Hiçbir zaman kalp cerrahı olmadı ama kardiyolojide ilklere imza attı

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunları arasından ilk tıp doktoru, Türkiye’de ve Ankara’da ilk kardiyoloji öğretim üyesi ve Ankara’da kalp hastalıkları tanısı için Kalp Kateterizasyon-Hemodinami Laboratuvarı’nı kuran ilk Kardiyolog Sabahat Tuluy Kaymakçalan

RÖPORTAJ / NAZ AKMAN – Balkan Savaşları sırasında Anadolu’ya göç eden Nesimi Bey ve Sabiha Hanım’ın ilk çocuğu olan Sabahat Tuluy Kaymakçalan, 1925 yılında Konya’da dünyaya gelir. Eğitimine Karaman’da Gazi İlkokulu’nda başlar ancak babasının Devlet Demir Yolları’nda memur olması sebebiyle Anadolu’nun birçok ilini görüp değişik şehirlerde eğitimini sürdürdü. Ortaokulu İstanbul’da Kadıköy’de bitirinceye kadar sekiz değişik okul gördü. Bu durum ailenin ilk çocuğu Sabahat’ın okuma, çalışma azminin ne kadar çok olduğunun, bunun yanında değişik ortam ve koşullara adaptasyon kabiliyetinin daha küçüklükten itibaren ne kadar geliştiğini göstemektedir.
1939 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine annesi ve kardeşiyle birlikte Ankara’ya büyükbabasının yanına gider. Kaymakçalan, Ankara Kız Lisesi’ne kaydını yaptırmak üzereyken babasından bir mektup alır ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ne yazıldığını öğrenir.
Kolejde aldığı derslerin yanı sıra İngilizce eğitimi de alan Kaymakçalan, üniversite sınavında iyi bir derece alarak, 1943 yılında Türkiye’nin tek tıp fakültesi olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yüksek öğrenimine başlar. 1949 yılında üniversiteden mezun olan Kaymakçalan, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ve ülkede olumsuz giden ekonomik durum nedeniyle iş bulamaz. İstanbul Tıp Fakültesi’nde İç Hastalıkları Uzmanlığı eğitimi için sınava giren Kaymakçalan, ücretsiz kadro dahi boş olmadığı için birkaç yıl sıra beklemek durumunda kalacaktır. Hayal kırıklığı ile İstanbul’dan Ankara’ya gelen Kaymakçalan, ailesinin ısrarı ile henüz 1945 yılında kurulmuş olan Ankara Tıp Fakültesi’nde uzmanlık eğitimi için başvuruda bulunur. Kaymakçalan dönemin kürsü başkanı Prof. Dr. İrfan Titiz ile tanışır ve mesleğinde ilklere imza atacağı döneme adım atar.
Kaymakçalan bu dönemi şöyle anlatıyor:

Sabahat Tuluy Kaymakçalan ve kızı Billur Kaymakçalan

Türkiye’nin ilk kadın kardiyoloğu nasıl yetişti?
“1950-51 yıllarında İrfan hocamın ilk kadın asistanı olarak klinikte çalışmaya başladım. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne bağlı yüzbaşı, binbaşı rütbesindeki erkek asistanlarla birlikteydik. Tek kadın asistan olarak klinikte bulunduğum halde her zaman hocalarım ve diğer asistan arkadaşlarım tarafından saygıyla kabul gördüm. İkinci Dünya Savaşı atmosferi gerek Türkiye gerekse Avrupa’yı sarsmıştı. Kendini geliştirmek isteyenler de dolayısıyla Amerika’ya gidiyordu. Ankara Tıp Fakültesi’nde iç hastalıkları ihtisas dönemimde Prof. Dr. İrfan Titiz’e verdiğim söz üzerine 1951 yılında dünyadaki pek çok üniversite ve yüksek lisans eğitimi için burs vermeye başlayan Fulbright’ın ilk bursiyerlerden biri olarak ben de Amerika’ya gittim. O dönemlerde aylık aldığım 100 dolarlık burs dışında hiçbir gelirim yoktu; paranın büyük bir kısmını kaldığım yere, geri kalanını ise okula giderken kullanıyordum.
Bursla gittiğim Philadelphia’daki Women’s Medical School’da kalp hastalıkları için özel bir eğitim programı olmadığından New York’taki Institute of International Education for Foreign Students (IIE)’de eğitim almaya başladım. O sıralar dünyaca tanınan Prof. Dr. Richard Bing’de Johns Hopkins Üniversitesi’nden Birmingham, Alabama’ya naklettiği yeni kurulacak olan kardiyoloji laboratuvarında çalışmak üzere yabancı doktor aradığını bildirmişti. IIE yetkilileri bu durumu anlattıktan sonra fikrimi sordular, ben de 1952 yılında Alabama’ya gittim. Burada doğuştan kalp hastalıklı küçük çocuklar ile erişkinlerde tanı amaçlı laboratuvar incelemeleri yapılıyor, ayrıca kalp adelesinin metabolizmasını aydınlatacak araştırma projeleri üzerinde de çalışılıyordu. 1940’lı yılların sonunda ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde, daha ziyade doğuştan olan kalp anomalilerinin ameliyatında,kalp cerrahının anatomik ve fizyopatolojik tanılarda ayrıntılı bilgi sahibi olmaları gerekiyordu. Bu da ancak hastanın kasık veya kol toplardamarında (vena) plastik ince bir sondanın kalbe kadar ilerletilip(kalp kateterizasyonu) kalbin değişik boşluklarındaki basınç ve kan örnekleri alınarak analiz ve hesaplamalarla mümkün oluyordu. Bu bulgularla hastanın hikâyesi ve fizik bulgularını da birleştirip sonucu kalp cerrahına rapor eden hekime de ‘kardiyolog’ deniyordu. Hiçbir zaman kalp cerrahı olmadım ama her zaman kalp cerrahları ile çalıştım.”
Amerika’da hayatının aşkı ile tanışır
Kaymakçalan başarılarının yanı sıra 1952 yılında Bucknell Üniversitesi’nde hayatını birleştireceği Şükrü Kaymakçalan ile tanışır ve çift 1953 yılında New York’ta evlenir. Şükrü Kaymakçalan, Amerika’da kullanılan marijuana sigaralarının esas etkili maddesi olan esrarın da alışkanlık yaptığını maymunlarda ilk defa kanıtlayan doktor. Şükrü Kaymakçalan bu araştırması ile Birleşmiş Milletler Narkotik Kontrol Organı’na en yüksek oy ile ilk turda seçilmiş, vefat etmeden önce ise organın ikinci başkanlığını yürütüyordu. Kaymakçalan çiftinin bu evlilikten Billur ve Ömer isimlerinde iki çocuğu dünyaya gelir.
Ankara’da Kalp Kateterizasyon-Hemodinami Laboratuvarı’nı kuruyor
Amerika’dan döner dönmez 1954 yılında Ankara Tıp Fakültesi Cebeci Kampüsü’nde, 1. İç Hastalıkları Kürsüsü’nde Kalp Kateterizasyon-Hemodinami Laboratuvarı’nı kurduğunu söyleyen Kaymakçalan, aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneği’ni kuran 28 kardiyolog ve kalp cerrahı arasında yer alan tek kadın. Kaymakçalan laboratuvarı kurduktan sonra 1957 yılında Rockefeller bursu ile bu kez İsveç’e gider. Bir yandan kardiyolojide angiografi, ballistografi gibi yeni tanı ve araştırmalarda kendini yetiştiren Kaymakçalan, bir yandan da doçentlik tezi için araştırmalar yapar. 1960 yılında doçent olan Kaymakçalan Ankara’da “Dahiliye” alanında doçentlik alan ilk kadın doktorlardan biri olur. Kaymakçalan, bir süre Ankara’dan uzaklaşarak eşi ile birlikte İzmir Ege Üniversitesi’nde çalışmaya başlar. 1961 yılında ise Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Farmakoloji Kürsü Başkanlığı’nın boşalması üzerine Prof. Dr. İrfan Titiz, Kaymakçalan’ı yeniden Ankara’ya getirtir. Kaymakçalan o dönemleri şöyle anlatıyor:
“1964 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi açılıyordu. Cebeci’deki klinikten birkaç kişiyi de bu hastanenin kardiyoloji bölümüne geçmesi için ikna etmeye çalışıyordum. Nihayet hocaların bir kısmı ikna olup Ankara Tıp Fakültesi Dekanı ile Sağlık Bakanlığı arasında protokol imzaladı. Kardiyoloji ve laboratuvarları kurma görevi de Ankara Tıp Fakültesi 1. İç Hastalıkları Kürsüsü’ne verildi. Kürsüden Prof. Dr. Sabih Oktay, Doç. Dr. Turhan Akyol, Doç. Dr. Türkan Gürel ve ben Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’ne geçtik. Buranın açılışı da 1964 yılında dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. 1965 yılında profesör ünvanını aldım, ardından 1977 yılında da Cebeci’de yeni bir koroner ünitesi ve koroner angio laboratuvarının kurulmasına destek oldum. 1980’li yılların sonu, hem eşimi hem de oğlumu kaybetmem sebebiyle hayatımın en zor dönemleriydi, dolayısıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden emekliliğimi istedim ancak kabul edilmedi. 1987 yılında Kardiyoloji Bilim Dalı Başkanı oldum. 1991 yılında ise emekliliğe ayrıldım.”
Kaymakçalan, Türkiye’nin ilk Başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün doktorluğunu da yapar. Kaymakçalan İnönü’ye ilişkin ise “Profesör Zafer Paykoç İnönü’nün doktoruydu. Ancak İnönü’nün kalp rahatsızlığı onun sahası dışında kalacağı için beni, Prof. Sabih Oktay ve Prof. Dr. Turhan Akyol’u önermişti. Ben İsveç’ten getirdiğim küçük bir elektro makinesiyle İnönü’nün değerlerine bakıyordum. Bir gün İnönü pijamalarıyla karyolasında yatarken yine elektrosunu çekmek için yanına gittim. O dönemler neredeyse 50’li yaşlardaydım, saçlarım biraz aklaşmış ben de saçlarımı pudralıyordum. Aman dedi bu hanımefendiler de ille biraz saçlarını pudralamasalar olmaz dedi. Ben tabii yanıt vermedim, değerlerini karşılaştırdım ve İnönü’de yeni bir kriz olduğunu fark ettik. Sanıyorum CHP’nin bir kongresi vardı. Doktorlarla beraber kendisine yeni bir kriz olduğunu söyledik ve kongreye katılmamasını önerdik. Ancak kongre günü evine geldiğimizde giyinmiş kuşanmış koltuğunda oturuyordu. ‘Durumunuz biraz kritik, katılmasanız daha iyi olur’ dedik fakat İnönü ‘Korkup kaçtı derler’ dedi ve kongreye gitti” anısını anlattı.
“Cumhuriyet kadınlarının bu kadar başarılı olmasının nedeni Atatürk”
Neredeyse bir asırlık yaşamında pek çok başarıya imza atarak kadınlara ilham veren Kaymakçalan,70 yıl boyunca tıp alanında ülkemize çok sayıda hizmette bulundu. Kadınların gücüne inandığını söyleyen Kaymakçalan, “Şu an 94 yaşımdayım. Her ne kadar mühendis olmak istesem de doktorluğu çok sevdim. Çocuklarım Ömer Fizik profesörü, Billur ise Matematik profesörü olarak az da olsa benim mühendislik hayalimi tamamlamış oldu. Mesleğimin yeniliklere açık oluşu benim de bu yaşıma kadar hayata tutunmama sebep oldu” dedi. Cumhuriyet kadınlarının bu kadar başarılı olmasının nedenini Atatürk ve onun ilkelerine bağlayan Kaymakçalan, “Eğer babam beni zor koşullara rağmen okutmasaydı, ailedeki tüm erkekler vefat ettiğinde tek başıma ayakta duramaz, bir sonraki neslin en iyi şekilde yetişmesini sağlayamazdım” diyor.
Bugün yetişmekte olan tıp uzmanlarına da mesaj veren Kaymakçalan, “Türkiye tarihinin savaşlarla geçen dönemlerinde bile ülkemiz hemen hemen her alanda pek çok başarıya imza attı. Ben de dahiliye alanında uzmanlaştığım halde ilk hanım kardiyolog olmuştum. İnsanlığa hizmet daima şevk veriyor. Üzüntülü ve sevinçli günlere hazırlıklı olan tıp mezunlarına büyük bir imanla bu mesleği tavsiye ederim” dedi.