İkinci el kıyafetlere feminist bir dokunuş: Nana

Vargün: ikinci el kıyafet, ruh olarak kadına ait

“Nana” isimli ikinci el giysi dükkânının sahibi Fatma Nevin Vargün, öğretmenlikten emekli olduktan sonra bu işe yönelmiş. İkinci el giysilerin de, bu giysileri satmanın da daha çok kadın işi olduğunu kaydeden Vargün, kendisini aynı zamanda bir feminist olarak tanımlıyor. Fransızca’da “özgürlüğünü seven, lafı sözü takmayan kadın” anlamına gelen “Nana”nın ismiyle müsemma sahibi Vargün, Ankara’da ikinci el sektörünü anlattı

SULTAN YAVUZ– Fransızca’da “özgürlüğünü seven, lafı sözü takmayan kadın” anlamına gelen “Nana”, Bardacık Sokak’ta yer alan ikinci el giysi ve ayakkabıların olduğu bir dükkân. Emekli bir sınıf öğretmeni olan sahibi Fatma Nevin Vargün, 2000 yılından beri bu işi yapıyor. Karslı olan Vargün, ikinci el eşya merakının hep olduğunu, Kars’ta Ruslar ve çeşitli halklarla büyüdüğü için antika eşyaların yaygın olduğunu söylüyor. Rahmetli anneannesinin evinin bir müzeyi andırdığını kaydeden Vargün, ikinci el kıyafetlerle olan ilişkisini ve dükkân açma sürecini şöyle ifade ediyor:
“Bizim jenerasyonumuz birbirinden giyinirdik, kuzenler küçüleni birbirine verirdi. Çok eşyamız da olmuyordu, azdı. O yüzden ikinci el, yaşıtlarımız arasında doğal bir dolaşımdı. Gittiğim ülke ve şehirlerde de hep oraların ikinci el pazarlarını geziyordum. Ama ilk önce dükkân açma fikrim yoktu.
Ben eşim tarafından ekonomik şiddete uğradım. Şimdi ayrıyım ama, feminist bir kadın olmama rağmen geç fark ettim, ekonomik şiddet geç fark ediliyor. Derken, kızım üniversitede okuyordu, oğlum daha üniversiteye yeni başlamıştı ve özel okul kazanmıştı. Maddi olarak büyük sıkıntıya düştüm. Ek bir iş yapmam gerekiyordu, emekli de olmuştum. Önce toptancılığını bir arkadaşımın yaptığı Katmandu eşyalarını bir yıl kadar sattım. Fakat hem sattığım eşyaları sevmedim hem de bir yıl ancak devam ettirebildim ve aklıma ikinci el geldi. O arada da kadına yönelik şiddetle uğraştığımız bir kooperatifimiz vardı; ‘Kırk örük’. Onunla bir İsveç projesi oldu. Orada kaldığımız otelin hemen yanında ikinci el mağazası vardı, o kadar gelişkin bir sektör vardı ki, barkod sistemiyle yapıyorlardı ve görünce iyice kafama yattı.


Ankara’ya geldiğimde kararımı vermiştim. Uygun bir bina bulduktan sonra tüm dost ve akarabalarımdan da kıyafet rica ettim. Kadın hareketinden geldiğim için çok yoğun bir kadın çevrem var ve her zaman kadınların dayanışmasını görmüşümdür. O yüzden ben kendi cinsimden vazgeçmem, “Kadın, kadının kurdudur’ gibi cümlelerden hiç hoşlanmam ve doğru değildir. Onlar da bana destek oldu, gazeteci bir arkadaşım da haberini yaptı. Tanındım ve kısa sürede yayıldı. Bir zorunlulukla başladım ama şimdi zevkle yapıyorum, kaliteli bir iş.”
“İkinci el Türkiye’de tam anlaşılmış değil”
Vargün, erkekler ve kadınlar arasındaki kıyafet kullanımında farklılık olduğunu belirterek, erkeklerin aldıkları kıyafetleri çok kullandıklarını ve ikinci el giyinmeyi genelde sosyo ekonomik yönden düşük seviyede olanların tercih ettiğini söylüyor. İşin ticari kısmıyla da erkeklerin çok ilgilenmediğini ya da çabuk para kazanma amaçlı olarak bu sektöre yöneldiklerini kaydeden Vargün, ikinci el giysilerin kadınla ilintili olduğunu şu sözlerle anlatıyor:
“Kadınlar Türkiye’de her zaman tasarruflu, hâlâ elektiriği, suyu kapatan, bulaşık makinesine kısa sürede meyil eden kadınlardır. O yüzden ikinci el de biraz kadınların yaptığı iş oluyor. Erkeklerin yaptığı ikinci eller de var, onlar işi çok çabuk ticarete döküyorlar. Mesela Avrupa’ya gidip toptan alıyorlar. Hiç bir kadın onu kolay yapamaz. Ya da mesela İstanbul’da vintage dediğimiz eski anneanne ve babaanne giysilerinin benzetmesini yapıyorlar. Bence ikinci el, ruh olarak da kadına ait.”


Vargün, ikinci elin Türkiye’de tam anlaşılmadığını vurgulayarak, insanların satılması için evlerindeki fanilayı dâhi getirebildiklerini belirtiyor. İkinci el giyinmek isteyen insanların farklı bir arayışla geldiğini, piyasada satılmayan, orijinal ürünler aradıklarını kaydeden Vargün, “Sanatçılar, tiyatrocular, sosyal bilimler öğrencileri ve memurlar daha çok tercih ediyor” diyor.
İlk başlarda, satması için evinde ne kadar eski varsa getiren insanlar, Vargün’ü zorlamış. Çoğu işe yaramayan eşyaları sürekli ayıklamak ve fiyat konusundaki anlaşmazlıklar Vargün’ü yorunca, o da artık kimseden eşya almamaya karar vermiş. Şu anda ikinci el işinde olan bir arkadaşı aracılığıyla kendisinin gidip tek tek parçalaır seçtiğini ve parça adetine göre anlaştığını belirtiyor. Özellikle gelinlik satmak isteyenlerin olduğuna dikkat çeken Vargün, “İnanç ve gelenekler neeniyle kims eikinci el gelinlik giymiyor fakat çok para ödeyerek aldıklaır gelinlikleri de bir süre sonra nasıl satarız diye kara kara düşünüyorlar” diyor.
“Bu şehre çok güzel bir bit pazarı lazım”
Nana ilk açıldığından beri gelen müşterileri olduğunu ve ikinci elin bağımlılık yaptığını ifade eden Vargün, bu işi yapmanın da kültürel bir derinlik ve birikim gerektirdiğini, müşterileri arasında çevrecilerin ve hak savunucularının da olduğunu belirtiyor.
Türkiye’de iyi şeylerin yavaş geliştiğini vurgulayan Vargün, ikinci el giysiler konusunda Ankara’yı da şöyle değerlendiriyor:
“Bir değişim var aslında, ben ilk açtığımda Ankara’da bu işi yapan sadece bir kişi vardı. Sonra çok kişi açtı, kapadı. Bu şehre çok güzel bir bit pazarı lazım, ki bu da yerel yönetimlerin işi. Cebeci’deki pazar çok iyiydi ama kapattılar. İtfaiye Meydanı’nın da özelliğini kaybettirdiler. Oysa hükümetlerin bunu anlaması lazım, Viyana’da şehrin ortasında bit pazarı kuruluyor. Bizde antika pazarı var ama bit pazarı yok. Ankara, bu anlamda İstanbul’u yakalayamadı. Ancak eskiye göre görünümü de arttı. Takas pazarları var mesela, bu da güzel bir gelişme.”
“Cinsler arası eşitliğin sağlanmasığı yerde demokrasi olmaz”
Feminist hareketin içinden gelen Vargün, 1974 yılında feminist mücadeleye başlamış. Sol örgütler içindeki kadın kollarında görev alan Vargün, siyaseti bıraktıktan sonra kadına yönelik şiddetle mücadele etmeye karar vermiş. “Cinsler arası eşitliğin sağlanmadığı yerde demokrasi olmaz” diyen Vargün, çeşitli kadın dernekleri ve dergilerinde yer almış ve kadın meselesinin enternasyonel olduğunu düşünüyor.
Günümüzde kadın hareketinin durakladığını kaydeden Fatma Nevin Vargün, “Eski tartışmalar biraz yavaşladı, muhafazakâr bir hükümet var ve feministler de yoruldu. Sığınakların bile adını ‘konuk evi’ koydular ve sayısını azalttılar. Kadın cinayetleri arttı, tecavüzler de… Asmak, kesmek, hadım etmek bana göre yanlış. Öfke kontrolü lazım… AKP’nin ilk iktidarda olduğu yıllarda feministler polise ve akere toplumsal cinsiyet dersi veriyordu. Küçük küçük örgütler ve gruplar ama yavaşladı. Eskiden gönüllük önemliydi, artık projecilik var ve bu da olumlu bir etki yaratmadı. Fakat bir gün yeniden dirilecektir hareket, kadınların inancı asla ölmez” sözleriyle anlatıyor.
Nana İkinci El’e, Instagram hesabından ulaşabilirsiniz. Pazartesi günleri hariç, saat 11.00’de Nana’ya uğradığınızda, Nevin Hanım’la da güzel bir sohbet gerçekleştirmeniz mümkün.