Hamamönülü Karagöz

Hamamönü’nde üç yıldır faaliyet gösteren bir dernek; Hadi Poyrazoğlu Geleneksel Tiyatrosunu Yaşatma Derneği… Usta kukla sanatçısı, hayâli ve tuluat oyuncusu Hadi Poyrazoğlu’nun torunu kukla sanatçısı Şafak Poyraz ve kukla sanatçısı Can İbrahim Atlığ’nın yürüttüğü dernek etkinlikleri, Kültür Bakanlığı’nın da desteğiyle çocuklara “gerçek” Karagöz’ü ve kukla sanatını anlatıyor. Poyraz ve Atlığ, kuklacılığı ve Hamamönülü Karagöz ustalarını da 24 Saat gazetesi okuyucuları için anlattı

RÖPORTAJ / SULTAN YAVUZ – Hadi Poyrazoğlu… 2000 yılında kaybettiğimiz usta, Türk gölge oyunu ve kukla oyuncusu, ip cambazı ve tuluat ustası. Henüz dokuz yaşındayken “Karagöz Saffet”in yanında gölge oyunu öğrenmeye başlayan ve “Hayali Küçük Ali”nin yanında çalışmalarına devam eden Poyrazoğlu, İsmail Dümbüllü’nün ekiplerinde de tuluat gösterilerine çıkacaktır. Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Cemal Gürsel gibi dönemin önemli liderleri için de kukla oynatan Poyrazoğlu, 1951 yılında yerleştiği Ankara’da, Cebeci Dörtyol Aile Bahçesi’nde kukla ve Karagöz oynatmaya başlayacaktır. Buranın idareciliğini ve sunuculuğunu da yapan Poyrazoğlu, 1958 yılında Cebeci Dörtyol’da “Kukla Kebap Salonu” isminde bir mekân açar ve bu mekân günümüzde, “Hadi Baba Kukla Kebap” olarak torunları tarafından işletilmeye devam eder.
Poyrazoğlu’nun oğlu, baba mesleğinden etkilense de usta, oğluna karşı çıkarak, “Bu işte sefalet var, yokluk var, sürekli şehir dışında olduğun için ailenin yanında olmayacaksın. Bu işi yapmanızı istemiyorum” demiş. Aslında Poyrazoğlu’nun şimdi kuklacılık yapan 1985 doğumlu torunu Şafak Poyraz’a da bu işi yapmaması konusunda ailesi tavır koymuş ama Poyraz, çocukluğundan beri yaptığı bu dede mesleğini seçmekte ısrarcı olmuş.
Poyraz, “Çocukluktan gelen hevesle, dedemin yanında gördüğüm ustalardan etkilenerek bu işi yapmak istediğime karar verdim ve sekiz yaşından beri kukla oynatıyorum. 13 yaşımdan sonra tamamen bu işe yönelerek ustaların yanında yetişmeye başladım” diyor. Poyraz, 2017 yılında Hamamönü’nde kurduğu Hadi Poyrazoğlu Geleneksel Tiyatrosunu Yaşatma Derneği’nde geleneksel Karagöz’ü ve kukla tiyatrosunu devam ettiriyor.
Karagöz yanlış tanıtılıyor
Karagöz’ün ve kuklacılığın yeteri kadar bilinmemesi ve yanlış tanıtılmasının yaşadıkları sıkıntılar arasında yer aldığını dile getiren Poyraz, konuya ilişkin şunları söylüyor:
“Mesela okullarda o kadar kötü oyunlar sergiliyorlar ki… Karagöz oyunu için okula gittiğimizde en fazla duyduğumuz cümle, ‘Biz oyunu aldık ama hiç memnun kalmadık.’ Biz de, ‘Hocam biz oynatalım, isterseniz ücret ödemeyin, biz doğrusunu gösterelim’ diyoruz. Oyun sonunda öğretmen, ‘Gerçekten Karagöz oyunu bu muymuş? Biz şimdiye kadar yanlış izlemişiz’ diyor.
Ne yazık ki yol gösteren olmadığı için yanlış Karagöz çok fazla oynatılıyor. Biz işi düzgün yapmak için uğraşıyor ve bunun için de elimizden geldiğince destek almaya çalışıyoruz. Destek alabilsek, kukla ve tiyatro kursları açar, Karagöz’ü öğretir ve insanları meslek sahibi yaparız.”
Kültür Bakanlığı tarafından destek gördüklerini ama bunun sadece Bakanlık’la çözülemeyeceğini belirten Poyraz, belediyelerin ve okulların da destek vermesi gerektiğini söylüyor. Poyraz, “Mesela Altındağ’dayız. Belediye bir kukla kursu açsa, bize sponsor olsa, kursa katılan on kişiden en az ikisi bu işe gönül verir ve sanat bir şekilde ilerleme imkânı bulur” diyor.
Sadece kukla oynatmak yetmiyor
Bir kukla oynatıcısının sadece kukla oynatmakla kalmadığını, ayrıca kukla yapmayı da bilmesi gerektiğini kaydeden Poyraz, “Aynı zamanda terzi ve heykeltraş da olmalısınız. Hepsini yapabiliyor olmanız gerekir” diye belirtiyor.
Poyraz, geleneksel olarak Türkler’e özgü olan kuklanın sadece Karagöz olduğunu ve kuklanın yurtdışından geldiğini söylüyor. Kuklayı daha sonra gelenekselin içine almaya çalıştığımızı vurgulayan Poyraz, bu minvalde İbiş kuklasından bahsediyor. Şafak Poyraz şöyle konuşuyor:
“El kuklası olarak İbişimiz var, herkes bilir. Aslında yurt dışında da bu karaktere benzer kuklalar vardır. İbiş sahne komiğidir ve yanlış anlamaları sonucunda komiklik ortaya çıkar. Keza Karagöz de öyledir; Hacivat bilgilidir, bir şey söyler ama Karagöz’ün kulağı duymadığı için yanlış anlar, komiklik ortaya çıkar. Geleneksel Türk tiyatrosu içinde kukladan pek bahsedemesek de, iyi ustalardan bahsedebiliriz.”
Atlığ, “Hamamönü, Karagöz’ün Türkiye’deki beşiği”
Kukla sanatçısı Can İbrahim Atlığ da 11 yıldır kukla ve Karagöz’le iç içe olduğunu, bu sanatı devam ettirmek istediğini söylüyor. 1989 doğumlu olan Atlığ, Kırıkkale Üniversitesi Radyo Televizyon Yayıncılığı bölümünden mezun olsa da, 14 yaşında başladığı tiyatrodan bir daha kopamamış. Önceleri Batı tiyatrosu yapan Atlığ, daha sonra girdiği Geleneksel Türk Tiyatosu için, “İçine dalınca Shakespeare’ler, Hamlet’ler bitiyor zaten. İşin ruhuna daldığınız zaman başka bir şeyle uğraşmak istemiyorsunuz. Bu bir meraktı, merak da mesleğe dönüştü” diyor.
Genelde taşrada Karagöz’ü çok fazla izleme şansı olmayan çocuklara oyun sergilediklerini belirten Atlığ, iki ayda bir dernekte büyükler için de Karagöz oynattıklarını söylüyor. Bazen geleneksel bazen yeni metinlerle oynadıkları Karagöz’ü Türkiye’ye tanıtan kişinin Hayali Küçük Ali olduğunu kaydeden Atlığ, Karagöz’ün Hamamönü ile bağlantısına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Atlı şunları ifade ediyor:
“Genelde Karagöz denildiğinde, akla İstanbul ya da Bursa gelir ama onu Türkiye’ye tanıtan, TRT’ye kaydettirerek yayan kişi Hayali Küçük Ali ve yine Hamamönülü torunu Hayali Küçük Çelebi’dir. Hadi Poyrazoğlu da Hamamönülü’dür ve Hamamönü Karagöz’ün Türkiye’deki beşiği, doğduğu yerdir. Bizim etkinliklerimizi burada sürdürmemiz tesadüf değil yani… Bu çevrede daha bir çok Karagözcü varmış. Mesela Hacı Ayvaz Sokağı var, orada eskiden yaşlı bir amca yaşar ve mahalledeki çocuklardan cam kırığı getirmelerini istermiş. Amcanın geçim kaynağı bu olduğu için, çocuklar da gün boyu topladıklarını ona getirirmiş. Bunların karşılığında amca da onlara Karagöz oynarmış. Biz de bu güzel ruhu burada yaşatmaya çalışıyoruz.”
“Karagöz gölge oyunu değildir”
Atlığ, Karagöz’ün gölge oyunu olup olmadığına ilişkin tartışmada, Karagöz’ün gölge oyunu olmadığı yönünde düşünceye sahip olduğunu vurguluyor. Atlığ bunun nedenini şöyle anlatıyor: “Karagöz renklerin olduğu bir oyundur ve gölge oyunu olsa, perdede direkt bir siyahlık olur. Bizimkiler siyah değil, bu nedenle ustalar Karagöz’e, ‘hayal’ oyunu derler. Tamamen hayalinin oyunudur ve hayali kişi kendi perdesini, tasvirini yapar, oyunun yazar ve oynar. Bu nedenle gölge oyunu demiyoruz.”
Genelde “marionette” denilen ipli kukla oynattıklarını ve bunun da kuklanın en zor dalı olduğunu ifade eden Atlığ, “muppet” denilen Avrupa tarzı kukları da oynadıklarını belirtiyor. Atlığ şunları söylüyor:
“Kendi oluşturduğumuz karakterler de var; mesela Süper Süleyman… Onu oynarken çok keyif alıyorum. Bir de gösterilere mesela on farklı kukla ile gidiyoruz, tempo giderek hızlanıyor, sonuncusunu Laz karakterle yapıyoruz ve onu oynarken de ayrı bir keyif alırım.”
Yeni kuşakla birlikte kuklacılığın ve Karagöz’ün canlandığını dile getiren Atlığ, “Bu işe gerçekten gönül vermiş, bizden daha genç arkadaşlarımız da var. Fakat bunun yanı sıra bir yozlaşma da var. Gittiğimiz okullardan çok şikayet duyuyoruz. Okullar bu gibi durumlarda, o gösteriyi yapanların Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunları Birliği UNİMA’nın üyesi olup olmadığına ya da Kültür Bakanlığı tarafından verilen “Somut Olmayan Miras Taşıyıcısı” belgelerine bakabilirler”diyor.
“İnsanlar kuklayı görmek istiyor”
Atlığ, geleneksel tiyatroya başladıktan sonra Anadolu insanının tiyatro adına istediği şeylerin bambaşka olduğunu görmüş. Bu farkındalığı Can İbrahim Atlığ şu şekilde anlatıyor:
“Anadolu’nun duyguları, düşünceleri, arzuları bambaşka… Tunceli’de bir köye gösteri yaptığınız zaman o köydeki kimse Shakespeari’i, Hamlet’i anlamayacak ama bizim Süper Süleyman kuklamızı hepsi anlayacak. Çünkü bu toprakların özünde bu var. Ben 75 ilde oyun oynadım, bunun içinde köyleri saymıyorum bile. Insanlar kuklayı görmek istiyor, Karagöz’ü bu topraklarda tanımayan yok. Hani diyorlar ya, ‘unutulmaya yüz tutmuş’ diye, hayır, öyle bir şey yok. Karagöz bizim damarlarımızda akan kan. Bu ülkenin Karagöz’e ihtiyacı var, bu ülkenin kuklaya ihtiyacı var. Bunların insanlara çok daha fazla verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kastım insanları bununla boğmak değil, yeteri kadar, yeteri zamanda insanlara Karagöz’ü ve kuklayı ulaştırmamız gerekiyor…”
Hadi Poyrazoğlu Geleneksel Tiyatrosunu Yaşatma Derneği’nin Facebook sayfası: https://www.facebook.com/hadipoyrazoglu