Akşener: Avrupa Birliği yolculuğumuzdan vaz mı geçtik?

İSTANBUL (ANKA)-İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, FOX TV’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener, idam cezasının kaldırılmasının AB ile uyum yasaları için yapıldığına dikkat çekerek “Bahçeli ve Erdoğan şunu konuşmalı, biz AB yolculuğundan vaz mı geçtik. Biz bunu AB’ye girebilmek için çıkardıysak tekrar geri döndürmek istiyorlarsa sebebini söylemek zorundalar. Biz AB’den çıkmak mı istiyoruz?  Brexit’ten sonra Trexit mi yapacağız?” diye sordu.
Akşener, Covid-19 ile mücadele kapsamında aldığı tedbirleri anlattı:
“Bütün Kurallara uyuyorum, maske takıyorum, sosyal mesafeye dikkat ediyorum, el teması kesinlikle yapmıyorum. Gözlük takıyorum. C vitamini alıyorum her gün. Beslenmeme dikkat ediyorum. Zatürre aşısı oldum bu hafta illerden dönünce ekibimle birlikte düzenli test yaptırıyoruz. Kapalı alanlarda toplantı yapmıyorum.” Akşener’in konuşmasından önce çıkan başlıklar şöyle:
PANDEMİ HASTANELERİNİ ALİ ERBAŞ’A BAĞLASINLAR: Ak Parti’nin yöneticilerinin hiçbir zaman geri adım atmadıkları tek bir konu vardır; Atatürk ve cumhuriyet değerleri onlarla mücadeleden geri adım atmadılar. Diyanet Atatürk’ün kurduğu bir kurum, onun başında Ali Erbaş isimli birisi var. Atatürk’ün kurduğu kurumun başındaki şahıs hepimizin eleştirdiği bir isim. Atatürk’ün kurduğu Heybeli Ada.  Ben Erdoğan’a öneriyeyim ne kadar pandemi hastanesi varsa Ali Erbaş’a bağlasınlar, belli ki çok yetenekli bir isim. Hepsini devretsinler işler düzelsin.
GENÇLERİN YÜZDE 70’E YAKINI ÜLKEDEN
UMUDUNU KESTİ: Üniversite mezunu gençlerin yüzde 70’e yakını bu ülkeden umudunu kesip yurtdışında iş bulabilse kaçıp gidecek. Devleti yöneten hükümet olarak çalışanın, gayret gösterenin liyakatsizliğe mahkum edildiği bir ülkeyi gencin önüne sunarsanız o genç bu ülkeden umudunu keser. Bu da nepotizmdir. Akrabalarınıza dışarda iş imkanı sunun. Haksızlık, nepotizm, liyakatsizlik, akraba kayırmacılık diz boyu. Daha vahimi var. Rektörlükte ya da belediyelerde özel kalem olarak başlıyorlar, sonra yüksek maaşlarla başka yerlere terfi ediyorlar. Bu kadar ah alınır mı? Bütün dinlerin en önemli özelliği kul hakkıdır. Bunlar aynı zamanda ekonomik yolsuzluklara da neden oluyor.
VELİLERİN, ÖĞRETMENLERİN SORULARI YANITSIZ: Eğitim konusu çok enteresan. Bunlar açılacak mı belli değil. Zaten bakanlık kavramını ortadan kaldırdı, Meclis ortadan kalktı. Velilerin, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin sorularını cevaplandıracak bir mercii ortada yok. Özel okullarda sektör 2019 itibarıyla 1 milyon 440 bin öğrenci almış. 170 bin öğretmen var, 30 milyar liralık bir hacim söz konusu. Doğrudan ve dolaylı olarak 750 bin üzerinde istihdamı kapsıyor eğitimin bu alanı. Yeni kayıtlarda yüzde 80’e varan düşüş var. Bütün bunlar bir araya geldiği zaman bu okullar tedbir alınmadığı durumda kapanır. 750 bin insanı işsizler ordusuna katmış olursunuz. Biz ne öneriyoruz? Biz şunu öneriyoruz, öğrenci başına 10’ar bin lira bir yıl ödemesiz bir yılı faizsiz bu okullara işletme kredisi verilmesini öneriyoruz. Bir öğrencinin devlete maliyeti 1176 dolar. 10 bin lira verdiğiniz zaman devletin üzerindeki yükü de hafifletmiş oluyorsunuz. Bunu yaparlar mı hayır yapmazlar. Yapmayacaklarsa biz yapacağız inşallah. Esnaf içinde bunu demiştim. Esnaf nasıl kepenk kapatma durumundaysa aynı şey okullar için de geçerli.
EKONOMİ BAKANI EKONOMİNİN E’SİNDEN ANLAMIYOR:Kontrollü fakirlik meselesini, yönetilen fakirlik meselesini ben iktidar partisi ve ortaklarının şuurlu yaptığı bir iş olduğuna kanaat ettim. Esnafa soruyorum bu yardımdan faydalandın mı, ne aldın, sadece kaymakamlıktan 750 lira aldım diyor. O kadar süredir 750 lira para almış. Ben bunun bilerek istenilerek yapıldığına inanıyorum. Partili cumhurbaşkanlığı sistemiyle gerçeklikten kopulmuş durumda. Ekonomi bakanı ekonominin E’sinden anlamıyor.
KLİP VE PRODÜKSİYON ŞİRKETLERİ DEVREDE: Düzenli problemler çıktığında bakıyorsunuz klip ve prodüksiyon şirketleri devrede bir klip yapılıyor. Medyada yayınlanmaya başlıyor o da yetmediği zaman tarihimizin şahsiyetlerinden birinin dizisi yaptırılıyor. Bu sorun çözüldü sanıyorlar hayır çözülemiyor. Milletin sesini kimse duymuyor, medya duyuramıyor. Vatandaşın sesini duyurmak için gidiyorum illere. Öyle vahim örneklerle karşılaşıyorum ki, ağlarsınız.  Toplumun hizmet sektörü etkileniyor pandemiden. Ekonomimiz zaten kırılgandı önlemler başında alınsaydı bunları yaşıyor olmazdık. İşsizliği fakirliği tarif edemem size. Damat keşke ekonomiden anlayan bir insan olsaydı. Paket açtınız 5 tane tane müteahhide kredi vermek üzere. Esnaf diyor ki, bizim BAĞ-KUR aidatlarımızı devlet üstlensin. Biz dedik ki, kişi başı aile fertlerine 500 lira destek verin onun yerine 5 müteahhide kredi verdiler, beton stoklarının satılmasına ön ayak oldular. Bunlar ekonominin içine girse o çarklar dönse işsiz insanlar iş sahibi olur.  Bugün gelinen nokta derin bir yara olmuş durumda.
BREXİT’TEN SONRA TREXİT: 2001 yılında idam sayın Bahçeli’nin başbakan yardımcısı olduğu dönemde kaldırıldı. 3 Ağustos 2002’de savaş ve çok ağır suçlar dahilinde kaldırıldı. 14 Temmuz 2004 tarihli kanunla ölüm cezalarıyla ilgili maddeler kaldırıldı. Birinde Başbakan Yardımcısı Bahçeli, diğerinde Başbakan Erdoğan, ikisi de bunu AB uyum yasaları için yaptılar. Burada dam cezası meselesinden ziyade Bahçeli ve Erdoğan şunu konuşmalı, biz AB yolculuğundan vaz mı geçtik. Biz bunu AB’ye girebilmek için çıkardıysak tekrar geri döndürmek istiyorlarsa sebebini söylemek zorundalar. Biz AB’den çıkmak mı istiyoruz?  Brexit’ten sonra Trexit mi yapacağız? Bu konunun gündeme getirilmesi demek, Avrupa Birliği’ni girebilmek için çıkarttıysak yani bu noktada geri getirmek istiyorsak sebebini söylemek zorundalar.
İŞİN CIVIĞI ÇIKTI: Yunanistan ve Fransa’nın tutumu elbette kınanması gerekir hem Türkiye’nin hem Türk Milleti’nin çıkarları açısından orada bir sorunumuz yok ama biz buraya nasıl geldik. İktidar buradan ders almalı. Dış politikada bir ‘monşerler’ meselesi oldu, Dışişleri Ak Parti’nin seçtirilmemiş siyasetçilerin makam yeri oldu. ‘Monşerler’ ortadan kalksın diye bir savaş başlatıldı. Halbuki, dış ilişkileri 200 yıllık hafızanın biriktiği bir yerdir. Kişisel ilişkiler önemlidir ama devletlerarası ilişki kalıcıdır. Erdoğan ‘Türkiye eşittir kendisi’ kabul ettiği için bütün bu ilişkilerde işin cıvığı çıktı. Bu kabul edilebilir, olabilir Dışişleri için bugüne kadar var olmuş bir durum değil. Böyle bir dış politika olmaz. Dış politika Türkiye’nin çıkarları üzerinden, soğuk kanlı, diplomasiyi öne koyan bir mantık içerisinde olur.
TÜRKİYE DEĞERLİ YALNIZLIĞIYLA BAŞBAŞA: Dış politikada ikinci önemli konu güçlü bir ordunuzun olması lazım. Siz Ergenekonlardan Balyozlardan başlayıp en son 15 Temmuz’a getiren bir sistem içerisinde ordumuz problem yaşamış. En önemlisi üreten ve güçlü bir ekonomi olması lazım. Kalkınma yolunda ilerleyen güçlü bir ekonomiye sahip bir ülke olmalısınız. Bu üçü var mı? Yok. Sayın Erdoğan’ın ağzından değerli yalnızlık diye bir söz çıktı o gün bugündür değerli yalnızlık iki devlet arasında sürüyor. Bütün uyarılara rağmen Türkiye değerli yalnızlığıyla baş başa. Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumalıyız bunu ağırlıklı olarak elbette diplomasi ile yapmalıyız. O masaya biz oturmalıyız. Biz Libya ile imzalanan Mavi Vatan anlaşmasını destekledik. Ama Libya anlaşmayı parlamentodan geçiremedi. Türkiye değerli yalnızlığıyla baş başa. Türkiye, sayın Erdoğan’ın kişisel ego ve kavgalarıyla yapayalnız hale geldi.
NATO’DA KONUŞULMALI: Yunanistan’la savaş ilan edilebilir ama bunun getirisinin götürüsünün hesaplanması gerekir. Dış politikanın daha kurumsal daha devlet arasında yapılması gerektiğini anlayıp Yunanistan ile şu gerilimin ne yöne evirileceği konusunda NATO ile konuşulması gerekir.
AKP’Lİ SEÇMEN ‘SİZE HAKSIZLIK ETTİK’ DİYORLAR: Biz partimizi zaten değerler üzerinden kutuplaştıran anlayışı ortadan kaldırmak için kurduk. İnsan merkezli, insan odaklı bir bakış açımız var. Bir yere gidince diyorum ki ben propaganda yapmaya değil sizi dinlemeye geldim. Şunu fark ediyorsunuz ki herkes aynı acıların içinde. Bu makulde buluşmak sadece eleştirmek değil, çözüm önerilerini sunmak için çıkılan bu yolculuğun meyvelerini alıyoruz. Bir sert tepkiyle karşılaşmıyorum. AKP’li seçmenler kulağıma eğilip size haksızlık ettik hakkını helal et diyorlar, hala Ak Partili. İnsanlar birbirini sevmek zorunda değil, birbirleriyle derin dostluklar kurmak zorunda değil ama saygı göstermek zorunda. Ben size saygı göstereceğimi siz bana saygı göstereceksiniz.
Bunu yaptığınız zaman derin sorunlar ortadan kalkar.
VEKİLİN 1500 KİŞİLİK DÜĞÜNÜ: Erdoğan Giresun’da miting yaptı adını keyif çayı koyduğu çay attı milletin başına. Erdoğan Giresun’a itmeliydi vatandaşın derdini dinlemeliydi ama siz orada miting yaparsanız sizin vekiliniz 1500 kişilik bir düğün yapar. Bunlardan sonra vatandaşı suçlayamazsınız.
MECLİSİN KIYMETİ KALMADI: Bütün sorunların çözümü için hukukun üstünlüğü, adaletin tam sağlanması, demokrasinin tam uygulanması, bu ucube sistemden vazgeçildiği, iyileştirilmiş güçlendirilmiş parlamenter sistemin gelmesi gerekiyor.  Türkiye hem parasal hem de insan gücü olarak kendine yetebilecek bir ülke. Sadece yolsuzluğu, akraba kayırmacılığının ortadan kalkması lazım.
Onun için partili cumhurbaşkanlığı sisteminden kurtulmamız lazım. Meclisin bir kıymeti kalmadı.
SEÇMEN SİYASETÇİYE GÜVENMİYOR: Biz 83 milyonun oyuna talibiz. Herkes gibi bende cumhurbaşkanı olmayı seçilmeyi çok isterim, çok iyi hizmetler yapabileceğimize inanıyorum ama Türkiye’nin geleceğini zora sokacak bir stratejim olmaz dedim, bu netlikte söylüyorum. Bazı şeyleri bizim istismar sahası halinden çıkarmamız lazım. Ne ekonomi ne sistemin yarattığı sonuçlar Türkiye’yi 2023’e bu sistem taşıyamaz, Türkiye’de bu sistemi taşıyamaz. Neyse kartım ortada elbette bende herkes gibi çok isterim ama Ülkenin bu sistemden kurtulmasının daha önemli olduğuna inanıyorum. Seçmen çok aldatıldı ister Ak Parti’ye ister CHP’ye kime oy verirse versin Türk seçmeni travma geçirmiş durumda. Siyasetçiye güvenmiyorlar.”