Hafızalardan silinmeyenler

Güray SOYSAL

BU TAKIM UNUTULMAZ

HEM OKUDULAR, HEMDE FUTBOL OYNADILAR

Bir zamanlar kabiliyetli futbolcuları bünyesine alıp, bunun sonucunda Türkiye Şampiyonu olan Yıldırım Beyazıt Lisesinin başarılarını unutmak mümkün değil.
1951’de ilkokulken, daha sonra zamanın yöneticileri tarafından Lise yapılan Yıldırım Beyazıt Lisesi futbol takımının başında Zekeriya Ünlü ile yardımcısı Recep hoca vardı. Kabiliyetli gençleri bünyelerine alıp, başarılarını eğitim ve futbolla birleştirip, Türkiye Şampiyonluğuna kadar ulaşan bu futbol takımından kimler yoktu ki?
İşte onlardan bazıları…
Şimdinin Türkiye Antrenörler Birliği’nin Başkanı İsmail Dilber, Gol kralı Osman Arpacıoğlu, Fenerbahçe’nin kalecisi Yavuz ve savunmasının bel kemiği Hans Levent, ele avuca sığmayan forvet Abidin Akmanol, PTT’de orta sahanın dinamosu Tahsin…
Hepsi birbirinden şöhret olan bu futbolcuların bazıları rahmete kavuşurken , hayattakilerin futboldan hala kopmadıklarını görüyoruz.

YAZIKLAR VE YUH OLSUN

Hafta sonunda, “Böylesi sadece Türkiye’de olur” dedirtecek şekilde, futbol sahnesinde traji-komik bir oyun sahnelendi. Metni İstanbul’da yazılan oyunun senaristi Beşiktaş medyası, sahneye koyan yönetmeni Türkiye Futbol Federasyonu oldu. Oyundaki esas oğlan rolü Beşiktaş’a, figüran rolü ise Ankaragücü’ne verildi. Oyun, Ankara’da sahnelenecekti, ancak son dakika değişikliği ile Kayseri’de alındı.
Açıklayayım:
Malumunuz, Avrupa Uluslar Ligi ve özel milli maç nedeniyle, Süper Lig’de, 15 gündür karşılaşma oynanmadı. Bu sürede, en azından maç oynanmadığı için stat zeminleri toparladı.TFF’nin hafta başında haftalık maç programında, Ankaragücü-Beşiktaş maçının 24 Kasım Cumartesi günü saat 19,00’da Yenikent Osmanlı Stadı’nda oynanacağı açıklandı. Normal olan da buydu.
UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?
Küllerinden yeniden doğan, şanıyla-şerefiyle layık olduğu Süper Lige yükselen Ankaragücü camiasının, zor günlerden kalan iki acı hatırası vardı:
1- Sivas’ta, eski 12 derecede oynanan maçta, yedek forma olmadığı için giyilen ıslak forma.
2- 2012-2013 sezonunda, İstanbul’da oynanan Türkiye Kupası maçında, Beşiktaş taraftarlarının, mali açıdan zor günler geçiren Ankaragücü’nün, altyapıdan yetişen genç futbolcularına hakaret ederek, “Aç karnınızı doyurun” diye bağırarak, bozuk para atmaları.
BEKLENEN GÜN GELMİŞTİ
Bu olayı unutmayan Sarı-Lacivertli taraftarların baskısı ile Ankaragücü yönetimi, Beşiktaş taraftarlarına maç bileti ücretini 1 TL olarak belirledi. Ankara Valiliği’nde yapılan İl Güvenlik Kurulu toplantısında da, futbolun dostluk ve kardeşliğe yol açması düşüncesinden hareketle, misafir takım taraftarlarının maça girmesi kararı alındı.
Maçın biletleri Çarşamba günü Passolig üzerinden satışa çıktı. Ankaragücü taraftarları biletlere kelimenin tam anlamı ile hücum etti. Biletler kısa sürede tamamen satıldı. Yıllardır maça giden taraftarların bir kısmı bilet bulamadı.
BİZANS OYUNU DEVREYE GİRDİ
Ne olduysa, Perşembe günü ortalık karıştı. İstanbul medyasından bazı kalemşörler tarafından, “Yenikent stadının zemininin bozuk olduğu gerekçesiyle maçın Ankara’da oynanamayabileceği” yolunda haberler pompalandı. Tabii ki, Ankaragücü camiasının bu haberlere tepkisi sert oldu. Maçın Ankara dışında oynanmasının mümkün olmadığı sert bir şekilde dile getirildi.
Ancak, İstanbul dukalığı bildiğini okudu. TFF, “…hatalı uygulamalar sonucu saha zemininin futbol oynanmayacak ve sporcu sağlığını riske edecek durumda olduğu tespit edildi” gerekçesiyle, Ankaragücü-Beşiktaş müsabakasını, Kayseri Kadir Has Stadyumu’na aldı.
Gençlerbirliği ve Osmanlıspor’un da saha zemini futbol oynanacak hale gelinceye kadar maçlarını başka stadyumlarda yapacakları bildirildi.
Yıllardır, “Sahipsiz Ankara” diye söyler, yazar dururuz. Bu traji-komik oyunun sahnelerinin yerini değiştirelim. Kayserispor-Beşiktaş maçının, Ankara’ya alındığını düşünelim. Kayseri camiası, yeri yerinden oynatır, bütün Türkiye’yi ayağa kaldırırdı. Daha doğrusu, TFF, böyle bir değişikliği aklının ucundan bile geçiremezdi.
Sözün özü, İstanbul medyası ve Beşiktaş, TFF aracılığıyla istediğine ulaştı. Bize de, yazıklarolsun demek kaldı.

Şimdi ne yapıyor ? SİBEL ÖZKAN

3 Mart 1988’de Afyon’da doğan ve kaderin cilvesi sonunda Konya Çocuk Esirgeme Kurumuna düştükten sonra, halter sporuna başlayan Sibel Özkan, 48 kiloda Olimpiyatta gümüş madalya kazanma başarısını elde etti. Daha sonraları doping yaptığı için ceza alan Sibel Özkan 2 kez evlendi ve boşandı. Avrupa Şampiyonluğu da bulunan milli haltercimiz birara Rizespor kulübüne transfer oldu. Şimdilerde, sakatlıklarla boğuşurken, bir yandan da sporuna devam ediyor.

İŞTE, ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ SEVGİSİ VE SAYGISI

24 Kasım günü oldu mu içimde bambaşka bir güzellikler yer alır.
İşte, onlardan birisi daha…
Bir zamanlar TRT Spor’un başında olan kardeşim Cihat Soysal ile yanında çalışıp, bugün Trabzonspor’da ne olup bittiğini öğrendiğimiz kardeşim Barış Yurdasever’in Öğretmenler günü nedeniyle birbirlerine attıkları mesaj beni çok çok duygulandırdı.
Bu iki dostumun, günümüzde Öğretmen-Öğrenci saygınlığını sizinle paylaşmak istedim.
Buyurun…
“Sevgili Cihat abi.
Biliyorum bir öğretmen diploman yok.
Ancak, sen benim bu meslekte ki ilk öğretmenimsin.
Koca yürekli ADAM bana hayatı ve mesleği öğreten ADAM…
Yanına ilk geldiğimde, yani 97 yılında mahcup, utangaç ve bir çocuktum daha 23 yaşında..
Ne öğrendiysem, senden öğrendim.
Bugün bu meslekte bir yerlere geldiysem senin sayendedir..
İyi ki bana yeri geldi kızmış, yeri geldi bağırmışsın. Ama koltuğunun altına alıp, o ağzından zor çıkan aferini aldım mı dünyalar benim olurdu.
Bugün 24 kasım, tabii ki benimde okullarda birçok öğretmenim oldu.. Ama dedim ya ben bana hayatı öğreten, çocuklarıma ekmek götürdüğü, mesleği öğreten ‘hadi Barış, artık Şekerspor muhabirisin’ diyip, bana ilk mikrofonu teslim eden adamı unutamam.
Ellerinizden öpüyorum hayatımın öğretmeni..
“BARIŞ YURDUSEVEN”
Bitmedi, Karşılığı da Cihat Soysal’dan..
“Sevgili Barış…
Beni onurlandıran sözlerin için teşekkür ederim. Seni ekranda her gördüğümde gurur duyuyorum., Kalemini ve mikrofonunu satmadığın sürece çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum.
Sevgili Barış…
Kalemini ve mikrofonunu satmadığın sürece çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum. Gözlerinden öperim.
“CİHAT SOYSAL”
Bugün çok özlediğimiz meslekteki öğretmen-öğrenci sevgisini bu arkadaşlarım ve meslektaşlarıma da bende teşekkür ederim.

DOĞRU SÖZE NE DENİR?

“Ömür bir masal gibidir, ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar güzel yaşandığı önemlidir.”