet Sanatçımız Gülsin Onay’dan bahsediyoruz. Onu biraz daha yakından tanımak istedik, Bodrum’da kapısını çaldık. İşte ünlü piyanistimizin sorularımıza yanıtları:
-Gümüşlük Klasik Müzik Festivali 16 yılı geride bıraktı, sizce ülkemize ve gençlere neler kazandırdı?
-ONAY: Çok şey kazandırdı, o tarihte daha doğmamış olan pek çok genç, sonradan keman, piyano veya başka bir enstrümana ve klasik müziğe gönül vermiş oldu. Onlar için çok özel bir tecrübe. Kemancılar daha çok beraber oluyorlar çünkü genelde orkestrada çalıyorlar fakat piyanistler hep yalnız. Orkestrayla müzik yapma şansları yok, onun için yazın iki hafta boyunca burada büyük bir deneyim kazanıyorlar. Eskiden süreyi daha uzun tutuyorduk, şimdi biraz kısalttık bütçe durumundan ötürü.
En büyük reformcu Atatürk
-Ben de o noktaya gelmek istiyordum, festivale Polonya’dan hibe edilen piyanoların 4 yıldır bürokrasi yüzünden gümrükten çekilemediğini öğrendim, Türkiye de klasik müziğe yeterince destek veriliyor mu?
-ONAY: Destek yoksa maalesef ilerleyemiyor. Eskiden padişahlar destekliyormuş, Donizetti saraya getirilmiş zamanında… Tabii o zamanlar halktan ziyade sarayın ve soyluların faydalandığı imkanlar bunlar. Ama en büyük reformu olağanüstü vizyonuyla Atatürk gerçekleştirmiş. Muhteşem bir temel atmış, dev bir çınar ağacı yetiştirmiş, böylece bir müzik kültürümüz oluşmuş. Şimdi bu çınarın daha çok sulanması lazım. Çünkü gençlerdeki potansiyel ve yeteneği siz de görüyorsunuz, gerçekten göz yaşartıcı… Dünya çapındaki piyanistler bile, mesela Francesco Libetta muhteşem buldular gençlerimizi. İstiyoruz ki bu gençler uluslararası alanda da çoğalsınlar, tanınsınlar. Daha çok imkan sağlansın. Daha çok eğitim verebilelim. Evrensel müziğin önemi ve değeri Atatürk’ün dediği gibi, ülkemizde de daha çok bilinsin.
Günah diyenler bile oldu
-Peki ülkemizde sanata destek anlamında eksik olan ne?
-ONAY: Gençlerin kariyeri için batıda sayabileceğim çok şey var. Uluslararası ve ulusal alanda tanınmak konser vermek açısından. Ayrıca eğitimde büyük imkanlara sahipler, oda müziğinde seçenekleri çok. Dolayısıyla gençler orada endişe duymuyor gelecekleri için. Biliyor ki bir yere girecek, kendisine bir yer bulacak. Ama bizim ülkemizde ileride ne olacağı açısından büyük endişe duyuluyor. Okullarda hocalar açısından şanslı olabilecek mi? Konserler verebilecek mi? Türkiye’de klasik müziğe destek devam edecek mi, etmeyecek mi? Atatürk’ün kurduğu, geliştirdiği imkanlar devam edecek mi? Yoksa klasik müziğe destek birden kesilebilir mi? Radyolarda, TV’lerde giderek klasik müzik programlarının azaltılması üzücü. Zaman zaman “günah” diye nitelendirenler bile oldu. Çok üzücü bunlar. Neyse ki, çok bilinçli bir kitle de var, mümkün olduğu kadar çocuklarına klasik müzik eğitimi vermeye çalışan aileler, ders aldıranlar, konserlere götürenler… Konser salonları doluyor taşıyor.
Ben çok şanslıydım
-Sizin için bu noktaya gelmek zor oldu mu? Şanslı mıydınız?
-ONAY: Çok şanslıydım, hocalarım açısıdan da arkadaşlarım açısından da. Meslektaşlarımla birbirimize çok yardımcı olduk, birbirimize hep ilham verdik, çok iyi şeflerle çalıştım, iyi müzisyenlerle oda müziği yaptım.
-Tek başına dev bir organizasyon yönetiyorsunuz, konserler, eğitim programları… Nasıl yetişebiliyorsunuz?
-ONAY: Ama büyük destek gördüğüm bir ekibim var. Eren Levendoğlu mesela. En zahmetli yönleri onda… Füsun hanım var, asistanım. Hem benim programlarımı, hem festivalin koordinasyonunu yapıyorlar. Orada da çok şanslıyım. Uçağımı kaçırmayayım filan diye beni uyarıyorlar.
-Bu yoğun tempoda nefes almanız bile zor olsa gerek. “Şöyle otursam, hiçbir şey düşünmeden ufku seyretsem gibi bir özleminiz oluyor mu hiç?
-ONAY:Bunu çok yapıyorum. Dağ, tepe, deniz kenarı, doğayı çok severim, yürüyüşleri çok severim, bana çok iham verir dağ tepe dolaşmak.
Şıklık anneannemden
-Sanat kariyeriniz yanında, bir aileniz var ve bir çocuk yetiştirdiniz, torunlarınız var… Hiç suçluluk duydunuz mu bir şeyleri eksiklik bıraktım mı diye?
-ONAY: O duygu hiç bitmedi ki, hep onunla yaşıyorum. Yeteri kadar yetişemedim diye. Sanat yaşamı çok başarılı bir oğlum var ama, onun bir üzüntüsü, derdi olsa hep nedense kaynağı benmişim gibi gelir. Oysa alakası yoktur benimle…
-Günlük yaşamınızda, hele de konserlerde çok şıksınız. Siz mi seçiyorsunuz giysilerinizi?
-ONAY: Evet hep benim seçimlerim. Hobim aslında. Sanırım bana anneannemden geçti. Müthiş zevkli, güzelliğiyle, şıklığıyla, zerafetiyle efsane gibiymiş. Dedem de öyle… Atatürk bütün davetlerde yanına oturturmuş dedemi (matematikçi Kerim Erim) ve anneannemi. Annem de çok meraklıydı giyimine, şimdi 90 yaşında ve hala çok meraklı. Demek ki onlardan geçiyor..
-Çok klasik ama, piyanist olmasanız nasıl bir yaşam sürdürürdünüz?
ONAY: Piyanoyla tanıştığım günden bu yana o benim bir parçam. Onsuz bir hayat düşünmedim hiç. Zevk aldığım tiyatro vardı mesela. Okulda Constance rolü bana çok keyif vermişti ama piyanodan vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Bir de doktorluğu çok severdim. Doktor olmayı isterdim.
-Büyük başarılara imza attınız ama bir hayaliniz kaldı mı? Şurada, şu orkestra ile konser versem diye?
-ONAY: Çok önemli konser salonlarında çok önemli şefler ve orkestralarla konserler verdim. Şunu da yapsam diye bir hayalim yok. Zaten hali hazırda da güzel projeler devam ediyor.