İlter Yeşilay: “İnsanlara, vatana yararlı şeyler yapmam gerektiğini düşünüyorum”

Taner DEDEOĞLU

Adı doğmadan önce kondu, dedeli-nineli mutlu bir aile ortamında dünyaya geldi, meraklı sorgulayıcı kişiliği, aydın aile büyükleri tarafından şekillendirildi. Dedesinin yemek yedirmek için anlattığı masallar onu hayatı keşfetmeye, herkesin göremediğini görmeye yöneltti daha İlkokulda farklılığı ile öğretmenin yardımcısı oldu. Hayatı hep bir şeyler üretmekle geçen şair-yazar İlter Yeşilay ile Zaman Tüneline giriyoruz.
Üçüncü çocuğuna hamileliğinin son dönemlerinde Ayşe Hanım bir gece kan ter içinde eşi Mehmet Örenbaşı’yı uyandırır ve gördüğü rüyayı anlatır. Rüyasında bir grup kadın etrafını çevirmiş ve ‘kızın olacak adını da İlter koyacaksın’ demektedirler. O güne kadar hiç duymadığı bu ismi gece yarısı eşine söyler o da hemen bir kenara not alır. Bir süre sonra da dünyaya gelen kız çocuklarına, Orhun Yazıtlarında da İlteriş Kutluk Kağan olarak adı geçen, ‘ili bekleyen, koruyan’ anlamına gelen İlter adını koyarlar.

“İsmimden başlayan bir farklılık olduğu için ona layık olamaya çalışırım hep” diyen İlter Yeşilay çocukluğunu şöyle anlatıyor:
“Evimizin karşısında bir kavak ağacı vardı, rüzgârda usul usul fısıldardı, dedemde bu sesleri bana masal şeklinde anlatır hem de yemeğimi yedirirdi. Ben daha okula başlamadan 5 yaşında okumaya başladım. İlk okuduğum ‘Çirkin Ördek Yavrusu’ adlı hikâye kitabıdır. Dedemin ve babaannemin anlattıklarıyla da Osmanlı Tarihi hakkında daha küçük yaşlarda bilgi sahibiydim.
Dedemin hikayeleriyle ben etrafımda bir masal dünyası yarattım. Dünyayı keşfetmek, herkesin göremediğini görmek çok hoşuma giderdi. Söylemlerim, konuları incelemem değişikmiş ki, babam üzerinde ‘şiir’ yazan pembe kapaklı bir defter almış ve ‘ne hissedersen buraya yaz’ demişti.
İlk şiirim ‘Arı ile Çiçek’ buraya yazıldı, daha sonra da onlarca defter doldu…
On yaşımda Doğan Kardeş dergisinde şiirlerim yayınlanmaya başladı, 11 yaşımda komşumuzdan esinlenerek ‘Hayri Bey’ isimli hikâyeyi yazdım.Farkındalıklarım vardı demek ki, bunlar beni hayata sanatçı olarak hazırladı diye düşünüyorum.”

BEN DE BÖYLE OLACAĞIM!
Lise yıllarında açılan bir yarışma İlter Yeşilay’ın yaşamında önemli bir yer tutar. Edebiyat öğretmeninin isteği ile katıldığı şiir okuma yarışmasından aldığı ilk ödülün yaşamına yeni bir hedef getirişini Yeşilay şöyle anlatıyor:
“Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesinde şair ve yazar olarak isim yapmıştım. Elektronik haberleşmenin olamadığı, telefon mesajı atılamadığı o zamanlarda, genç kızlar, pembe kâğıtlara, kokulu kalemlerle mektup yazardı. Kız arkadaşlarımın, erkek arkadaşlarına gönderdiği bu duygu yüklü! Mektupların yazılmasına da ben yardımcı olurdum.
Edebiyat öğretmenimin isteği ile okuldaki yarışmaya ben de Güzide Taranoğlu’nun Ana konulu şiiri ile katıldım ve ödülümü de şairinin elinden aldım. Çok heyecanlanmıştım, Taranoğlu o yüce kişiliği ile beni rahatlattı, ondan sonra da bana örnek oldu. O gün ‘ ben de bir gün bu güzel kadın gibi, böyle şeyler yapmalıyım’ demiştim. Bu sözümü hiç unutmadım, yıllar sonra elime geçen fırsatlarda, genç kızlara örnek olmak için okullarda çalışmalar yaptım.
1980 li yıllarda, Hece şiiriyle tanıştım, Halil Soyuer, Ahmet Tufan Şentürk, Feyzi Halıcı ve Cemal Safi ile dost oldum, birçok şair ile şiir toplantılarına katıldım. 1985 yılında Zeynel Yeşilay ile evlendik, Volkan isminde de bir oğlumuz var. Eşim yazarlığım konusunda bana çok destek verdi, içimdeki potansiyelin çıkmasında etkisi oldu.”

DEDİLER ZAMANLA HEP AZALIRMIŞ SEVGİLER
Yeşilay çiftinin mutlu yuvasında bir gün tatsız bir olay yaşanır. Şiir ve şarkı dünyamıza muhteşem bir eser bırakan bu olayı İlter Yeşilay şöyle anlatıyor:
“1990 yılı başındayız, bir gün evde bir tatsızlık oldu, eşim Zeynel sinirlendi çıkıp gitti… İlk defa böyle bir şey yaşanıyor evimizde, saatler geçti, gece yarısı oldu hala yok. Sesimi yükselttiğim için ben hatalıyım, yıkıldım ve ‘sevgi’ de bitermiş gibi duyguya kapıldım.
Bu şiir ilham oldu, hemen yazdım ve odanın kapısına astım, ben uyumuş gibi yaptım, Zeynel geç saatte geldi, okudu ve ‘bak bak sen’ dediğini duydum. Sonra barıştık tabii ki..
Eşim o zaman Türk Tanıtma Vakfında çalışıyor, iki gün sonra telefonla beni aradı: “Hemşerim, bestekâr Bilge Özgen burada senin o şiiri okusana” dedi. Bilge Bey’de telefonu aldı ve: “Hadi oku bakalım” deyince ben de başladım. ‘Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler, olsun bana seninle geçen yıllarım yeter- Nasıl Olsa her şeyin zamanla sonu yok mu? Ömür dediğin şey küsecek kadar çok mu?’

TELEFONDA BESTELEDİ
Bir süre sessizlik oldu ve karşıdan: “Ne yapmışsın sen?” diye bir ses geldi: “Kızım ben bu şiiri besteledim bile…” diye devam etmesi beni şaşkına çevirdi.
Birkaç gün sonra eşi Nevzat Abla ile bize geldiler, udu ile şarkıyı çaldı ve “İlk Serap Kuzey bunu radyoda okuyacak” dediğinde ben sevinçten ağlamaya başladım.
Yıl içinde şarkıyı Zeki Müren dışında okumayan kalmadı desem yeridir ama ben de onun tane tane okuyuşuyla bu şarkıyı dinlemek istiyorum, sonunda beklediğim haber geldi. Televizyon izleyicileri 1991 yılının ilk dakikasına; “Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler” dizlerimi Sanat Güneşimizin sesinden dinleyerek girdi…
Bu şarkı Milliyet Gazetesi okurları tarafından ‘Yılın Sevilen On Şarkısı Yarışması’nda üçüncü oldu, aynı yıl da TRT Yılın Şarkısı Ödülünü kazandı. Sonra Türklerin yaşadığı coğrafyaların birçoğunda tanındı şarkım.Moğolların Menhuri Orkestrası eseri çok sesli yaptı ve repertuarına aldı, Ankara’daki konserlerinde de Primadonnaları tarafından seslendirdi.
Bu eser söylenmemişleri söylediğim için sevildi, şarkılarda aşk acısından bahsedilir ama sevgilerin azaldığı söylenmez. Oysa ki saygı duyulmayan, beslenmeyen, emek verilmeyen sevgiler azalmaz mı? İşte ben bunu söyledim bu dizelerle… Aynı evde yaşarken bile ayrı kalan gönüller, ve hayatımızdan geçip giden aşklar insanlarda acı hisler bırakıyor. Bu şarkı insanlara o hisleri hatırlatırken aynı zamanda umut veriyor “olsun bana seninle geçen yıllarım yeter” diyen bir kabullenişle… Yani insanların kalbine dokunabilmeyi başarmak benim için gurur kaynağı…”
HER TÜRDE ESERİ VAR
Ben hayatım boyunca hiçbir şiiri şarkı olsun diye şiir yazmadım diyen İlter Yeşilay’ın çeşitli türlerde bestelenmiş atmıştan fazla eseri var. Yeşilay, değişik türde bestelenen şiirlerini de şöyle anlatıyor:
“1995 yılında İkinci Malatya Kaysı Festivali Şarkı Yarışmasında da Bilge Özgen’in bestelediği “Elini ver ellerime Akdeniz’e kaçalım” şarkımla ikincilik aldık. 1998 yılında Yüksel Dural’la tanıştım ve Pamela Spence’nin seslendirdiği ‘Gökkuşağı’ adlı eserimle Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Elemesi’nde ikinci olduk. Bu eser İngilizceye çevrildi ve Rainbow adı ile Brıthıs Akademi repertuarına girdi.
Daha sonraları Rusya’da eğitim görmüş eski Afgan Kralının yeğeni Wahid Omid ile tanıştık. “Sen Bensiz Olamazsın” ve ‘Leylim Leylim” adlı şiirlerimi besteledi. Omid daha sonra Kanada’ya yerleşti, bu eserleri İngilizce olarak yeniden seslendirdi ve kliplerini yaptı.
Fatih Erkoç’la tanışmamdan sonra da “Çare Yok”adlı şiirimi Ajlan ve Mine için besteledi. ‘Namıssız seni’ adlı şiirim de alt müzik yapısı üzerine Bedirhan Gökçe’nin okumasıyla, albümüne girdi ve klibi çekildi.
“Bazı şiirlerimi sağolsunlar o kadar beğeniyorlar ki; mesela Zeytinin Tuzu Gibi Dudağımda Kal Biraz’ adlı şiirim de beş bestekâr tarafından ayrı ayrı makamlarda bestelendi. Kuranda da geçen kutsal meyvelerden; üzüm, İncir ve Hurma için de şiir yazdım. Tokat’lı dostlarım “Tokat Kirazı için de yaz dediler” hissedersem yazarım dedim sabırla beş yıl kadar beklediler sonunda “Lal-i Kiraz” adıyla onu da yazmak kısmet oldu. Zeytin şiirim için Kıbrıs’ta, Kiraz için de Tokat’ta bana birer ağaç verildi.
Ben hayatı boş yaşamayı sevmedim, hep bir şeyler yapmaya çalıştım, dünyaya bu ilhamla görevli geldiğimi düşünürüm. Bu yüzden kendi çizgimi bozmamaya dikkat ettim. Bence sanatçı toplumun kösemidir, yönlendirir, izleyenlere örnek olur. Belli bir çizgide olmayı bunu aşmadan da güzel şeyler yapmayı başardığıma inanıyorum. Yazma konusuna gelince; Gerçekten hissetmediğim bir şeyi asla yazamadığım için çok fazla üretken değilim. Hissetmeden yazmayı kendime ve sanata ihanet olarak düşünüyorum. Bu yüzden eserlerimin hepsi gerçektir ve yazılması gerektiği için yazılmıştır. Yazmış olmak için değil…”

SANATTA KADIN
İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) Genel Başkan Yardımcısı İlter Yeşilay bu çalışmalarını da şöyle anlatıyor:
“2010 yılında Genel Başkan Mehmet Nuri Parmaksız Beyin isteği ile listesinde yer alıp seçime katıldım ve İLESAM Yönetimine geldik. İki yıl sonra Yönetim Kurulu tarafından Genel Başkan Yardımcısı olarak seçildim halen devam ediyorum.İLESAM Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğüne bağlı yarı resmi bir kuruluş, göreve geldikten sonra kadın şair ve yazarların sorunlarına eğilmek istedim ve çalışmalara başladım. Şu anda 3500 üyemiz, 76 il ve 57 üniversitede temsilcilerimiz var. Onlarla irtibata geçip bölgelerindeki kadın şair ve yazarlarla tanıştım. Sonra DTCF Yeni Türk edebiyatı ana Bilim Dalıyla ‘Türk Şiirinde Kadın Şairlere Bakış’ konulu bir sempozyum düzenledik. Altı akademisyen bildiri sundu, halk ozanlarımız, kadın şairlerimiz konuştular…
Buradan; Kadın şairlere aile veya çevre baskısı olduğunu, çoğunun özellikle aşk konusunda kadın duygusunu dile getiremediklerini bu nedenle de erkek ağzı ile yazmaya yöneldiklerini gördüm. Bu konuda çalışmalarıma devam edip Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile “Her Aile Bir Şiir” programını yapıp Türkiye genelinden on kadın şairimizi ve bestelenen eserlerini tanıttık. Programa Sayın Bakan Fatma Şahin’de bizzat katılarak bizlere destek olmaya söz verdi.
Bu bağlamda Türk Dünyası Kadın Şairleri ile de ileride bir proje çalışmamız olacak.
İLESAM da çok yönlü çalışmalarımız oluyor. “Esere Saygılı-Korsana Karşıyız” projesi ile ilk, orta ve liselerde ‘slogan ve Logo’ yarışmaları düzenliyoruz. Ülke çapındaki bu yarışmada, çocukları telif hakları konusunda bilinçli yetiştirmeyi amaçlıyoruz.
Ben 350 milyonu aşan Türk Dünyasını önemsiyorum, o ülkelere yaptığım seyahatlarde Türkiye’yi bir çok konuda öncü kabul ettiklerini gördüm. Ortak kültür ve dil birliğimizi pekiştirmek ve gelecek nesillere taşımak amacıyla benim projem olan ve İLESAM’ın hayata geçirdiği Türk Dünyası Konserler Dizisi’ni yapmaya başladık. İlk ülke Azerbaycan oldu. Onların şairlerinden gelen şiirleri bizim ünlü bestekarlarımız besteledi, İLESAM şairlerinin eserlerini de Azerbaycan’lı bestekarlar besteledi. Herkes kendi müzik özellikleri ve formlarıyla yaptı şarkılarını ama dil değişmedi. Bunu 2015 yılında yaptık. Ortaya çıkan eserleri, TRT AVAZ ile Arı Stüdyosundaki canlı yayınla o zamanki Kültür Bakanımız Sayın Yalçın Topçu beyefendinin de katılımıyla hayata geçirdik. İkincisini de Kerkük’le çalıştık ve Türkmen şair ve bestecilerle yine TRT Avaz’la canlı olarak Türk dünyası ülkelerine seslendik.
EFSANELERİMİZ BİLİNMİYOR
İlter Yeşilay ödül kazandığı ilk romanının öyküsünü de şöyle anlatıyor:
“Gençlerin aksiyon, macera türünden hoşlandığı bilinir. Türk Efsanelerini araştırdığım bir dönemde, gençlerin de ilgisini çekebileceği konusundan hareketle efsanelerimizden ‘Yağmur Taşı’nı yazmaya başladım. Bu dönemde Kültür Bakanlığı Edebiyat Teşvik Ödüllerine gönderdim, kazandım ve yazmayı tamamladım. Eser, mitolojik bir tarihi kurgu içinde köklerimizden gelen bir takım değerlerin ileriye nasıl taşınacağına dair mesajları içeriyor.
Romanı yazarken bir konu dikkatimi çekti. Yüzüklerin Efendisi türündeki milyon dolar bütçeli filmlerdeki karakterlerin çoğu, Türk Efsanelerinden çalınma… Merküt Kuşu, Tulpar, Uçan Atlar, Yeraltı Canavarları Abra ve Yutpa’lar Erlika-Urlik, Od Ana, ve niceleri gibi sembol karakterler ismi değiştirilerek bizden alınmış. Fakat ülkemizdeki insanların çoğu bunu bilmiyor. Dünya bizim özümüzü bizden çalıp film yapıyor ve bizde dünyanın parasını vererek gidip seyrediyor, onlara kazandırıyoruz.”
HEP ÜRETMİŞ
Eşinin görevi nedeniyle çeşitli ülkelerde de bulunan İlter Yeşilay hep üretmiş. Bu çalışmalarının karşılığında da, Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği, ‘Türk Dünyası Hizmet Ödülü’, DTCF ‘Yılın Şairi Ödülü’, Bilkent Üniversitesi, ‘İhsan Doğramacı Ödülü’ “TRT Müzik Ödülü” ve çeşitli beste yarışmalarında ödül sahibi de olan Yeşilay, ETV de “Mısralarda Buluşalım”, Kıbrıs Bayrak Radyo Televizyonunda, “Şiirlerden Şarkılara Aşk” programlarıyla ekrana geldi, Girne Yakın Doğu Üniversitesinde, Mustafa Kemal, Yahya Kemal ve Namık Kemal’i konu alan “Üç Kemaller”, Ankara’da “Mısralarda Hanımeli” ve “Başkent Şiir Akşamları” ile Almanya’nın çeşitli kentlerinde de şiir ve müzik içerikli performanslarda sahne çalışması yaptı.
‘Zeytinin Tuzu Gibi Dudağımda Kal Biraz’ ve ‘Dediler Zamanla Azalırmış Sevgiler’ adlı şiir kitapları da “YağmurTaşı” isimli romanı, yüzlerce hikayeleri, makaleleri yayınlanan İlter Yeşilay, BİRHARF internet Dergisi, Özel Kalemler Dergisi, Ortanca Dergilerinde de yazmış halen TELMİH dergisi ve İLESAM Dergilerinde yazıları, hikayeleri şiirleri yayınlanmakta. Şimdilerde bir aşk romanı yazıyor, dedesinin anlattığı masalları ve babaannesinin hayatını yazmak için de çalışmalarını sürdürüyor.